Tag Archives: Gibi

Nefes Ve Zihin

Nefes teknikleri ile zihnimizi kontrol edebilirmiyiz?

  Beynin kendi içinde gelişmeye ve genişlemeye müsait olduğu ve kendi potansiyellerini aşabileceği tezine, nefes teknikleri uygulayarak zihinlerini kontrol edebilenlerin beyinlerinin test sonuçlarından ciddi bir destek geldi. Amerikalı beyin bilimci Dr. Richard Davidson, Tibetli rahiplerin beyinleri üzerinde yaptığı araştırmalarda, nefes teknikleri ve meditasyon ile beynin değiştirilebileceği bulgusuna ulaştı.

  Eğitilmiş zihin, ya da beyin, eğitilmemiş olandan fiziksel olarak farklıdır. Görülen odur ki ilerleyen süreç içersinde zihinsel eğitimin potansiyelini anlayabilecek ve bunun ciddiye alınmasının gerekliliğini anlayarak bu yönde çalışmalarımızı artırmalıyız

  Beyin araştırmaları, Budistlerin yüzyıllardır uyguladıkları nefes teknikleri ve meditasyon pratiğine ilişkin somut deliller elde ediyorlar. Nefes teknikleriyle oluşturulan meditatif farkındalığın, beynin işleyişini değiştirebilir ve insanların çeşitli farkındalık (awareness) düzeylerine erişmesini sağlayıcı değişik haller, geleneksel olarak fiziksel ölçülebilmenin ve nesnel değerlendirmenin dışında da artık yeni bir dünyada soyut kavramlarla anlaşılır hale gelmektedir.

  Son birkaç yıldan beri Wisconsin Üniversitesi araştırıcıları Tibetli rahiplerle birlikte çalışarak bu zihinsel deneyimi yüksek frekanslı gamma dalgaları, beyin senkronizasyonu ve koordinasyon gibi bilimsel dile çevirmeyi başarabilmişlerdir. Beyin faaliyetinin nefes teknikleriyle oluşturulan meditatif farkındalık durumunda en kuvvetli bağlantı gösterdiği bölge olarak, alnın sol tarafının hemen arkasında bulunan prefrontal korteksi işaret etmişlerdir

  Üniversitenin 10 milyon dolarlık yeni W. M Keck Laboratory of Functional Brain Imaging and Behaviordan bir sinirbilimci Richard Davidson , “uzun süreli uygulayıcılarda bulduğumuz beyin aktivasyonu daha önce hiç görmediğimiz ölçüdeydi; onların zihinsel uygulaması beyin üzerinde tenis ve golf pratiğinin performansı arttırıcı etkisine benziyordu” demiştir. Ve yine Davidsona göre “beyin eğitilebilir ve nefes terapileri ile fiziksel değişime uğratılabilir bir kabiliyete sahiptir.”

  Önceleri bilim adamları bunun tersine inanırlardı. Yani eski bilgiye göre sinir hücreleri arasındaki bağlantı hayatın başında saptanır ve erişkinde değişmezdi. Bu varsayım son on yıllarda değişmiş, beyin görüntüleme ve diğer tekniklerin ilerlemesiyle bilim adamları onun yerine “sürekli beyin gelişimi ve nöroplastisite” kavramını kabul etmişlerdir.

  En yeni nefes uygulamalarının oluşturduğu meditatif çalışmalarda ki araştırmaların sonuçları, nefes teknikleriyle ve diğer yollarla yapılan zihinsel eğitimin beynin iç işleyiş ve devrelerini (circuitry) değiştirerek, nöroplastisite kavramını bir adım daha ileri götürmüştür.

  Bu bulgu Davidson ile dünyanın en ünlü Budist uygulayıcısı Tibet’in Dalai Lamasının uzun ve inanılmaz ortak çalışmasının eseridir. Davidsonun coşkuların sinirbilimi üzerinde yenilikçi çalışmalar yaptığını öğrenen Dalai Lama, onu 1992′de Hindistan, Dharamsaladaki evine davet etmiştir

  Yüksek irtifada yaşayan Perulu inkalarla Tibetli lamaların yüzyıllara dayanan yoğun nefes teknikleri gelenekleri vardır. Dalai Lama kendi rahiplerinin meditatif çalışma yapan zihinlerinin Davidson tarafından bilimsel olarak araştırılmasını istiyordu.

  Üç yıl önce Dalai Lama, Davidsonun laboratuarında iki gün geçirmişti. Sonunda Dalai Lama en başarılı sekiz rahibini elektroansefalografi (EEG) ve beyin taraması (scanning) için Davidsonun laboratuarına gönderdi. Deneydeki Budist uygulayıcılar Tibet Nyigmapa ve Kagyupa geleneğine göre 10,000 ila 50,0000 saat ve 15 ila 40 yıllık bir zaman diliminde eğitilmişlerdi. Kontrol olarak daha önce hiç deneyimi olmayan 10 gönüllü öğrenci bir haftalık eğitimin ardından teste tabi tutulmuştu. Rahipler ve öğrencilere 256 elektriksel sensor bağlanmış ve kısa sürelerle nefes uygulamaları yaparak ulaşacakları seviyenin belirlenmesi istenmişti

  Nefes teknikleriyle zihnin düşünme ve diğer zihinsel faaliyetlerde nöron gruplarının haberleşmelerini gösteren hafif fakat fark edilebilen elektriksel aktivite patlamaları yaratır ve sensorlar da bunları yakalar. Davidsonda özellikle bu yüksek frekanslı ve en önemli elektriksel beyin impulsları olan gamma dalgalarının ölçülmesiyle ilgileniyordu

  Her iki gruptan nefes teknikleri uygulamalarıyla ulaşacakları zihin titreşim seviyesinde, koşulsuz sevgi ve olduğu gibi kabul üzerinde meditasyon yapmaları istendi. Budist öğreti, Dalai Lama öğretisinin merkezi sayılan bu durumu, canlılara yardıma kayıtsız şartsız hazır olma diye tanımlanan bu öğretiyi esas aldılar, çünkü bu durum özel nesneler üzerinde yoğunlaşmaya ve imajlara gereksinim bırakmıyor; tersine, dönüşmüş (transformed) bir var oluş durumu yaratıyordu. Davidson, uygulamaya alınan rahiplerin eğitimli beyinlerin de gönüllülere göre önemli farklılık gösteren sonuçlar doğurduğunu bildirmişti. En önemlisi elektrodlar rahiplerin beyninde öğrencilerinkine göre hızlı ve şiddetli gamma dalgası aktivitesi kaydetmiş ve rahiplerde dalgaların beyinde hareketi çok daha iyi organize ve koordine bulunmuştu.

  Nefes teknikleri ile çalışmaya yeni başlayanlar uygulamalar esnasında sadece hafif bir gamma dalgası faaliyeti gösterirken, rahip veya dervişlerin bazıları daha önce hiçbir sağlıklı kişi de görülmemiş derecede kuvvetli gamma dalgaları oluşturabiliyorlar.

  Nefes tekniklerini uzun yıllar uygulayan mistiklerde en yüksek gamma dalgaları düzeyi görüldüğü eskiden beri bilinmektedir. Bu doz cevabı, yani örneğin bir ilacın yüksek düzeylerinin aşağı düzeydekinden daha etkili olması, araştırıcılar tarafından sebep sonuç ilişkisini belirlemek için kullanılır. Daha önceki çalışmalarda dikkati toplama, bellek, öğrenme ve bilinç gibi zihinsel aktivitelerin rahiplerde görülen sinirsel koordinasyonda artma gibi bir durumla benzerliği gösterilmiştir. Rahiplerde şiddetli gamma dalgaları ayrıca beynin farklı devrelerinde bağlantı kurarak daha yüksek zihinsel aktivite ve daha üst düzey bir farkındalık da yaratır.

  Davidsonun araştırması onun sol prefrontal korteksin mutluluk, pozitif düşünceler ve coşkularla ilgili beyin bölgesi olduğunu gösteren önceki çalışmalarıyla örtüşmektedir. Davidson, rahiplerde fonksiyonel manyetik rezonans görüntüleme (fMRI) kullanarak, EEG ile ölçüldüğü gibi- beyin aktivitesinin özellikle bu bölgede yüksek olduğunu bulmuştur. Davidson, araştırmasından nefes teknikleri uygulamaları ve beyin işleyişini sadece kısa süreli değil büyük olasılıkla kalıcı olarak değiştirebileceği sonucuna varmıştır. Bu bulgu, rahiplerdeki önemli derecede yüksek gamma dalgası aktivitesinin hatta nefes teknikleri uygulamaları yapmasalar bile kontrol gruptan fazla olduğu gerçeğine dayanmaktadır

  Massachusetts Üniversitesinden bir araştırıcı; Jon Kabot Zinn , birkaç yıl önce benzer sonuçlara ulaşmıştı. Birçok Amerikan üniversitesin de araştırıcılar zen, Budist, Katolik rahiplerin ve sufilerin nefes teknikleri uygulamalarını gerek kutsal metin okumaları gerek özel konsantrasyon artırıcı nefes yöntemlerini deneyimle diklerini ortaya çıkarmışlardır

  Nefes tekniklerinin oluşturduğu zihni yavaşlatma ve hızlandırma kontrolü zihnin eğitilmesini sağlıyor. İnsan beyninde oluşabilecek dejeneraktif değişiklikler, örneğin bunama bu metotlarla önlenebiliyor

BANU DEĞER

Incoming search terms:

  • tibet yogası
  • tibet zihin yogasi
  • tibet meditasyon
  • gözleri güçlendiren yoga asanaları
  • zihinsel yoga
  • tibet nefes teknikleri
  • zihni yavaşlatmak
  • jetonlacalisan masaj aleti belfitigina zarar verimi
  • tibetlilerin nefes teknikleri
  • tibet yogasinin teknikleri

Karma Yoga 3

KARMA YOGA İLE İLGİLİ YAZILMIŞ ,SON DERCE BİLGİLENDİRİCİ VE GÜNLÜK HAYATTAN ÖRNEKLERİN OLDUĞU DEĞERLİ BİR YAZI………….

karma4 300x156 Karma Yoga 3 Ishavasya Upanishad en önemli on Upanishad’tan biridir. Karma Yogayı gerçekten ilk olarak tasvip eden Upanishad’tir. Bhagavad Gita’da Karma Yoga ‘dan ayrıntılı bir şekilde bahseder.”Karma” “yapılan iş” “Yoga” ise “aklın huzuru” anlamına gelmektedir. Yani Karma Yoga yaptığımız işlerle aklın huzuruna sakinliğine erişme yöntemidir. Fakat Karma bazen farklı anlamlarla da kullanılır. İnsanlar Karmayı geçmiş aktivitelerimiz ve onların etkileri olarak ima ederler. Bir şeyin karmik olduğunu belirtirken ; mesela neden Türkiye’ de doğdum neden Amerika’da değil? gibi.Bu benim karmik durumum denir. Veya neden hep acı çekmeliyim? Bu da karmiktir. Ama ne zaman müthiş bir haz ve mutluluk duyarız, o zaman bu karmik değildir. Ve kolaylıkla deriz ki; “Çok çalıştım çok çabalayıp kazandım bütün eforumu bu işe sarf ettim.” Halbuki ıstırap çekme durumunda veya herhangi bir kötü sonuçta bu karmik oluverir. Bu yüzden karma çok yakın şekillerde kullanılır. Yani temel olarak karmanın ne olduğunu iyi anlamamız gerekli.

İkinci durum da karmanın bizi nasıl aklın huzuruna götürdüğüdür. Bütün acılar , rahatsızlıklar ve stres karmadan meydana gelir.Hissettiğimiz aktivite rahatsızlığa neden olur. Bu nedenle insanlar “aklın huzuru” denince bunu her işi bırakmakla eşdeğer tutarlar.Aklımızı sakinleştirmekten bahsettiğimizde dinleyiciler hemen tepki verip “Aklımı sakinleştirirsem nasıl çalışırım? Nasıl olur da işlerimi sükunet içinde ilerletebilirim?” gibi sorular sorarlar. Ama bu demektir ki karma bizim problemlerimize neden olan eylemdir ve bu aktiviteyi bırakmak da söz konusu değildir. Öyle ise işle bütünleşmiş bir durumdayken sakin bir akla sahip olmak mümkün değildir. Temel olarak anlayabildiniz mi? Bu Karma Yoga’ nın bizi yönlendirdiği ilk sırdır. Problem olan eylem değildir. Problem başka bir şeydir. İsterseniz bir hikayeden küçük bir örnekle konuyu tasvir edelim.

Yoganın düşüncesi bir şeyi olağanüstü şekilde yapmaktır. Büyüleyici bir şey olmalı. Nasıl olur da basit bir şekilde yapılan aktivite bize yoganın yararlarını sağlatabilir? Nitekim bize yoganın yararını veren şeyler insani olarak imkansız görünen sert disiplin , acı veren vücut ve zihin egzersizleridir, acı yoksa kazanç da yok durumu. Sıradan bir aktivite bize nasıl yarar sağlayabilir ki?

İşte size yapmayı beklediğiniz şeyin o kadar da insana aykırı bir şey olmadığını göstermek için klasik bir hikaye :

Yoga Normal Bir İş Olabilir Bir gün Kaushik adli bir aziz ormanda bir ağacın altında derin meditasyon halindeymiş. Ağacın dallarında bir kuş kendince olağan sesler çıkararak ötüyormuş. Bilge Kaushik meditasyonkarma3 92 300x211 Karma Yoga 3 sırasında kusun sesinden çok rahatsız olmuş ve büyük bir sinirle kusa yakıcı gözlerle bakmış. Bu çok kızgın bakışlar kuşu yakmış ve kuş ölüp yere düşmüş.

O anda Kaushik kuş için kendini üzgün hissetmiş , diğer taraftan da meditasyon sırasında sahip olduğu güce şaşırıp kendiyle gurur duymuş.Meditasyonu sona erdirildiğinde kendini aç hissetmiş. Yiyecek bir şeyler istemek için yakındaki bir evin önüne kadar gelmiş. O günlerde derin meditasyona bağlı olan spirituel rayıcıların ihtiyaçlarını karşılamak geleneksel olarak toplumun sorumluluğuymuş. Fakat bunun kibirle değil alçak gönüllülükle yapılması gerekirmiş. Aziz ön kapıda beklerken evin hanımı azize hizmet etmek üzere tüm saygısıyla yanına gelmiş. Ama aynı anda evin kapısından içeri kocasının girdiğini görmüş. Bir sofu kadının değişmez görevlerinden biri eşine hizmettir. Bu yüzden azize ” Efendim, size hizmet etmeyi gerçekten çok isterim.

Lütfen bana on dakika müddet verin esimle ilgileneyim sonra size gereken hizmeti edeyim” demiş. Kaushik bu sözlere hiddetlenmiş. “Nasıl olur da sıradan kocasına hizmet edip burada duran büyük güçlere sahip yogiyi ihmal eder” diye düşünmüş fakat kendini kontrol edip kadının gelmesini beklemiş. Kadın içeride beklediğinden biraz daha fazla kaldıktan sonra yanına gelmiş ve özür dileyerek “Sizi beklettiğim için çok üzgünüm efendim” demiş . Fakat Kaushik in siniri yatışmamış. Kadın sürekli özür dilemeye devam etmiş ama kibir merhametle davranmaya engel olmuş.

Azizin değişmemesine ve ısrarına karşı kadın olayın kasıtlı olmadığını ve durumu dönüştüremediğinden “Efendim bu kızgın bakışları bırakın artık” demiş ve eklemiş “Ben sizin ormanda bu bakışlarla yaktığınız kuşa benzemem”.

karma3 81 236x300 Karma Yoga 3  Kaushik duydukları karşısında şok olmuş.Çünkü bunları ormanda ondan ve kuştan başka gören olmadığına eminmiş. Nasıl olur da bu kadın yogik güçleri olmadan bunu bilebilir diye düşünmüş. Demek ki bu kadının güçleri kuşu yakan Kaushik in güçlerinden daha da üstünmüş. Bunu anlayınca aziz ,kadının ayaklarına kapanıp özür dilemiş ve ona bu güçlere sahip olmak için nasıl yogik çalışmalar yaptığını sormuş. Bunun üzerine kadın sade bir gülümsemeyle; “Hiç bir spirituel çalışma yapmıyorum, yaptığım sadece evimin gerektirdiklerini büyük bir itina ve özenle yapmam” demiş. Ama Kaushik buna inanmamış ve kadının ondan sakladığını düşünmüş. Bunun üzerine kadın ona eğer daha fazla bilgi istiyorsa yan kasabada bulunan gurusu Dharma Vyaadha’ ya gitmesini söylemiş.

Bunun üzerine Kaushik büyük bir ashram gibi bir şey bulma umuduyla kadının söylediği guruyu aramak için yan kasabaya gitmiş ve etrafa bakınmaya başlamış. Fakat şaşırtıcı bir şekilde beklediği gibi herhangi bir yerle karşılaşmamış. Sonra birden üzerinde Dharmavyaadha Kasap Dükkanı yazılı bir dükkan görmüş. Fakat bunun o olamayacağını çünkü böyle büyük bir adamın et satamayacağını düşünmüş.

Dükkanın önünde tereddütlü bir şekilde dururken içerden bir adam onu çağırmış ve “Merhaba beyefendi. Sanırım siz yan kasabadaki bayanın tavsiyesiyle beni bulmaya gelen Kaushik olmalısınız. Ben aradığınız Dharmavyaadha yım.” demiş. Kaushik in tam anlamıyla dili tutulmuş.Nasıl olur da yalnız onun ve kadının arasında gecen şeyi bilebilir diye donakalmış.

Sessiz ve şaşkın bir şekilde beklerken adamın et kesip para toplamasını izlemiş ve paraları saymasına bakmış. Adam işini bitirdikten sonra paralarını saymış toplamış ve Kaushik’i alıp evine götürmüş. Orada ailesiyle ilgilendikten sonra sormuş “Evet beyefendi sizin için ne yapabilirim?”

Adamın bu bilgeliğini ve yaptıklarını gördükten sonra Kaushik sormuş; “Efendim böyle büyük bir üstat olmak için ne gibi sadhana ve çalışmalar yaptığınızı öğrenebilir miyim?” Dharmavyaadha cevaplamış: “Ben sadece yapmakla yükümlü olduğum görevleri özenle ve gayretle yerine getiriyorum , işte benim meditasyonum bu.” İşte bu öyküden alınacak ders sıradan günlük islerimizi özel bir tutumla yapmanın hiçbir spirituel sadhanadan aşağı kalır bir yanı yoktur. Simdi mesele burada nasıl bir tutumla günlük işlerimizi sadhanalara veya spirituel çalışmalara çevirebileceğimizle ilgili!

Sevgiler
Raghuram

Karma Yoga (II)

Simdi vereceğim anekdotla tutumların, işlerin görünüşlerini nasıl
değiştireceğini görelim.
Doğru Tutum Bir İşi İbadete Çevirebilir
—————————————
Bir köyde inşa edilmekte olan bir Tapınak ve bu inşaatta
taşları yontup kırarak muhteşem heykeller ortaya çıkaran birçok işçi varmış.Bir gün bir ajanstan muhabir gelip çalışanlarla röportaj yapmak istemiş. İlk önce gittiği bir çalışana sormuş “Burada ne yapıyorsunuz?” Adam büyük bir öfkeyle yanıt vermiş “Görmüyor musunuz ne yaptığımı işte taş kırıyorum. Hem de çok sert taşları.Ellerime bak ne hale geldiler. Kıpkırmızılar. Taş dövmek cehennem gibi bir şey. Bir delik bulupkarma3 71 226x300 Karma Yoga 3 kaçabilsem keşke ama nerde !Şef sürekli kafamda bana bakıyor. Bütün bu iş cehennem gibi. Bir de bana soruyorsun bu iş zor mu diye? Bu iş tam bir bela. Sanki lanetlendim bu işi yapmak için. Keşke bir an evvel bu sefil işten kurtulabilsem!” Muhabir yeniden bir soru yöneltmiş “Taş kırıp dövdüğünüzü anladım fakat burada inşa edilen nedir?” Adam “Bu saçma sapan yolu niye yapıyorlar anlamadım , zaten beni hiç alakadar da etmez.” demiş.

Sonra muhabir bir diğer isçiye gidip sormuş “Ne yapıyorsunuz?” Adam cevap vermiş “Ben taş kesiyorum. Bu benim işim. Sekiz saat çalışıp 10 dolarımı alırım. Benim karım çocuklarım var. Bu benim sorumluluğum. Çoluk çocuğuma bakmak zorundayım. Bu benim sadece görevim.” Kadın sormuş “Burada ne inşa olduğunu biliyor musunuz?” “Evet bir tapınak olduğunu söylediler. Bütün işi bir tapınak için yapıyoruz. İsterse hapishane olsun benim için fark etmez. Ben sekiz saat işimi yapar on dolarımı alırım. Başka da işim olmaz.”
Sonra kadın üçüncü adama gider ve sorar “Burada ne yapıyorsunuz?” Adam cevap verir: “Ben bir Tapınak inşa ediyorum. Bu köyde yıllardır bir tapınak yoktu. Ne zaman bir festival olsa bütün insanlar yan köye giderlerdi. Benim büyükbabam denedi ama bütün hayati boyunca başaramadı. Babam da çok çabaladı ama bir tapınak inşa edilemedi , hep bir rüya olarak kaldı. Benim zamanımda da olmayabilirdi belki ama Tanrının lütfuyla bu Tapınak benim zamanımda inşa ediliyor.

Biliyor musunuz taşa vurduğum her an muhteşem bir melodi çıkıyor. Bakın burada her şey tapınak inşaatı başladığından beri bir festival gibi. Bu tapınak bütün köyü bir araya getirdi. Bu uykulu halk bir anda festival oduna geçti.” Muhabir sormuş “Burada ne kadar çalışıyorsunuz?” “Neden soruyorsunuz ki? Kalkar kalkmaz buraya gelirim ve taşları kesmeye başlarım. Burada yerim içerim, her şeyimi burada yaparım. Eve gittiğimde , yattığımda ,hatta rüyamda bile taş keserim ben. Bu gerçekten çok mutluluk verici bir şey benim için. Bu benim hayalim” Muhabir sormuş “İnşaat ne zaman sona erecek?” “Neden bana bunu soruyorsunuz ? Ben bu tapınak inşaatının bitecek olmasına son derece üzülüyorum. Keşke daha çok uzun sure hünerlerimi bu tapınağın etrafında gösterebilsem. Bu bir kutsanmışlık.” Eğer yapılan işe bakarsanız , üç insanda aynı işi yapmakta, fakat birincisi için bu bir cehennem , ikincisi için bir görev, ödev,oysa ki üçüncüsü için bir kutsama. Eğer işin doğal olarak iyilik ve kötülük nitelikleri varsa, o halde bu üçü de ayni şeyleri hissetmeliler. Ama bu realite değil. İş kendi başına bu nitelikleri taşımaz. Peki bu kadar büyük farkları yaratan nedir? Aklımızı rahatsız eden iş değildir, bu bir hiledir. İş dışsal bir şeydir. Davranışlarımız içseldir. İş dünyaya aittir. Davranışlarınız ise size.

İşleri değiştiremezsiniz , çünkü onlar dış dünyaya bağlıdır. Değişmek isterse değişir. Ama işin arkasındaki davranış ve tutumlar sizin elinizdedir. Kesin bir tavır işinizi perişan bir hale çevirebilir ya da onu mutluluk verici kılar. Tutumlarınızı değiştirin ve spirituel bir hale gelin. Eğer doğru tutumlar sergilemiyorsanız spirituel değilsinizdir.

Sizin spirituel olup olmadığınızı belirleyen iş değildir. Bu konu derinlemesine anlaşılması gereken bir durum. Nitekim Hint felsefesinde buna örnek bir çok hikaye bulabilirsiniz. Bir kadın sıradan bir fahişe olabilir ya da olağanüstü bir azize. Bunun sebebi onun yaptığı iş değildir, sergilediği tutumlardır. Davranışlarınız sizin elinizdedir ve bunları istediğiniz gibi değiştirebilirsiniz.

karma3 61 178x300 Karma Yoga 3Kimse herhangi bir tutum için sizi zorlayamaz. İnsanlar sadece sizin davranışlarınıza tesir edebilirler. Ama yine de nasıl davranacağına karar verecek olan sizsiniz , ve doğru davranışlar size yoga düşüncesinin içine girmekte yardim eder.
Sevgiler,
Raghuram.

Karma Yoga (III)

Ne Yaptığınıza Karsı Nasıl Yaptığınız
—————————————————–
Bu yönden baktığınızda yoga bazı bedensel duruşlar yapmak değildir. Birçok şekillerde kıvrılabilen eğilebilen güzel vücutlu insanlar gördüm ama kendi davranışlarını eğip bükemiyorlardı Sonsuza dek nefeslerini tutabilirlerdi ama açgözlülüklerini kibirlerini vs. çok çok az.
Simdi yoga nedir ve ne değildir? Yoga gibi görünen bir şey aslında yoga olmayabilir.Karşı karşıya geldiğimiz, doğru davranışlar içinde bulunamayan bir çok yoga öğretmeni var. Çok güzel eğilip bükülüyorlar fakat doğru duyularda yogiler değiller çünkü davranışları doğru yolda değil. Yani karma yoga bizim dışarılarda yaptığımız işler değil. Aslında işin arkasında olan bizim davranışlarımız. Sizi aklın sakinliğine götüren davranış doğru bir davranıştır. Zihnimize acı getiren bir davranış yogik bir davranış değildir. Sadece dünyevi bir davranıştır. Bizim Prashanti’de çok güzel bir asramimiz var.

İnsanlar orda güzel aktiviteler yaparlar. Ama bazen yanlış davranışlar sergileyen insanlar görebilirsiniz. Bu her yerde olabilir ve olmakta. Eğer bir insan ona gerçekten yardım edebilecek bir şeyin kapısına kadar gelmişse ve ondan yararlanamıyorsa bu yemek dolu kaşığı ağzına kadar götürüp burnuna sokmaya benzer. Acı çekersin. Buna sebep olan yaptığın iş değil sen ve senin davranışlarındır. Eğer doğru tutum alırsanız , yaptığınız iş sizi aklın huzuruna götürebilir. Ama doğru tutum yoksa ortada iş size bir baskı gibi gelir. Gelin size farklı tutumlar elde etmek için bazı ipuçları vereyim. Bir kere derinlere giderseniz karma yogayı anlamak için yüzlerce şey bulursunuz , ama zaman kısa olduğundan belki birkaç şeyi tartışabiliriz.

Eğer aktiviteyi göz önüne alırsanız, ilk adımda bazı aktiviteler diğerlerine zarar verebilir veya rahatsız edebilir. Sonra o insanlar intikam için beni rahatsız edebilirler. Ben birini incitirsem , o insan da beni incitir. Ben birine yalan söyler, yanlış yollara yönlendirirsem ,o da bana aynısını yapar.Böylece ben acı çekerim. Ve derim ki “Bak ben acı çekiyorum!” Sonra biri bana sorar: “Neden acı çekiyorsun?” “Ben birine zarar verdim o da beni rahatsız ediyor” Buna çözüm olacak basit bir yol ‘Başkalarına kötülük yapmayın’ Eğer siz kötülük yapmazsanız onlar da sizi rahatsız etmez. Bu ayrıca spirituel bilgi de gerektirmez. Çok basit ve ahlaki bir bilgi. Çok basit bir dille şöyle denir “Başkalarına iyi olun kötü değil , doğru olun yanlış olmayın , yardım edin incitmeyin.” Bu bir öğrenim gerektirmez.

Fakat burada anlamamız gereken ince bir nokta var. İncitmemeliyiz , ama sadece karşımızdaki için değil. Sizin yaptığınız size geri dönecektir.Bu psikolojik kanunlardan biridir. Psikolojik kanunlar der ki etki-tepki,karma3 51 300x300 Karma Yoga 3 sebep-sonuç , eşit-karşıt. Sebep ve sonuç akraba gibi bağlıdır. Küçük bir örnekle eğer kötü bir şey yersem , midem rahatsız olur. Bu çok basit bir psikolojik kanundur. Basit bir şekilde anladığımız bu kanun bize yaptıklarımızın sebep ve sonuç ilişkisi olduğunu söyler. Bunun adi ADHI-BHUTA’dir

Ektiğini Biçersin
————————-
Yaptığım her şeyin yararlarını , sonuçlarını alırım. Kötü bir şey yaparsam kötü bir sonuçla karsılaşırım . Eğer sekizinci kattan atlarsam , ya ölürüm ya da bir yerimi kırarım. Tanrı niye bana nazik davranmadı diyemem , Karmamın kötü olduğunu söyleyemem. Kimseyi suçlayamazsınız. Yanlış yaptınız yanlış sonuçlar aldınız. Bu bir fizik kanunudur. Sebep ve sonuç birbiriyle ilişkilidir.

Mantık olarak bu tamam. Ektiğini biçersin. Bu Karma Yoga’ daki çok basit şeylerden biridir. Kimseye kötü bir şey yapma. Hatta düşünme bile. Bu bir sekme etkisi yaratabilir. İyi şeyler yapmaya çalış. Ama bundan sonra diğer soru gelir “Her zaman iyi şeyler yapmaya çalışıyorum ama sonuçlar kötü oluyor” Bu ihtiyatsızca araba kullanan birine benzer, ya da yanlış yolda giden bir adamın kaza yapmasına. Yanlış yaptı ve sonuçlarını aldı. Yani basit olarak yanlış yolda araba kullanma. İhtiyatsız araba kullanma sonunda kaza yapmazsın. Ama ben doğru yolda kullanıyorum , ve ihtiyatsız da kullanmıyorum karşıdan gelen adam bana çarpıyor.O yanlış ve incindi ama ben niye acı çekmeliyim?Ben ne yanlış yaptım? Bu ne demek oluyor? İyi oldum ama kötü sonuç aldım. Bu bizim karsılaştığımız bir durum. Acı çeken iyi bir insansa hep su soruyu sorar, “Neden iyi olmama karşın açı çekiyorum?”

Simdi bu görüşü göz önüne alalım. Kaza bir fizik kanunudur. Bunun bir fizik kanunu olduğunu söylediğimiz anda ; sebebi ve sonucu olur. Sen fiziksel olarak incindin, yani basitçe bir sebep sonuç ilişkisi var. Fizik kanunlarına bağlı olarak iki boyut olabilir. Birincisi fiziksel olarak iki araba çarpışır ve ben yaralanırım. Bu sizin doğru veya yanlış yönde olduğunuzu düşünmez. Fiziksel olarak iki araba çarpışmış ve kaza olmuştur. İkinci boyut ince bir noktadır.Her şeyi doğru yaptıysam neden ben acı çekmeliyim? Bu şans olarak adlandırılabilir ki bunda sizin doğru veya yanlışlığınızın hiç bir payı yoktur. Bu sadece talihtir. Ama bu açıklama bizim iç gözlemimize yardım edemez ve olan her şeyin bir şans eseri olması bizim bu konularda hiçbir özgürlüğümüzün olmaması anlamına gelir. Bu konuya farklı bir bakış açısı da ha vardır. Bu bir fizik kanunu olduğuna göre bunun içinde bir sebep sonuç ilişkisi bulunmalıdır. Yani bundan daha önce yaptığınız bir şeyin sonuçlarını şimdi alıyorsunuz diyebiliriz! Sebep ve sonuç yakın zaman içinde meydana gelebilir. Ama çoğu zaman uzun bir farkla meydana gelebilir , ya da sebep ve sonuç birbirinden çok uzak olabilir. O kadar uzak olabilir ki algılarınız ona yetişemeyebilir.

Hafızamız ve algılamamızın kesin limitleri ve sınırları vardır. Genelde otuz kırk yıl önce neler yaptığımızı bilmeyiz. Nitekim , dört yaşındaki fotoğraflarımıza baktığımızda kendimizi tanımayız. Şaşırırsınız “Bu ben miyim?” diye. Yani hafızamız o kadar ilerilere gidemez. Hafızamızın o kadar ilerilere gidememesi yer alan olayların varolmaması anlamına gelmez. Sebep ve sonuç hafızanızın da ötesinde olabilir ,ama ilişkilidir. Eğer bir mango tohumu ekerseniz, meyve almanız on iki yıl kadar sürer. Ektiğiniz tohumun muhteşem lezzetli bir mango olacağını düşünebilirsiniz.

Ama meyve almadan farkı anlayamazsınız. On iki yıl sonra ağaç meyve verir ve inanılmaz berbat bir tat ortaya çıkar. Sonra söylenmeye başlarsınız “Ben muhteşem bir mango tohumu ektim ama çok kötü bir meyve aldım” diye. Bu nasıl olabilir? Ne ektiyseniz onun meyvesini aldınız. Bu kanun ihlal edilemez. Sizin hafızanız onu hatırlamaya yeterli değil diye sebep orada yok olamaz.Bu bir fizik kanunudur ve ne istisnası ne de itirazı olabilir.

Afrika’ da duyduğum bir kabile var. Bazı yerel genetik durumlardan dolayı bu kabile insanları altı aydan öncesini hatırlayamıyor. Sadece altı ay içinde olmuş olayları akıllarında tutabiliyorlar , ve bunun öncesinde ne olduğuna dair hiç bir fikirleri yok. Seks ve çocuk yapmaya gelince de dokuz aylık bir period olduğundan çocuğun Tanrı ‘dan geldiğini seksinde hayatin başka bir parçası oluğunu düşünüyorlar. Bu sebep sonuç ilişkisinin olmadığını göstermiyor sadece bu ilişkinin hafızanın öncesinde yer aldığını gösteriyor. Hint felsefesine göre sarf ettiğiniz eforların sonucunu sadece bu yasamda değil bundan sonra da alabilirsiniz. Tohumları simdi ekiyorsunuz ama meyveleri sonradan biçiyorsunuz.

Bu sonra bu hayatta da olabilir belki bir dahakinde de. İşte bu karma diye adlandırılır. Yani Karma deyince başka biri sorumlu olamaz sorumlu olan sizsinizdir. Sonra öğrenci bu hipotezin yararları nelerdir diye sorar. Bu bilgiden nasıl faydalanabiliriz? Bu bilginin sonucunda anlayacağımız , kötü bir şey olduğunda başka birini suçlamayın.Biliriz ki bize meyve veren kendi yaptığımız eylemlerdir. Şimdiye kadar yaptığımız her eylem ve davranışın ardından sonunda ne meyveler alacağımızı düşünüyorduk. Yani şimdiden sonra nasıl bir eylem yaparsak yapalım kimseye kötülük gelecek bir şey planlamayalım ki geleceğimizi ıstırap olmadan yaşayalım.

Karma yoga (IV)

Buddha’nın Hikayesi
——————–
karma3 31 219x300 Karma Yoga 3Bir gün Buddha bir evin önüne gidip yemek rica etmiş. O zamanlar Hindistan da spirituel hayat surenler için bu normal bir şeymiş. İstekleri çok az sadece biraz yemek ve giyecek birkaç parça bir şeymiş. Fazlalık hiçbir şeyleri olmazmış. Buddha büyük bir kralken bir sanyasin olmuş. Tüm ihtiyacı sadece birkaç lokma yemekmiş. Sanyasinlerin yemek pişirecek evleri yokmuş çünkü bu bağlılık oluştururmuş. Yani kültüre göre bu insanlar evlere gidip yiyecek isterlermiş. Buddha bir eve gidip yiyecek istemiş. Ev hanımı da kültürlerine saygılıymış ve hizmet etmek için kapıya gitmiş. Kapıyı açtığında iyi yapılı gürbüz sağlıklı 40 yaşlarında bir adam görmüş. Belli ki onu tanımamış ve sinirlenerek Buddha ya bağırmaya başlamış. “Neden yemek dileniyorsun sen? Çalışıp kazansana. Neden bir yerlerde çalışıp kendi yemeğini kazanmıyorsun? Neden dileniyorsun ki? Seni tembel herif” Bağırması bittikten sonra kadın kapıyı Buddhanin suratına çarpmış. Buddha nın müridi Ananda olanları duymuş ve çok sinirlenmiş. Buddha ya “Neden sessiz kaldınız? Siz buraların kralısınız. Eğer o kadın yemek yiyorsa sizin lütfunuzdur. Neden size bağırmasına izin verdiniz?” demiş. Buddha gülümsemiş. “Belki ona bundan önceki yaşamlarımdan birinde bağırmış olabilirim. Şimdi bu borcumu ödediğim için çok mutluyum. Ona simdi bağırmak istemiyorum, yani yeni bir denge yaratmadım. O bana bağırdı ve ben uzaklaştım , artık huzurluyum.
Adhi Bhuta, Adhi Daiva
———————-
Bu bize temel olarak birinin davranışlarının nasıl değişebileceğini gösterir. Yani Karma felsefesi kimseyi suçlamaz ama insanin geleceğini nasıl çizdiğini gösterir. Bu insanı büyük ölçüde rahatlatır. Buna adhidaiva denir. Birinci adhibhuta da , başımıza gelen şeylerden kendimiz sorumluyuz çünkü hemen veya yakın gelecekte bunları görüyoruz hafıza sınırlarımız içinde . İkincisi ise adhidaiva , bu hafızamızın ötesinde, belki bu hayatımızda belki de bundan öncekilerde ama yine biz sorumluyuz. Üçüncüsü adhyatma . Bhagavat Gita bundan kendi doğamız olarak bahseder. Adhibhuta spirituel değildir, adhidaiva da değildir ;çünkü bunlar sebep ve sonuç ilişkilidir yani bağlıdır. Halbuki adhyatma spiritueldir, ve bu spirituel güç bizim kendi doğamızdır. Peki bu nedir?

Bu üç güç her aktivitenin bir öğesidir. Birinci öğe ‘doğru yaparsan , doğru sonuç alırsın’ İkincisi ‘Yarar sağlarsınız geçmişten gelen sonuçları olduğu gibi alırsınız, Bilinçli olarak karmanıza kötü sonuçlar doğurabilecek şeyleri elemelisiniz’ .Üçüncüsü ve en önemlisi ise adhyatma ,yani bize ne olursa olsun özgürlüğe psikolojik olarak sahibiz. Endişelenmek veya endişelenmemek bizim elimizde. Rahatsız olmak veya olmamak da, ve bu spirituel güç bizim içimizde. Hepimiz buna sahibiz. Bu bizim doğamız ve adi swabhava. Bir durum kötü olabilir , ama bu durumu nasıl kendi ellerime alabilirim. Bu durumdan rahatsız olma k veya olmamak. İşte bunu doğru yolda kullanmalıyız. Kadın bağırdı, ama ona gülümsendi bu buddha nın özgürlük çalışmasıdır.

Bu bizim içimizdeki spirituel bilgeliktir. Eğer bunu elinize alırsanız , sizi ne rahatsız edebilir? Bu dünyada sizi rahatsız edebilecek hiçbir şey yoktur. Eğer biri sizi incitirse , siz bu bilgelikle donatılmışsanız ona gülümseyebilirsiniz. Eğer biri yanağınıza tokat atarsa; siz öbürünü dönebilirsiniz. Bu özgürlük bizim içimizde. Eğer bunun yüzde birini uygulayabilirseniz, içinizde yüzde birlik bir aziz olur. Siz de bir Buddha olursunuz ; siz de bir an için İsa olursunuz. Ve bu bizim özgürlüğümüzdür. Bu Karma Yoga dir. Eğer biz hep iyi olursakkarma3 2 122x300 Karma Yoga 3 kötü şeyler yapmazsak sonunda acı çekebiliriz. Bunun s ebebi yaptığımız iyi şeylerin sonuçlarını beklememizdir. Eğer beklediğimiz iyiliği alamazsak ıstırap çekeriz. Bu öğrenciler tarafından işaret edilen ikinci noktadır. Şimdi size gerçek hayattan bir olay daha anlatayım.

Hindistan’daki Madras i bilirsiniz. Bir gecekondu mahallesi vardı. Bu gecekondularda insanlar genelde evlerini temiz tutmazlardı. Oralarda gerçekten iyi şeyler yapmak isteyen bir grup genç, insanların ne kadar kirli olduklarını gördüler. Yapılacak çok iş vardı ve onlar da yardım etmeye karar verdiler. Sokakları evleri temizlediler ve insanlara nasıl temizleneceklerini, hijyenin önemini öğrettiler. Bütün çöpleri topladılar attılar , çocuklara banyo yaptırdılar. İşleri bittiğinde her şey temiz ve derli topluydu. Günden geceye çalışıp doğru işler yaptıkları için mutlu oldular ve iyi işler başardıklarını söylediler. Akılları huzur buldu.

Aynı genç grup bir sonraki hafta aynı yeri görmek için tekrar geldiler ve her şeyin bir haftada eski haline döndüğünü gördüler. “İnsanlar bir kerede öğrenemeyebilirler, belki iki üç hafta daha bunu yaparsak onlara yavaş yavaş öğretebiliriz” diye kendilerini teselli ettiler. Sonraki çarşamba bütün işi tekrardan yaptılar. Her yeri temizlediler , çöpleri attılar, çocukları yıkadılar. Herkes son derece mutlu oldu. Sonraki hafta tekrar gittiklerinde her şey yine ayniydi, ama yılmadılar hevesliydiler. Her şeyi yeniden yaptılar. İnsanlar mutluydu , öğrenciler mutluydu ve gittiler. Bir sonraki çarşamba şehrin başka bir yerinde bir takım problemler vardı. Buraya gitmek zorunda olduklarından bir-iki hafta oraya gidemediler. Bunları hep mutlulukla yaptılar. Sonra tekrardan o mahalleye gittiklerinde sakinler onlara kızarak sordular “Geçen hafta ne oldu ? Neden temizliğe gelmediniz?”

İşte simdi hayal kırıklığına uğrarsınız. Kendi kendinize dersiniz ki “Onlara güzel şeyler öğrettim , iyi olmaya çalıştım, ama bu iyilikler iyi sonuç vermedi. Sonuçlar ortaya çıkmadı. İnsanlar bunu fark edemedi” Bu bizi hayal kırıklığına uğratır. Yaptığımız iş yapmadı ama iyi sonuç alamamak hayal kırıklığına uğrattı. Bundan son normal olarak işi suçlar ve bu işi bizi hayal kırıklığına uğrattığından dolayı yapmayı keseriz. Şu inceliğe bir bakin. İş kendi başına sizi hayal kırıklığına uğratmadı , çünkü ilk hafta ondan hoşlandınız, ikinci hafta da hoşlandınız, ve şimdi bu bir hayal kırıklığı haline geliyor. Eğer sizi hayal kırıklığına uğratan iş olsaydı bunun hep olması gerekmez miydi? Nasılsa baştan mutluluk veren şey sonradan hayal kırıklığına dönüşüyor!

Eğer iş hayal kırıklığı yaratıyorsa neden bastan haz veriyor ve şimdi veremiyor?
İş kendi başına hayal kırıklığı yaratmaz, ama bunu yaratan başka bir şey vardır; bu sizin sonuç beklentilerinizdir. Beklentilerimiz bize hayal kırıklığı yaşatır. İşimizi iyi bir tavırla yaparız, ama beklenti kötü olan tavırdır. Bu yüzden Krishna bize bu altın öğüdü vermiştir : İşin meyvelerinden vazgeçin “Ma phaleshu kadaacana” Sonuçları arzulamaktan vazgeçin. İçimizde hemen bu düşünce için isyankar bir hal belirir. Eğer beklentimiz olmazsa sorular yükselir, o zaman neden iş yapıyoruz veya neden yapmak zorundayız? Burada işin doğasını derin bir perspektifte anlamamız lazım.

Yakından baktığınızda iyi işler yapmak için iyi maksatlarımızın olduğunu görürsünüz. Eğer orda değilse demek ki siz spirituel bilgi için uygun değilsiniz. Spirituellik siz kötüden iyiye yönelmezseniz ortaya çıkmaz! Ve küçük bir manevi eğitim sizi kötü yapanlardan ayırıp iyilerin yanına almakta yeterlidir. Bu yüzden spirituel insan iyi olmaya vesile olmalıdır. Planlar ve bunun için çalışır. Bunu yapmaya başladığından itibaren bundan zevk alır. Kötü işin arkasında intikam ve kin vardır ve bu insanı sakatlar ve acı verir. Kötü işten arındığında insan bütün negatifliğinden de arınır. İyi şeyler yaparsanız mutlu olursunuz.

Yani iç dünyanızda mutluluğu yakalarsınız. Ama devam ettiğimizde sonuçlar bekleriz. Beklentiler dışsaldır, yaptığınız işten aldığınız haz ise içsel ve tatmin edicidir. Ama dışarıya odaklanırsanız rahatsız olursunuz. İçinize odaklandığınız surece mutlusunuzdur. Dışarıya odaklanmaya başladığında mutsuz olursunuz. Bu sebepten beklentileriniz sizi dışarıya döndürür.. Eğer beklediklerinizi alamazsanız endişeli ve hayal kırıklığına uğramış olursunuz. Yine de itiraz sürer. “İyi işler yaptım ve sonuçları iyi olmalıydı” dersiniz. Neden hata olduğunu düşünüp endişelenirsiniz. İyi yapılan işlere inancınızı kaybedersiniz. İyi iş iyi sonuç vermedi gibi görünür.

Lütfen şunu anlayın ki iyi yapılan işle ilgili bir sorun yoktur ve iyi iş her zaman sonuç alır. Belki siz göremeyebilirsiniz. Evet , yapılan işin sonucu vardır. Siz sonuçları almazsınız. Sonuçlar size ait değildir. Sonuçlar işin kendisine aittir. Meyveler köklerindir. Ne ekersek onu biçeriz ve meyve köklere aittir size değil.
Sevgiler,

Karma yoga (V)

İyi Eylemin İyi Sonuçları Vardır
———————————
Sizi temin ederim ki her iyi işin iyi meyvesi vardır. Ama sonuçlarını bugün göstermeyebilir. Görmüyor musunuz iyiliğin iyi eylem akışı vardır. İnsanlar iyi işler yaptılar çünkü iyi sonuçlar beklediler. Aslında insanlar iyi isler yapabilmek için çok korkunç engellerle karsılaştılar. İyi işler yapan insanlardan birine zehir verdiler biri ise çarmıha gerildi.Yine aktivite iyiyse bir gün iyi meyveler verecektir. Isa yaydığı şefkat merhamet yüzünden çarmıha gerildi. Eğer yaptığı işi ve sonuçlarını bekleyip beklemediğini göz önüne alırsak Isa başarısız olmuştu , ama bakın iki bin yıl sonra ne oldu? İnsanlar onu takip ediyorlar. Ona içten bağlılar. Yaptığınız herhangi bir iyi iş hiçbir zaman kayıp değildir. Bir gün mutlaka meyve verir. Belki siz orada olmayabilirsiniz. İçinizde bunun için üzüntü olmamalı. Çabalarınız iyilik için gerçekleşmeli.

Krishna bundan beş bin yıl önce Gitayi Arjuna’ya verdi. Yine de Arjuna bundan tatmin olmadı ve yenilenemedi. Eğer Krishna sadece Arjunayi dikkate alsaydı , Gitayi ona verdiği için perişan biri olacaktı. Ve üzüntüye kapılıp “O kadar müthiş mesajlar verdim ama kimse yararlanamadı” diyecekti. Krishna hiç bir zaman bunlara bakmadı. O iyi bir mesaj vermek istedi, ve bu yüzden bu mesaj beş bin yıl sonra hala yaşıyor.

Amerika’da psikiyatri hastalarıyla çalışıyordum. Varlıklı bir milyarder bana geldi ve psikolojik destek istedi. Ona onu çok mutlu eden bazı öğütler verdim. Sonra ona bunların eski bir eser olan Gita’ dan olduğunu söyledim. Gözleri parladı ve “Ne muhteşem bir esermiş, ne harika fikirler bunlar” diye haykırdı. Gerçekten çok mutluydu, ama bir anda huzursuzdandı ve bana “Siz bu fikirlerin Gita ‘dan geldiğini söylediniz, ama Gita bir Hindu metni ve ben Hıristiyan’ım .Nasıl olur da bunu uygularım?” dedi. Ben de “Krishna bu mesajı belli bir kesim veya insan için vermedi. Onun mesajı tüm insanlığaydı. Eğer işinize yararsa alın kullanın. Eğer sizin probleminizi çözecekse lütfen deneyin.” diye cevap verdim. Kadın bu düşünceler için çok minnettar olmuştu. Bunun insanin inançlarını değiştirmek için değil insanlığın ıstıraplarını azaltıp yardim etmek için olduğunu fark etti.

karma3 11 Karma Yoga 3 İyiliğimiz ne bir insana ne bir kesime ne de yere bağlıdır. İyilikler insanlık içindir. İyiliğin sınırları yoktur. Eğer iyi bir iş bir insanın değişmesi için kullanılırsa artık o iyi bir iş değildir. İyi işin iyiliği ikinci planda kalır ve kendi amaçlarımız ön plana çıkar. İyi işin sınırları yoktur. Yalnız biz beklentilerimizle sınırlar yaratırız. Krishna “sonuçları düşünmeyin” derken bir sonuç olmayacağını kastetmemiş. Onun düşüncesi iyiliğin etrafına sınır çizmemekmiş. Sınırı olmayan şey ilahidir. (Ananthata=Hudutsuzluk) Bu Karma Yoga’ dır. Karma Yoga bize iyi işler yapmamızı ve sonuçlarına bakmamamızı söyler.

İyi İşteki Ego
——————–
Ama Krishnanin dikkatimizi çekmek istediği ve bizi bir adim daha öteye götürecek bir şey daha var. Herhangi bir görünen sonuç olmamasına karşın üzüntüye kapılmayın. İnanç sonucun her şekilde orada olacağıdır. Düşünmeye başladığımızdaki sakınca da şudur “Ne muhteşem, iyi bir iş yapıyorum. Hem de hiç bir beklentim yokken iyi bir iş yapıyorum.” İşte bu iyi iş egomuz haline gelebilir. Bu iyi işteki kötülüktür. Kötü iş yapan bir insan bu kötülükten bir şekilde kurtulur. Kötü iş yapan bir insan egoist değildir, ama iyi iş yapan biri olabilir. Buna dikkat etmemiz gerekir. Sen kimsin iyi iş yapıyorsun? Sen iyi iş yapamazsın. İyi iş her zaman dünyada bir yerlerdedir. Sen sadece bir yerlerde bulunan iyi işin bir parçası olabilirsin. Doğru söylüyorum. Doğru her zaman oradadır. Milyonlarca insan doğruları söylüyor ve doğrular onları destekliyor. Aynı zamanda, siz de doğruları söylüyorsunuz. Eğer iyi bir iş yaptığınızı düşünürseniz iyiliğin egosuna kapılmış olursunuz. İnce bir bakışla siz sadece bu dünyadaki iyi güçlere katılabilirsiniz. Yalan yanlış doğmadan doğruluk ordaydı. Yani doğruluk ezeli ve ebedidir. İyi iş de öyledir. Bu sürekli akan bir nehre benzer. Sizin yaptığınız iyi iş o nehre dalıp çıkan bir şey gibidir. Alçakgönüllü olun. İyi olmak için size bir şans verildiği için olun. İyilik devam ediyor, ve siz onunla ilişkidesiniz. Bunun bir parçası olduğunuz için Tanrı’ ya şükredin. Bu tavır çok tehlikeli olan iyiliğin egosunu ortadan kaldırır.

Karma Yoganın başka önemli bir durumu daha var. İyi ya da kötü bu işi yapacağım. İyi düşünürüm. İyi plan yaparım. İyi organize ederim. Birçok güzel şey yaparım. Bu ortadan kaldırılmalıdır. Bu mesajda verdiğim basit mesajı göz önünde bulundurun. Ben egoist olabilirim. Ama bir çok insan in ve Krishna’ nın da söylediği gibi bütün bilgi bilinçli veya bilinçsiz olarak bana ve de benden size gelir. Zeki olduğunuz için şanslısınız. Bu şeyleri bir araya getirebildiğiniz için şanslısınız. Nasıl olur da buna rağmen egoist olur ve bilgi sahipliğini suçlarsınız?
Bu aktivitelerden sorumlu olan birçok dış etken vardır ve bu siz verebildiğiniz için şanslı olmanızdır. Mesela, zihinsel gerilik durumunuz olsa ne yapardınız? Veya insanlar size bunu söylemeseydi, bunu yaratmış olur muydunuz? Bu yüzden aktivite yapın ama bunu arkasındaki kişi olmayın. İşin arkasında olan kişi olmadığınız için de aktiviteyi bırakmayın. Bu Karma Yoganın özüdür.
Karma yoga (VI)

Üç Guna
———-
Karma Yoganın başka bir durumu daha vardır. Karma eylem demektir. Tanrı bir çok değişik eylem yaratmıştır. Onlar eşsiz , harikulade ve farklıdır. Bütün bir evren böyle yaratılmıştır. Doğayı dikkatle inceleyin. Anlayacaksınız. Bir bitkiye bakın. Hiçbir zaman bir bitkiye sakince bakmayız. Sabırla bir bitkiye bakarsanız ne muhteşem bir olay olduğunu anlarsınız. Kökler derinlere iner, ve biz hiçbir zaman dünyadan ve yerden neyi nasıl aldığını bilmeyiz. İçerde durmadan çalışırlar. Dünyanın tamamiyle karanlık tarafındadırlar ve aldıklarını hiç kendilerine saklamazlar umarsızca verirler. Bir de gövde vardır. Bitkiyi sıkı tutarlar. Dışarıdan gelecek tehlikelere karşı sert bir yapısı vardır. Bitkiyi korur ve bu muhteşem mesajı bitkiye iletir.

Sonra üstlere gelince muhteşem yaprakları ve parlayan çiçekleri görürsünüz. Onları gördüğümüzde ne muhteşem ve güzel bir şey olduğunu düşünür ve onu sadece bir ağaç olarak görürüz. Halbuki yapraklar sadece bir kaç aylığına, sonbahar gelene kadar oradadırlar.Tekrar baktığımızda gitmiş olabilirler. Ağaç ölmüş gibi görünür, ama öldüğünde , yaprakların hepsi düştüğünde , kuru dalları orada gördüğünüzde kökler onu canlı tutmaktadır. Büyük bir sabırla bir sonraki güneşin doğuşunu beklerler. Sabırla gelecek baharı beklerler. Bitkiye büyük bir güven verirler ; Endişelenmeyin. Yine o güzel taze çiçek ve yaprakları taşıyacaksınız. Bu kökler büyük bir fedakarlık yaparlar. Bunun için her bölüm bitki içinde kendi görevini yapar.

Bitki bizim rahatımız için üç farklı duruma ayrılır. Kök , gövde , çiçek ve dallar. Bütün bitkilerde bu üç parça da onların varolabilmesi için gereklidir. Görünenin ayrı bir yeri olabilir ama köklerin zekası; gövde ve dallar hep müsaittir. Anlamak adına kimlikleri sattva, rajas, ve tamas olmuştur. Çiçekler ve dallar sattva, gövde rajas, yerin altındaki kökler ise tamas olarak adlandırılır. Bu sattva, rajas ve tamas olarak adlandırılan üç bölüm bütün yaradılışlarda vardır. Aynı tanımları ortaya konan bütün dünyada bulabilirsiniz.

Sadece bir insanoğluna bakin. Yerin hemen üstünde ayakları vardır ve bütün vücudunun ağırlığını taşır vekarma4 300x156 Karma Yoga 3 merdivenleri çıkmanızı sağlar. Ayaklar hiçbir zaman çok ağır olduğunuz ve hep yerde oldukları için şikayet etmezler. Ayaklar bu işi çıkar gözetmeden yaparlar. Bu bizim tamas tarafımızdır.

Vücudumuzun orta kısmı, onu bir arada tutan besinleri dağıtan ve daima kanı temizleyen tarafımızdır. Bunun adı rajas tir. Sonra kafamız, gördüğümüz, düşündüğümüz, eğlendiğimiz, planladığımız, hayal etmek gibi değişik aktiviteler yaptığımız kafamız var. Bunun adi sattvadir. Yani bizim vücudumuzda da rajas, tamas ve sattva vardir.

Yapraklar, çiçekler, meyveler, gökyüzü ve temiz hava , bunların hepsi sattvadir. Gövde ve dallar rajastir. Yani sert ve çalışan gövdenin ağacı bir araya getirmesi gibi toplayan şeyler rajastir. Yerin altında gömülü pis yerlerde çürümüş kokuşmuş şeylerle beslenen karanlıktaki kökler tamastir.

Karanlık ayni zamanda cehalet aydınlanamamak da olabilir. Buna göre tamas aynı zamanda karanlık demektir. Bunun gibi aktiviteler sattva rajas ve tamas olarak adlandırılır. Yumuşak, nazik ve sessiz aktiviteler sattviktir. Doğada devamlı olarak tedarikçi olan ve köklerden bütün bitkiye dağıtıcılık yapan ve bütün bitkiyi birlikte tutan aktiviteler rajaziktir. Bir diğeri de yorucu , monoton gün ışığı bile görmeden devam eden baskı altında emek veren aktiviteler vardır. Bunlar da tamastir.

Nitekim yaradılış bu üç değişik tipten oluşur. Bu bütün yaratılmışların nasıl rajas tamas ve sattva adı verilen üç guna dan oluştuğunu gösterir. Krishna der ki “Şu üç şeye bir bakın” Bu doğanın ve eylemin nasıl üç farklı şekilde açıklanabileceğidir.

Ne yazık ki birçok spirituel metinde bunlar sattva , rajas ve tamas olarak bir hiyerarşiyle yer alırlar. Sattva nın muhteşem olduğunu ve hepimizin sattvanın peşinden gitmemiz gerektiğini, rajas in kötü , tamas in ise korkunç olduğunu söylerler. Bir çok metin böyle tercüme edilmiştir. Ama bana göre durum böyle değil. Hepsi çok önemli ve işlerini harika bir şekilde yapıyorlar. Eğer sattvanın iyi olduğunu düşünüyorsanız, temiz havanın çiçeklerin yaprakların, kökleri alın ve onları havada tutun bitki ölecektir. Benzer şekilde “Neden ayaklarım hep bedenimi taşıyor? Ayaklarım da havada olsun. Ayaklarımla düşüneyim ve onlarda sattvik olsun. Bu yüzden başımın üstünde durayım” derseniz bu doğru olmaz. Hepsinin kendi görevi vardır. Sattva satvik bir yolda olmalıdır. Rajas rajazik yolda çalışmalıdır. Tamas da tamazik bir yolda çalışmalıdır. Sadece bu değil. Sattva sadece kendi benliğinde tanımlandığında ve kendi işlerini yaptığında haz alacaktır. Aynı şekilde rajas ve tamas da yalnızca kendi hallerinde mutlu olurlar.

İnsanoğlunda da üç çeşit tür vardır. Bu bir türe ait olan kişinin diğer özellikleri göstermediği anlamına gelmez ama temel olarak sattva, rajas ve tamas dan biri dominant olup diğerleri onu desteklerler.Bu üçüne de sahip olabiliriz ama biri dominant olur.Kimilerinde hakim karakter sattva olur, bunlar düşünen , planlı olan, düzenli aktiviteler yapan türdendir. Oysa doğasından rajas olan insanlar korumak için bir orduyu bir organizasyonu hatta bir ülkeyi yürütebilirler. Aynı zamanda vücudumuzun orta kısmının yaptığı gibi dağıtıcı olabilirler. Bunlar kralların ve tüccarların olduğu kategoridedirler. Onların doğasında bu vardır. Sattvik insanlar bizim kafamıza karma3 51 300x300 Karma Yoga 3benzerler. Düşünür ve organize ederler. Rajazik olanlar gövdemize ya da midemize benzerler koruyucu ve yemek gibi şeyleri dağıtıcı özelliktedirler. Bundan başka da ayaklarımıza benzeyen bir kategori vardır. Çalışıp çabalarlar ve onların bu yaptıklarını taktir etmemiz gerekir. Sabahtan aksama kadar hiç şikayet etmeden vücudumuzun ağırlığını taşırlar. Bu tamazik aktivitelerin bayağı, adi düşünme ve plan yapma gibi aktivitelerin de yüce olduğunu söyleyemeyiz. Biz burada dünyayı geliştirmeye çalışıyoruz. Tamastan rajas a ve en sonunda sattva ya gitmek için. Bu şekilde insanlığı geliştirebiliriz. Bu yüzden bir insanı geliştirmeye çalışırken sattvik aktivite yaptırıp onu tamas aktivitesinden çıkarmalıyız.

Onlara bu aktiviteleri yaptırırken , bu sattvik aktiviteleri yapamayabilirler. Yani onlara sorun yaratırsınız. Bir bilim adamı sattviktir. Ama o “Hadi , işe koyulalım” derse bu bir hatadır. İş farklı bir akıl çerçevesi gerektirir. Rajazik bir akıl gereklidir. Bir profesör sattviktir. Onu bir orduya koyarsanız , bu bir hata olur. O sadece bir bilim adamı gibi düşünür. Bir gün bununla ilgili
bir hadise duydum.

Acil bir durum esnasında bir ülkede orduya insanlar almak isterler. Uygun olan herkes askere alınır. Bir profesör de bunlardan biridir ve eğitim sırasında yüzbaşı emirler vermektedir. Yürüyüşü öğrenirken yüzbaşı emreder “Sol, sağ , sol, sağ sağa dön , sola dön …sonra bir daha sağa bir daha sola” Profesör durur ve emirlere uymaz. Yüzbaşı gelir ve sorar, “Neden dediklerimi yapmıyorsun?” Profesör de yüzbaşıya sorar ” Önce siz ne istediğinize karar verin Sonra ben de yürürüm. Sürekli istekleriniz değişiyor.Sağa dön sola dön yine sağa dön” Profesör bunu anlayamaz. Doğası gereği o farklı bir insandır.

 Buna benzer olarak dördüncü kategoride insanlar vardır. Çalışan, çabalayan, bunlara saygı göstermemiz gerekir. Yaptıkları olağanüstü şeyler. Eğer bir profesörden böyle işler yapmasını isterseniz , büyük bir hata olur. Böyle işleri yapacak belirli insanlar vardır. Onların doğasını anlamak , onları uygun oldukları işleri yapmaya yöneltmek muhteşem uyumlu eşleşmeler çıkaracaktır. Size uyumlu olan işi ve aktiviteyi harmanlamak doğanıza hiç bir külfet getirmeyecektir.

Bir gün ofisimde bir meslektaşımı ağırlıyordum. Kendisi eğitimli bir mühendis ve doğası tam olarak tamazik. Kendisi hiç beyin gerektirmeden yapılan rapor hazırlamaktan çok mutluydu.Eski raporları toplayıp yenilerini organize etmek gayet basitti .O hiç şikayet etmeden bu süregelen aktiviteyi yapıyordu.

Bu işi niye yaptığı, raporların nereye gittiği veya bu monoton işi basitleştirmenin bir yolunu bulması onu hiç ilgilendirmiyordu. Birçoğumuz onun bu işi nasıl bu kadar uzun zamandır yaptığını merak ediyorduk. Birkaç günlüğüne yapmak sorun olmazdı belki. Bu yüzden bilgin sınıf, kraliyet sınıfı, tüccar sınıfı ve çalışan sınıfı olarak adlandırılan bu gruplar temel olarak kendi doğalarına göre bölünmüşlerdir sattva , rajas ve tamas olarak ve genel olarak bunlar aileden gelen özelliklerdir.

Gandhi doğuştan bir işadamıydı. Bu ruh ya da para meselesi onun kanında kalıtsal olarak vardı. Ne kadar usta bir doğası olduğunu isterseniz onun hayatından duyduğum bir anısıyla açıklayayım.

O günlerde özgürlük mücadelesi devam ederken , o konuşmalarıyla bütün halkı uyandırmış. Bir gün Ahmadabad ta bir konuşma yaparken bir çok insan orada bulunuyormuş. Geceymiş. İlk önce onlara ulusal özgürlük mücadelesi hakkında ateşlemiş ve sonra bunun çok mali kaynak gerektirdiğini söylemiş. Kaynakları yükseltmek istemiş.

İnsanlar bu özgürlük mücadelesine katkıda bulunmak ve kaynak aktarmak için motive olmuşlar. Organizasyonu yapanlar sahneye beyaz bir çarşaf açmışlar. İnsanlar sıraya girip neleri var neleri yoksa para, mücevher her şeyi oraya fırlatmışlar. Bütün yöneticilerde orada bekliyorlarmış. Her şey toplandıktan sonra yöneticiler bunların bir listesini yapmışlar. Gandhi birisiyle konuşuyormuş. Listeyi bitirdikten sonra ona göstermişler. Gandhi listeye sadece bir göz gezdirmiş ve “Her şeyi aldınız mı?” diye sormuş. Onlarda “Evet” demişler. Gandhi yeniden sormuş “Ufak bir şey bile atlamadınız mı?” “Hayır, neden bir de siz bakmıyorsunuz?” demişler. Hafiften sinirlenmeye başlamışlar. Çünkü bildiğiniz gibi işadamları para söz konusu olunca ufak şeylere bakarlar. Ufacık şeyleri bile arkalarında bırakmak istemezler. O ulusal bir lider oldu ama hep işadamı kalitesini taşıdı.Yöneticilerin sinirleri gerilmiş ve sonra Gandhi “Hadi gidelim” demiş ve çadırlara çekilmişler.

Birden gece yarısı, Gandhi bir fenerle sahneye gelmiş.

Diğerleri de onu izlemişler. Sahneye geldiğinde köşede duran bir tabure görmüş. Onun altında da bir tek küpe duruyormuş. Onu almış ve birine vermiş “Lütfen bunu al ve dikkat et, çünkü ben ona saygı duyuyorum. Bunu veren her kimse Tanrı’ ya yalvarıp bununla ülkenin özgürlüğüne kavuşmasını istemiştir. Bu yüzden bu çok kıymetli” demiş. Sonra Gandhi’ye sormuşlar “Çok yanılmışız Gandhiji.Nasıl oldu da bir şeyin oralarda düştüğünü anladınız?” Gandhi “Doğal olarak insanlar bu yönden gelip katkılarını fırlattılar, bir şey yuvarlanıp buralara düşebilirdi. Sonra küçük taburenin altına bakmadığım aklıma geldi. Bu yüzden buraya geldim.” demiş. Sonra tekrar sormuşlar “Bir şeyin kayıp olduğunu nasıl anladınız peki?” Burada düşündüğü resim tam bir işadamı düşüncesi. “Listeye göz atarken , bir boyunluğu şunu bunu gördüm. Hepsi tamamdı ama sonra küpelerin sayısına baktım. Düşündüm ki bir kişi iki küpe verirdi bir değil. Yani çift sayıda küpe olmalıydı ama tekti. Sonra bir şeyin kayıp olduğunu anladım”

Bu bir işadamı davranışı. Bir işadamı bunu kaçıramaz. Benzer olarak doğası gereği lider ve koruyucudur. Karma Yoga der ki ‘Birinin içsel doğasını keşfedin ve ona göre doğru işi verin’ . İşi yapılması gerektiği gibi yapın, ve ondan sonra iş bir külfet olmayacaktır.

Doğamız özünde kötü değildir sattva , rajas ya da tamasın ahenkli bir şekilde harmanlar. Sattva , rajas ya da tamas tan hiçbiri kötü değildir. Onlar oldukları gibidirler. Hayat maceramızda sattva , rajas ve tamas denilen şeylerle karşı karşıya geliriz. Biz kendimize uygun olanla rahat oluruz bunda doğru veya yanlış bir şey yoktur. Hatta renklere bile sattvik , rajazik ve tamazik açılardan bakabiliriz. Renklerin bile doğaları gereği bir yakarışı vardır. Bu yüzden biz de renklerden hoşlanırız ve bunda yanlış bir şey yoktur. Kimi merak edebilir, nasıl renklerden hoşlanırız diye. Onların doğaları renkleri takdir eder duruma götürür.
Eğer her şey iyiyse , yanlış olan ne ve niye acı çekiliyor?

Çektiğimiz acılar bizim eklentilerimizdendir. Problem bağlı olduklarımızdan kaynaklanır. Eğer doğam sattva ise buna uygun şeyler yaparım eğer doğamda rajas varsa rajazik şeyler yaparım. Bu mükemmeldir. Ama hayat her zaman bir guna da gitmez. Herhangi bir zaman ve durumda bir guna dan başkasına geçmek gerekli olabilir. Eğer bağlılığım sattva yaysa , rajas veya tamas yapmam gerekiyorsa, sadece bağlılığım için sessizce sattvayi bırakırım. Bu vücuttaki bir saplantıdır. Kabataslak bir örnek olarak eğer vücutta bir problem varsa sattvik yol da buna otlardan bir merhemdir, rajazik yol bazı acı veren ilaçlar veya uygulamalardır, tamazik yol da cerrahi müdahaledir. Vücuttaki bu şekilde bir gelişmede cerrahi müdahaleye ihtiyaç varsa ve cerrah sattvik bir kişilik olduğunu söylerse, her şeyi sattvik bir yolda uygular.Kesip açması apseyi veya büyüyen parçayı alması gerektiğinde bile… Bu bir saplantıdır ve uyum içinde olamaz. Bu yanlıştır!
Sevgiler,

KARMA Yoga( son bölüm)
Vurmam gerekirse bu gereklidir. Eğer daha nazik ve yumuşak bir şekilde yapabilirsem bu yolda denemeliyim. Bu özgürlüğe sahip olmalıyız. Bu da ancak söylediklerimizden hiçbirine bağlılığınız olmadığında olabilir.

Sattva bazen iyi bazen kotu olabilir ama sattva ya bağlılık her zaman kotudur. Rajas ta bazen iyi ve kotu olabilir nitekim rajas a bağlılık her zaman kotudur. Tamas ta bazı durumlarda iyi ve kotu olabilir ama tamas a bağlılık ta her zaman kotudur. O halde yoga bağımlı olmamaktır: bu üç guna ya bağlanmamaktır.

Eğer bir bağlılığınız varsa, kendi yolunuzda gidersiniz. Sonuç bazen basarili bazen de hursan olabilir. Ama siz hep kendi yolunuzdan gidersiniz çünkü bağlılığınız vardır. Yapılan isin sonuçlarının bakış açılarına rağmen , basarili olunabilir ama kendi bakış açısına göre hep kotu ve spirituel değildir çünkü herhangi bir aktivite bağlılığı ilerletir. Bu yüzden yaptığınız is sonuçlarına bağlı olmaz . Eğer konu gitgide bağlı hale gelirse kişi de doğal olarak bağlanır. Eğer insan bu bağlılığa kapılmıyorsa iste bu özgürlüktür. Eğer odaklarımız dışarıdaysa bu dünyevidir ama eğer dikkatimiz içimizdeyse bu spirituelliktir. Halbuki eğer bağlılığınız yoksa doğru olanları yaparsınız. Karma Yoganın bir içeriğini daha anlatıp bitireceğiz.

Karma , Akarma , Vikarma Krishna Gita’da bize karma yoga hakkında bir fikir daha verir:

Krishna nin Gita da bahsettiği karma , akarma, ve vikarma ile ilgili değişik insanların değişik açıklamaları vardır. Genellikle belirtilen karmanın Yagana vb. Performanslari gibi rituel ve aktiviteler olduğu, Vikarma nın eylemsizlik yani tekerleğin arkasındaki aks olduğu, ve son olarak vikarmanin da yasaklanan zorbalık, hırsızlık, yaralama, yalan söyleme ve bunun gibi kötü aktiviteler olduğudur. Bunu anlamakta zorluk çekiyorum çünkü Krishnanin böyle şeyleri Arjuna ya söylemesine gerek yok. Arjuna zaten iyi birisi. Böyle şeyleri düşünemez. Krishna nin ona neyin kötü neyin iyi olduğunu söyleyip ona tavsiyeler vermesi için bir sebep de yok. Bize neyin kötü neyin iyi veya neyin doğru neyin yanlış olduğunu söylemesi için spirituel bilgeliğe ihtiyacımız yok. Bu basit bir ahlaki iş. Spirituel bilgelik değil çünkü spirituel bilgelik ahlaki bilginin çok uzağında. Bunun için ahlaki bilgelik onun istediği sonuca yardım edemez. Bu yüzden bana göre Vikarma ya ahlaki açıdan başka bir yerden bakmak gerek ki spirituel bilgeliğe ulaşabilelim. Sizinle bu fikri paylaşmama izin verin.

 Gita da Krishna nin belirttiği karma akarma ve vikarma diye üç şey var. Bunlar eylem , eylemsizlik ve tepki olarak tercüme edilebilir. Eylem ve eylemsizliği anlamak kolay ama bunları tepkiyle bağlamak zor.

Eylem iyidir, eylemsizlik iyidir. Karmayı eylem diye adlandırır. A + Karma derse buna Eylem + sizlik olarak bakabiliriz. Karmanın ve Akarma nın da iyi olduğunu söyler. Nasılsa Vikarma yapmayın der. Bu belirtilenle üçüncü olan Vikarma gündeme gelir. Bu Gita ile tektir. Vikarma kötüdür. Krishna der ki eylem iyidir , eylemsizlik iyidir ama ayni zamanda da Vikarma yapmayın Vikarma kafamızı karıştırır. Bunun nasıl olduğunu merak ederiz. Yapılacak bir şey varsa ya yapılır ya da yapılmaz. Sadece iki alternatifiniz vardır. Size basit bir örnek. Ben futbol maçı seyrediyorum.

Eşim de mutfakta iş yapıyor. Sonra çocuk ağlıyor. Belki altı değişmeli. Eşime sesleniyorum “Çocukla ilgilen” O cevap veriyor “Sen ilgilen ocakta yemeğim var” Sonra ben de “Ben de meşgulüm , ayrıca bu senin görevin, benim değil” Burada bir kanun getiriyorum . Şimdi iki seçeneğim var karma ya da akarma yapacağım. Çocukla ilgileneceğim ya da ilgilenmeyeceğim. Ben ilgilenmemeyi seçiyorum çünkü bir fikrim var. Bu erkeğin işi değil ve Ona “Ben meşgulüm maç seyrediyorum çocuğa sen bak” diyorum. Ama içimde bunun sadece bir bahane olduğunu ve meşgul olmadığımı biliyorum.Maçı seyretmem gerekmiyor, seyretmezsem ne olabilir ki.

Sonra eşim “Tamam, çocukla ben ilgilenirim, ama sen de yemek yiyemezsin” diyor. Bu onun zafer kartı. Benim için de bir problem. Şimdi ne yapmalı? Yemeği kaçırmak işime gelmez!! Sonra istemeden çocukla ilgilenmek zorunda kalırım tartışmasız. Ama içimde derinlerde kızgınlık var. Neden ben ilgilenmek zorundayım? Bunu yapmamalıydım. Ben bir erkeğim. Erkekler çocuklarla uğraşmazlar. Sadece doğumuna sebep olurlar. Bu çatışmalar içerde yükselir. Sonra gider ve çocukla ilgilenirim ve çocuğa kızgın şekilde sorarım “Söyle bana neden bu karmaşayı yaratıyorsun?” Eşim yükselen sesimi duyar ve içeriden ona bağırmamamı kaba olmamamı söyler.

Şimdi sertlik de yapamam ve sinirimi içime atarım. Bu anda bu eylemi yaparken içimden bir ses sürekli “yapma” der. İçerde kuvvetli bir kavga olur. Bu vikarma olarak tanımlanır. Vikarma aslında bir iş yaparken içimizdeki negatiflik ve kavgadır. Bu kavgaya kabaca tepki denir. Krishna eylemin iyi eylemsizliğin de iyi ama tepkinin kötü olduğunu söyler çünkü tepki içimizdeki huzur ve ahengi bozar. Tepki içimizdeki bir zehir gibidir. Her tepki vücudumuza düzensizce adrenalin pompalar. Her tepki kimyanızı bozar. Tepki kötüdür. Eylemimiz bir tepkiye dönüşebilir. Hatta eylemsizliğimiz de tepkiye dönüşebilir. Yani tepki eylem veya eylemsizlik seklinde belirebilir. Dışarıdan gördüğümüz eylem veya eylemsizlik olabilir ama içinde tepki saklıdır. Eylem veya eylemsizlik sadece dış kaptır , ama ruhun arkasındaki tepkidir. Eylem ve eylemsizliği aramak ve önemsemek dünyaya bakmaktır ama tepki yi veya arkasındaki ruhu aramak ve önemsemek spirituelliktir.

Simdi 24 saat ve yedi günümüze bir bakın. Eylem veya eylemsizlik için ne kadar zaman harcıyorsunuz? Peki tepki için ne kadar zaman ve enerji harcıyorsunuz?

Sabah erken uyanmanız gerektiğini düşünün. Hiç şüphe yok ki alarm çalıp kalktığınızda aklınıza ilk gelen düşünce “Tanrım, kalkmalıyım. Kalkmak istemiyorum. Berbat bir şey bu. O ofise gitmemeliyim.” olur. Sonra kalkar ve yola koyulursunuz. Yolda kendinize “Rezil bir trafik! Herkes yola çıkmış.” dersiniz ve yola devam edersiniz. Ofise girer patronunuzu görür ve o anda “Ne korkunç, şimdi bütün gün bu adamla yüz yüze olacağım” diye düşünürsünüz. Gülümser ve selamlarsınız. Anlayalım ki bu eylemlerden her biri tepkiden başka bir şey değildir.

Aynı bağlamda yaptığınız eylemsizlik aslında eylemsizlik değildir. Dinlenirsiniz. Ama huzur içinde değil. Düşünceler gelir “Eğer uyuyamazsam, yarın ne olur? Kalkıp şunları şunları yapmalı mıyım yoksa yarın yaparım diye mi düşünmeliyim?” Bu uykunun aynı zamanda bir ajandası var.Tüm günümüzün yüzde doksanı tepki formu altında. Bu yüzden sorunlarla karşı karşıyayız. Krishna der ki “Tepkiden vazgeçin” Eğer vazgeçebilirseniz içinizdeki bu savaştan ve uyumsuzluktan kurtulacaksınız. Bunun doğru olduğunu hissediyoruz fakat eğer tepki vermezsek karşımızdaki insani nasıl doğru konumlandırırız? Sinirlenmek gerek ; Tepkimi vermeliyim tepkilerimden vazgeçemem.
Tepki vücut kimyamızda rahatsızlıklara yol açar, insanlar arası ilişkilerimizi yıpratır. Tepki negatiflik ortaya çıkarır. Tepki kötüdür. Kötü olmasına rağmen tepki vermezsem ne yaparım?

Tepki vermenin tersi ‘yapmamak’ değildir. Çünkü tepki yapmak veya yapmamak durumunda da ortaya çıkabilir. Tepki vermeyin. Tepkinin tersi cevaplandırmaktır! Cevabınız durumun düzelmesine sebep olur. Tepki de bazen durumları düzeltebilir fakat uzun zaman içinde duruma zarar verebilir. Cevapların birleştirdiği yerde tepki bölücüdür. Cevaplandırın. Cevaplarda şefkat ve sevgi vardır, halbuki tepki mekaniktir ve ruhu yoktur. Cevaplar sağlıklıdır ama tepkiler kendiniz için de durum için de sağlıksızdır.

Tepki de bir şeyi bir şekilde ya da başka şekilde yapma hakki varmış durumu söz konusudur.
Tepki esas olarak haklar üzerine dayalıdır. Benim tepki vermeye hakkim var. Bu bizim hakkımızı gösterir. Tepkiyle cevabı seçmek arasındaki problem aslında haklar ve sorumluluklar arasındadır. Bu günlerde insanlar çok fazla haklarından bahsetmekteler ve çok önem vermektedirler. Kişisel haklar, anayasal haklar, insan hakları, çocuk hakları , hakları istismar ve bunun gibiler.Sabahtan akşama kadar insanlar bunları tartışıyor.

Ben de Sanskritcede hak kelimesinin ne anlama geldiğini bulmaya çalışıyordum. Şaşırtıcı bir şekilde karşılığını veren bir kelime bulamadım. Sanskritce dünyanın en zengin dillerinden biridir. Diğer dillerde olmayan bir çok kelimeye sahiptir. Bize bu kadar kelime verebilen Sanskritce bir tek “Hak” kelimesini mi verememiş? Alışılmış şekilde dikkatlice kaçınmışlar.

Hak kelimesine bir karşılık vermemişler. Bu yüzden Sanskritceden doğan hiç bir Hint dilinde hak kelimesi yoktur. Bütün Hint dillerinde biz hak kelimesini açıklamak için “haq” sözcüğünü kullanırız ki bu kelime Sanskrit kökenli değildir. “Haq” kelimesi Arap kökenli bir kelimedir. Bu kelime 12. yada 13. yy da olan Müslüman istilası sonrasında onlardan ödünç alınmış olmalı. Ama neden biz bunu onlardan aldık? Basit olan cevap böyle bir kelimeye sahip olmamamızdır. Nasıl olur da bir kültür on bin sene boyunca hak kelimesi olmadan ayakta kalabilir! Ya da bu kelimeye sahip olmadığından mı kültür on bin sene boyunca ayakta kaldı! Lütfen bu önemli konuyu iyi anlayalım. Kültür sadece hak kelimesi yüzünden ayakta kalmadı, ama kültür hak olmadığı için ayakta kaldı. Bu hakkin sosyal uyumu bozan büyük bir zehir olmasından değil. Bütün Hint literatürünü araştırın sorumluluklarla ilgili bir çok kaynağa ulaşırsınız ama haklarla ilgili hiç bulamazsınız.

Bizim Hint kültürümüzde haklarımız yoktur fakat sorumluluklarımız vardır. On bin yıl süren Sanskrit literatüründe de kimsenin hakkı yoktu. Bunu hayal bile edemeyiz! Kralın hakları yoktu. Mahkumların hakkı yoktu. Kadınların, erkeklerin hakları yoktu. Ailelerin hakları yoktu. Çocukların yoktu. Ama herkesin sorumlulukları vardı. Kralın sorumlulukları vardı. Mahkumların, ailelerin çocukların sorumlulukları vardı. Ama neden?
Haklar sizi böler. Eğer aileler çocuklarına “Bunlar bizim haklarımız” derlerse birlik olamazlar, kendilerini ayırırlar. Eğer kocası eşine “Bunlar benim haklarım” derse beraber bir birlik olamazlar ,erkek kendini ayırır. Eğer bir kral hakları olduğunu söylerse insanlardan biri olamaz. Halbuki başka bir açıdan, sorumluluğu olduğunu söylerse toplumun bir ferdi olur.

Ellerin bacakların vücudun birer parçası olup onun bütünlüğü için çalışması gibi. Aynı şekilde bir ev, bir şehir ya da krallık da Hint felsefesine göre yaşayan organizmalardır ve muhtelif insanları barındıran bu yerlerde sorumlulukları paylaşarak bir arada bulunurlar. Baba aileden ayrı tutulamaz. Herhangi bir fert toplumdan ayrı tutulamaz. Bir kral krallığından ayrı tutulamaz. Haklar ayırır sorumluluklar birleştirir. Herkesin sorumlulukları başkalarıyla birleşmek içindir. Ailelerin evlerini güzel bir yer yapma sorumlulukları vardır. Çocukların da evlerini güzel hale getirme sorumluluğu vardır. Kralın ülkesini güzelleştirme gibi bir sorumluluğu vardır. Mahkumların ülkelerini güzelleştirme sorumluluğu vardır Sorumluluklar insanları bir araya getirir. Haklar onları ayırır. Sorumluluğun içinde yoga ve yeniden birleşme olur. Haklar bizi ayırır. İşte bu yüzden kökünde sorumluluk olan bir kültür kurtulur, zamanın gösterdiği gibi. Küçük bir örnek; Burada on üç kişi var. Eğer sorumluluk alırsak her şey çok kolay olur. Ama başka bir taraftan da oturup “Benim hakkım bu , benim hakkım şu” dersek sadece yok edebiliriz.

Sadece umarım ki Karma Yoganın bu konseptleri dünyaya yayıldığında bu güçlü mesajlar insanlığın toplumların sorumluluk aldığı bir yerde iletilsin. Nasıl harika bir dünya yaratabiliriz. Tüm dünyanın bolluk içinde görmek için sorumluyuz. Ağaçlar bereketli, nehirler bereketli, ormanlar bereketli her yerde bolluk ve bereket var. Bunu nasıl yapabiliriz? Çok basit. Bir şeyi yok etmeden önce iki katını yapın. Bitkiden bir yaprak koparmadan sulayalım ki iki daha çıkarsın.

Sorumluluk içten gelir. Sorumluluğun tatmini içeridedir, halbuki haklar tatmini dışarılarda ararlar. Hakların dışarıdan empoze edilmesi gerekir. Haklar anayasa gerektirir. Sorumluluk ise spirituelllik. Şu sahip olduğumuz güzel Hindistan ve on bin yıldır onun kültürü sorumluluklara dayalı. Bunlar onca yıldır kutsal kitaplarda yazılıydı. Özgürlüğümüzü kazandıktan sonra liderlerimiz anayasa oluşturmak istediler. Onlar çok iyi ve vatanseverdiler ama on bin yıldır ayakta kalan bu kültürün temeline bakmakta eksiklik yaptılar. Ülke sadece kurtulmamıştı ama en başarılı olmuştu. Bir kaç yüzyıl önce bütün Hindistan ‘in zenginliğini ve mutluluğu arıyordu. Büyük İskender bu ülkeyi fethetmeye zengin olmasa gelir miydi? Eğer bu ülke bu kadar başarılı olmasaydı Gory Muhammad ve Ghajni Muhammad bir çok defa saldırıp yağmalar mıydı? Vasco de Gama ya da Colomb bu ülkeye varmayı bu kadar iyi olmasa hayal eder miydi?. Liderlerimiz bu ülkeyi bu kadar başarılı yapanın ne olduğunu düşünmeliydi. Hindistan in bir yığın günü geçmiş dogmadan ibaret olmasının yerine düşünce sürecinde olan yegane özellik neydi? Anayasayı oluşturanlar Amerikan Fransız ve İngiliz anayasalarından esinlendiler.

Bu yüzden bizim anayasamız da herkesin haklarını gözetti sorumluluklarını değil. Bizim kültürümüz sorumluluklara dayalıdır ama anayasamız haklara. İşte bu yüzden ne yazık ki anayasamızla kültürümüzün bir uyumu söz konusu değil. Benim bir hayalim var ve bu hayal çok uzak değil, yeniden sorumluluklar üzerine kurulu bir toplum yaratmak ve dünyaya böyle bir şeyin nasıl işleyeceğini göstermek. Naishkarmya Siddhi Krishna Bhagavad-Gita da başka bir sıra dışı ince aktivite durumundan bahsediyor. Naishkarma hakkında ve adı da naishkarmya. Bu Nishkama-Karma dan farklı bir şey, meyve arzusu olmadan eylem. Kelimenin basit bir anlamı yapmamak olabilir. Eylemsizlik gibi gözükse de daha farklı ve çok spirituel.

“Sadece eylemsizlikle “yapmama” nın seviyesine gelinemez. Nasıl dünyayı reddederek tam bir tatmine ve yüceliğe ulaşılamazsa öyle.” Burada söylediği bize eylemsizlikle yapmama arasındaki farkı açıkça vurgular. Eylem ve eylemsizliği daha önce de tartışmıştık. Şimdi isterseniz bunları detaylı açıklayalım. Eylem ve eylemsizlik birbirinin zıttı dır. İki seçenek de bütün aktivitelerde açık olarak bizim için bulunurlar. Bir aktiviteyi yaparız veya yapmayız. Aynı şekilde durumun gerektirdiğine göre yapma veya yapmama durumunu benimseriz.

Bir yere bir tohum ektim ve gerekli olan her şeyi su gübre vs gibi sağladım. Simdi bitki tohumunun içinden yükselmeli. Bu bizim elimizde değil. Simdi oturup beklemeli. Şimdiye kadar eylem safhasındaydım ve simdi eylemsizlik safhasındayım. Huzursuzlaşıp sıkılabilirim. Bunlar yapabileceğim bazı aktiviteler. Bitkinin çıkma esnasında yapabileceğim bir şey yok sadece bekleyebilirim. Eylemsizliği kabul etmeliyim. Bitkiyi çekip çıkarmaya çalışamam. Bitkinin acısını dindireyim onu çekip çıkarayım diye düşünemem. O zaman bitkiye zarar verir hatta öldürebilirim.
Şimdi önemli olduğunu düşündüğüm bir hikaye duymuştum uzun zaman önce. Bir yerde bir sosyal hizmetli kelebeğin kozasından çıkmak için acı çektiğini görür. Hala minik ve sevimli fakat dışarı çıktığında büyük bir kelebek olacak. Fakat şu anda dışarı çıkmak için acı çekmektedir. Ufaklığa karşı büyük merhamet duygusu belirir içinde. Acı çektiğini gördükçe çok üzülür. Ona yardım etme isteğine kapılır ve sonra kozayı yavaşça kesip ona zarar vermeden dışarı çıkarmayı düşünür.

Yapmak istediği şey aslında kötü değildir , belki iyidir bile denebilir. Amacı kelebeği incitmek değildir. Amacı kelebeği alıp sahiplenmek de değildir. Kozayı tam olarak kestiğinde kelebek kurtulur. Taptaze bir şekilde dünyaya gözlerini açar ve kurutmak için kanatlarını çırpar ve gökyüzüne uçmak ister.

Diğer kelebekler de kozalarından dışarı çıkarlar ama kimsenin yardımı olmadan ve kanatlarını çırparlar, onun gözleri önünde temiz gökyüzüne uçmaya başlarlar. Ama adamın yardım ettiği kelebeğin kanatları tam gelişmemiştir.

Kendi kendilerine doğal süreçte acı çekerek çıkan kelebekler gibi değildir. Adam feryat eder. “Tanrım ne oldu böyle?” Kelebeğin acı çektiğini düşünerek ona yardim etmek istedi ama ne yazık ki diğerleri gibi o da kendi acı çekerek çıkabilseydi kanatları tam olarak güçlenebilecekti. Kanatlarına uygun fırsatı verebilecekti ve onlar da gelişip güçlenebilecekti.

Niyetler iyi olabilir ama sabır yetersizliği ortaya bir problem çıkarabilir.Kelebeği acılarından kurtarabileceğini düşündü ama bu durumda acı veren bir aktör haline geldi. Nasıl olurda bir bitkiyi tohumundan çekip çıkararak ya da bir kelebeği kozasından çıkararak acısını azaltabilirsiniz? İyi bir eylemde bile oyuncu olmayın. Bazı insanlar bir eylemi yaparken karıştırarak oyuncu olurlar. Başka bir taraftara bazı insanlar eylemden kaçınarak oyuncu olurlar.

Sonuçta bir eylemi yaparken de yapmadan da insan oyuncu olabilir ve acıya sebep olabilir. Yapmanın olmasına izin verin ayni şekilde yapmamanın da. İki durumda da oyuncu olmayın. İnsanların diğer yaratıklardan bir çok üstünlüğü vardır. Maddenin varoluş haline gelen bilinci vardır. Maddenin varoluştan başka hiç bir şeyi yoktur. Bitkilerin ve hayvanların bilinci vardır ki bunlar varoluşa dönüşür. Bu yüzden bitkiler ve hayvanlar sadece varolmazlar ama varolmak için çabalarlar. Bitkiler köklerini toprağa taşların arasına yollar ki besinleri ve suları alabilsin. Bitkileri yapraklarını güneşe doğru uzatır ki fotosentez süreci başlayabilsin. Aynı şekilde hayvanlar da besinlerini ararlar ve hepsi varolmak için acı çekerler çünkü hepsi bilinçli varlıklardır.

İnsanoğlu da yaşam sürer ve bilinçli bir varoluşu vardır . Bunlara ek olarak da bilinçli bir varoluş olduğunun bilincindedir.
Bu yüzden varoluşuna tanıklık edebilir.Ayni zamanda varoluş için sarf ettiği çabanın da bilincindedir. Burada bir seçeneği de vardır. Tamamen bu işi yapan kişi olup varoluş için acı çeker ve gözlemci ve tanık olmaktan çekilir.Ya da tamamen varoluştaki eforun bilincinde olan olur. Kendini varoluş için acı çeken ve efor sarf eden olarak tanımlayabilir. Ya da varoluş için acı çeken ve efor sarf eden birine tanık olabilir. Bir insan tanık olduğu anda , inişler çıkışlar, basari ve hatalar, bütün duygular oyuncunun arkasında kabarır. Sonra bu devam eden oyuna tanık olur. Sonra yapma meydana gelir. Bu belirtilenin ismi Naishkarmya dır, isi yapmayan. Naishkarma’ nin farkına varan kimse veya Naishkarmya siddhi yi başarabilen kişi yürür bununla beraber yürümez, konuşur lakin konuşmaz vb. ‘Ben yapıyorum’ , onun konsepti tamamen çözülmüştür ve tamamen tanıkla beraberdir. Ben oluyorum dan başka bir şey değildir.

Bir kere sakshi veya tanık olursanız, nesnel hükümler ,tanımlamalar ve dışarıdan gelecek herhangi bir şey mutluluğu ararken sizin için problem olmaz. Mutluluğu içerde bulursunuz. Mutluluğu dışarıda aramak bir çeşit köleliktir ki bunun zamanı geçmiştir. Bu kölelikten daha ince olanda isi yapan kimse olmak için köleliktir. Bu kölelik çok daha zarar veren ve tanımlaması çok zor olan bir şeydir. İyi şeyler yapan ve yapmak isteyen insanlar nadiren bu köleliğe yakalanırlar. Onların hayatlarını bu kadar ciddileştiğini ve hayatin mutluluğunu sadece dudaklarında görmeniz bu sebeptendir. Her zaman zıt yönlerdedir ve basari ve basarisizliğin bir olduğunu göremez. Bir kere bu kölelik biterse o zaman özgürdür. Özgürlüğüne erisen kişi artık en büyük zıt çift olan olum ve yaşamın da ötesindedir.

Olum ve yasam arasında iki durum karışıktır. Çalışıyoruz ve ayni zamanda yaşıyoruz. Biri “yapma durumu” , ölümle yasam arasında , kalp kani pompalar, nefes devam eder, beslenme yer alır ve varoluş için acı çekilir. Bütün bu olanlar yaşamın “yapma” durumunda yer alır. Yapmanın limitleri olum ve yaşamdır. Yapma ölümle durur. Yapmanın durusu olumun ta kendisidir.
Bir diğer durumda yapmanın altında duran “olma durumu”dur. Bu değişimlerin hepsinde olma durumu vardır. Olma durumunun limitleri sınırları yoktur. O özgürdür.

Olma tarafından tutulan biri limitlerce sınırlandırılmıştır. Bu yüzden orda korku olur; halbuki olma tarafından tanımlanan birinin kendisi varoluşudur. Böyle bir insana olum ve yasam, basari ve basarisizlik , övgü ve suçlama dokunamaz. Korku istersek orda olur ve başkasını istemeyiz ya da bizim seçimimiz olmadan orda olma olasılığı da vardır. Bu yüzden zıt kutuplara sahip olmayana korku dokunamaz. Buna ‘abhaya’ denir ‘korkudan çıkan özgürlüğü’ belirtir. Bu Karma Yoga daki en ince noktadır ve adi Naishkarmya siddhi dir. Karma Yoga da bunu başarabilmek Raja Yoga da Samadhi yi başarabilmek gibidir. Brahman in tanımını bize “Sat Chit Ananda” olarak verilmiştir.Sat varoluş demektir. Naishkarmya Siddhi yi başarabilen bir kişi Brahman in sat durumunu başarabilmiş ve onunla bir olabilmiş demektir.
Karma Yogayla ilgili muhtelif fikirler vardır. Simdi size son bir mesaj vermeme izin verin. Yoga isten kaçmak demek değildir. Yoga sorumlulukları daha eğlenceli ve uyumlu kılmaktır. Yoga kimseyi sorumsuz yapmaz .Eger boyle yapıyorsa o Yoga değildir.
Simdi Karma Yogayla ilgili birkaç fikri özetleyelim :
Karma Yoga diğer Yoga yollarında olduğu gibi eğer bize aklin huzuruna gitmede ve iç uyumumuzda katkıda bulunuyorsa Yoganın yollarından biri olabilir.

‘İyi eylemler yapmak ve bizi kötü eylemlerden uzak tutmak’ Karma yoganın gayesi değildir. Bu basit ahlaki bir seviyedir. İyi ve kötü insanların islerinin sıradan bir düzeyidir. Eger bir insan iyi değil de kötü şeyler yapıyorsa cezalandırılır. Bunda spirtüel bir yan yoktur. Arjuna zaten iyiydi ama Bhagavad Gita ya ihtiyacı vardı. Bu da karma yoganın amacının bize iyiyi ve kötüyü acıklamak degil bizi bunun ötesine götürmek oldugunu anlatıyor.

Sonuçta Karma yoga yolculuğu veya sadhanasi bizi iyi eylemden sonuç beklemeden veya meyveleri arzulamadan eyleme yukseltmektir. Sonuc olarak ta eyleme isi yapan olmadan gitmek ve isi yapma durumunun feda edilmis ve hallolmus olmasidir.

Bu astanga yoganın son üç basmagi olan dharma dhyana Samadhi ye benzer. Bunlar sat karma, phalapeksha rahita karma ve son olarak naishkarmya siddhi dir. Nasil vucut Tanrinin tapınağıysa ayni sekilde yapilan is te Tanrıya ibadettir. Isi stres , lanet ve ceza olarak algilamamiz bizim cehaletimizdir ve eğer özel aktiviteler yapacak olursak bu karma yogadir ve kutsalliktir. Bu bütün aktivitelerin değişimini sağlayabilen tavir karma yogadir.
Hepinize çok teşekkür ederim.
SRI. N.V RAGHURAM

Incoming search terms:

  • karma yoga nedir
  • karma yaratmak var mahallede
  • karma yoga hakkında
  • fazla otuz bir çekmenin negibi zarar larıvardır
  • LİDERLİK 300X300
  • bhagavad gita nedir
  • ormandabir kız ve baba resimleri
  • om yoga dövmesi ne anlama gelir
  • samskara nedir
  • okulda sahip olduğumuz haklar vardırsorumluluklar nelerdir

KARMA YOGA

KARMA YOGA NE DEMEKTİR?

Karma Yoga normalde alın yazısı gibi bilinmektedir. Oysa Karma Yoga kişiyi Karma bağından özgürleştiren yoldur. Karma, bizi “Samsara” yani doğum çarkına bağlayan fiillerdir. Bu yolda hizmet, adanma ve kurban esas olandır. Karma nasıl ortaya çıkmıştır? Mandukya Upanisad’daki hikayenin benzerini herkes bilir. Ama hikayeyi bir hatırlayalım:

“Bir erkek ve bir kadın, bir gün bir ağacın altındayken, kadın ağacın meyvesine uzanır ve “yasak meyveyi” hem kendi yer, hem de erkeğin yemesi için onu kandırır. Böylece her ikisi de dünyaya düşer.”

Evet, bu hikaye hepimizin çocukluğumuzdan beri dinlediği Adem ve Havva’nın hikayesi… Bu hikaye, Srimad Bhagavatam da dahil olmak üzere bir çok metinde yer almaktadır. Havva’nın Adem’e yemesi için verdiği meyvenin ne olduğunu bir düşünelim. Bu meyve, fiilin meyvesidir.

karma1 300x155 KARMA YOGAPeki neden bunu kadın, erkeğe vermektedir? Çünkü kadın – dişi güç, Shakti enerjisi, aşağı çeken enerjidir. Erkek/eril enerji ise Shiva enerjisidir, yükseltici enerjidir. (Bu enerjileri, Çin sistemi yin ve yang olarak açıklar.) Bu enerji, dünya üzerindeki her iki cinsiyette de bulunur. Yani her iki enerji de hem kadınlarda, hem de erkeklerde bulunur. Bu enerjilerin bedendeki yerlerine bakacak olursak, Shakti enerji “Kundalini” olarak da adlandırılır ve kuyruksokumunun bulunduğu bölgede, anüs ve cinsel organlar arasında bulunduğu bilinen Muladhara – Kök çakrasının biraz altında bulunur. Shiva enerjisi ise, iki kaş arasında yer alan ve üçüncü göz olarak da tabir edilen Ajna Çakra’da yer alır. Yogada yapılmaya çalışılan şey, Kundalini Shakti enerjisini yükselterek, Shiva ile birleşmesini sağlamak ve oradan birliğe gitmektir.

Eğer kişi Shakti enerjisinin etkisi altına girerse, dünyaya düşmektedir; çünkü Shiva / Shakti birliği sona ermiştir. Sakti, meyveyi yemesi konusunda varlığı ikna etmiştir. Fiilin meyvesini yiyen varlık, “yapan benim” dediği için, bir olanı üçe bölmüş (yiyen varlık, yenilen varlık ve yeme işlevi), böylece yogadan/birlikten uzaklaşmıştır. “Karma Yoga”nın “yoga”sını atınca, yani birlik olmayınca, geriye sadece “Karma” kalmış, bu da kişiyi dünyaya bağlamıştır.

Karma, kişideki Guna’lardaki dengenin bozulması üzerine oluşur. Daha doğrusu bu felsefe, tezahür – manifestasyon olarak geçen varoluşun “varolma” sebebinin bu dengenin bozulması olduğunu söyler. İste bu nedenle, varlık eğer bu Guna’ları dengeleyip bunların üzerine çıkabilmeyi başarabilirse, çıkış noktası olan özüne geri dönecektir. Bunu metinler damlanın tekrar okyanusa geri dönüşü olarak tanımlamaktadır. Şimdi burada şu soru akla gelmektedir: “Kişi gerçekten bunu arzu eder mi? Yani bunun içinde bir yıkım ya da yok oluş durumu var mi?” Buna yine okyanus örneğiyle cevap verebiliriz: Damla okyanusa karıştığında, belki damlayı görmezsiniz, ama o okyanusta vardır. Sizin o damlayı ayırt edememeniz, o damlanın orada olmaması anlamına gelmez.

O halde, kişi Karma’nın her tür etkisinden kurtulmak istiyorsa, öncelikle bu değerlerin üzerine çıkabilmelidir. Bunu başarmanın yollarından biri de Karma Yoga’dır. Karma Yoga’da kişi kendini tamamen o işe vererek, o işi “yapan” olduğunu reddederek ya da herhangi bir sonuç beklemeden -yani fiilin meyvesini terk ederek- fiilde bulunur.

Bu konuyla ilgili olarak Mandukya Upanisad’da şöyle bir örnek verilmektedir: “Bir ağaçta iki kus bulunur. Bu kuşlardan biri ağacın meyvesini yerken diğeri sadece onu seyreder.” Ağaçta bir diğerini seyreden kuş, “tanık”karma2 300x156 KARMA YOGA olan Paramatman (mutlak), meyveyi yiyen de Jivatman (bireysel ruh varlığı)’dir. Bu, biraz yoga felsefesinin dünya tarihi hakkındaki açıklamalarına da değinerek en basit şekilde söyle ifade edilebilir:

Varlık tanıklık durumundan yaptığı fiilin meyvesini yemekle Guna’ların dengesini bozmakta ve kademesel olarak doğanın hakimiyeti altına girmekte ve Jivatman olmaktadır. Jivatman olduğunda, önce elbette ilksel noktadan çıktığı için edimleri çoklukla Sattva özelliğini taşımakta, bu edimlerin sonuçları da Sattvik olmaktadır. İşte bu dönem Altın Çağ olarak adlandırılan döneme dek gelir. Ama burada şu gerçeği unutmamak gerek: Satwa değeri hakim fiiller bile Sattvik sonuçlara yol açtığı için varlığı Karma’nın zincirine bağlamaktadır.

Daha sonra varlık giderek yozlaşmakta, diker değerlerin kendisi üzerindeki hakimiyeti kademesel olarak arttıkça, diğer delerlerin baskın çıkma oranları yükselmekte ve çağlar da altın çağ, gümüş çağ, vs diyerek günümüze kadar gelmektedir. Yogik inanışa göre Karma Yoga tekrardan Altın Çağdaki insanların tanıklık duygusuna nasıl ulaşacağını belirler. Öyleyse “Karma’nın zincirlerinden kurtulmak nasıl sağlanır?” sorusunu irdeleyebiliriz.

Kişinin Karma Yoga uygulamasıyla yaptığı şey aslında doğada bulunan 3 Guna’nın dengeye getirilmesi ve kişinin bu 3 Guna’nın üstüne çıkabilmesidir. Guna’ları tanımlarıyla birlikte kısaca söyle tanımlayabiliriz:

1. Sattva: Huzur, sükunet ve sessizlik
2. Rajas: Hareketlilik
3. Tamas: Atalet, uyuşukluk

Doğada bulunan her şeyde bu üç değer mevcuttur. Yani doğada hiç bir şey yoktur ki sadece tek bir değerden -mesela Sattva’dan- oluşsun. Tüm değerler, doğada bulunan tüm varlıklarda bulunur, burada varlığın Guna’sı hakkında konuşulduğunda, kriter hangi Guna’nın o varlıkta baskın olduğuyla ilgilidir. Örneğin insana baktığımızda, kişi hareketliyken o kişide Rajas değerinin öne çıktığını, ayni kişi uyuşuk haldeyken – mesela ağır yemek yedikten sonra- Tamas değerinin baskın çıktığını, iyi bir uykudan sonra, zinde bir uyanışla güne başladığında ve sebepsiz bir mutluluk duyduğunda da Sattva değerinin baskın olduğunu söyleyebiliriz. Yani herkes (her varlık) bu değerleri taşır.

karma3 1 KARMA YOGAYoganın önerdiği, kişinin bu değerler üzerinde hakimiyet kurmasıdır. Böylece kişi istediği zaman bu değerleri istediği gibi yönetebilecektir. Kişi istediği an, örneğin çalışma ortamına girdiği an kendisinde -tıpkı bir elektrik şalterini açıp kapatır gibi- Rajas değerini yükseltebilecek, böylece verimli bir şekilde çalışabilecek, meditasyon yapmak istediğinde de Rajas’tan Sattva’ya istediği an geçebilecektir. Bunun bir ileri aşamasında, kişinin bu değerleri aşması gelecektir.

Aşmak nedir? Kişinin Guna’ları dengeli bir hale getirmesi Guna’ları aşmasıdır. Yani eğer kişide bulunan her üç değer de o kişide eşit oranlarda bulunuyorsa, kişi Guna’ları aşmış demektir. Peki bu nasıl sağlanır? Simdi genel kanı aslında eğer kişide Rajas ya da Tamas değeri yüksekse, kişinin Sattva değerini yükseltmeye çalışmasıdır. Ancak doğaya baktığımızda doğa bize bunu yapmaz. Çevremizde bulunan Tamas değeri yüksek kişilere baktığımızda, bunun böyle olduğunu görürüz.

Doğa, Tamas değeriniz yüksekse, sizi daha fazla Tamas’a boğar. Siz istedikçe o değerde bulunan daha çok şeyi çevrenize çekersiniz ya da bunları yaratırsınız. Pekiyi neden? Çünkü böylece Tamas bardağı dolar, tasar ya da patlar. Böylece ister istemez tavana vurmuş olan değer tekrardan olması gereken noktaya geri donuş yapar. Örneğin, kendini sürekli olarak yemeğe vermiş bir kişi, yedikçe yemek ister, yer, yer, yer. Doğa onu ve açlığını doyurması için elinden geleni yapar. Böylece kişi bir gün doyacak ve yemekten -aşırı yemekten- vazgeçecektir.

Ayni şekilde öfkeli insanlar, diğer insanlarla karşılaştırıldığında, çevresinde onları öfkelendirecek daha fazla olay olur. Çünkü doğa onu ve öfkesini besler. Besler ki artık o kişi öfkeye doysun ve onu bıraksın. Bu bakış acısıyla düşünecek olursak doğanın bizde var olan değerleri körüklemesi terim yerindeyse bir kutsamadır. Kısaca, doğa sizi, bulunduğunuz değer ile iyice besler ki, artık onu istemeyecek kadar değere doyun. Daha sonra otomatik olarak zaten siz o değeri bırakırsınız.

Aynı şekilde kişi de örneğin çok uykuluyken, kendisinde Rajas değerini yükseltmek istiyorsa, gidip spor yapması Rajas’ın yükselmesini sağlamaz. Eğer Tamas değeri kişide yükselmişse, kişinin yapabileceği şey, gidip yatıp uyumaktır. Böylece o değer kendi zirve noktasını bulacak ve tekrardan olması gereken seviyeye geri dönecektir.

Herhangi bir ruhsal çalışma yapmayan kişide hep bir değer diğerine göre baskın olarak bulunur. Yani kişi önce Tamas hakimiyetinde yaşar, uykusu vardır, uyanır ve Rajas devreye girer.

Bir süre sonra Rajas’tan Sattva’ya ve sonra tekrardan belki Tamas’a geri döner. Ancak, ruhsal çalışma ile bu üç değeri dengede tutmak böylece bu Guna’lara hakim olmak ve bunları aşmak mümkündür.

Guna’ları aşmak isteyen -yani bu üç değeri dengelemek isteyen- kişinin yapması gereken şey kendini gözlemlemeyi öğrenmesidir. Kişi kendini gözlemledikçe, kendisinde ne zaman hangi değerin baskın olduğunu ve o değerin ne zamanlar ortaya çıktığını öğrenmeye başlar. Böylece kişi öfkelendiği anları tespit etmeye başlar. Kendini öfkelenirken yakalamaya başlar. İste bu tanıklık durumuna geldiğinde, kişi zaten öfkesininkarma3 3 219x300 KARMA YOGA geçmeye başladığını hisseder. Ancak burada önemli bir nokta vardır: Eğer kişi tanık olduğu için, bulunduğu değerden tatmin olduğu ve artık doyduğu için değil de, zorlama ya da bastırma ile yapmak zorunda olduğu için çıkmaya çalışırsa, doğa kişiyi tekrar aynı noktaya geri getirir. Burada B.Gita’da Sri Krişna 3. Bölümde (33. vecize) söyle demektedir:

“Bilge kişi bile kendi doğasına uygun bir şekilde hareket etmektedir; varlıklar doğayı takip ederler; bu duruma baskı altında tutma (dizginleme) ne yapabilir ki?” Gerçekten de, eğer siz bastırma yoluyla henüz doymadığınız ve hazır olmadığınız bir yola girerseniz, doğa sizi önünüze farklı yollardan -büyük olasılıkla da hiç tahmin etmediğiniz bir noktadan- tekrar aşamadığınız bu durumu koyacak ve siz gecene kadar da bunu önünüze çıkartmakta ısrar edecektir. Bu nedenle Swami Satchitananda hep şu örneği vermektedir:

“Kişi kendini tıpkı bir ati terbiye eder gibi eğitmelidir. Vahşi bir atı döverek eğitemezsiniz. Ama onun her istediğini de yapmasınız. Yapmanız gereken, biraz sanki onun istediği sekleri yaparmış gibi yapıp, daha sonra tatlılıkla -o daha farkına bir varmadan- istediğiniz yola onu getirmek. At biraz sola gitmek istiyorsa, önce bırakın biraz sola gitsin; bırakın tatmin olsun. Daha sonra siz yavaşça yularından tutup onu istediğiniz yöne götürürsünüz. Ama aksine, eğer atla bir inatlaşmaya girerseniz, o da aynı inatla size karşı koyacaktır.”

Böylece öğretmenimiz Raghuramji’nin söylediği gibi kişi kendini zorla düzeltmeye çalışırsa, kendisinin efendisi değil, kölesi olacaktır. Yoga yolunda ilerlemek ve Karma Yoga yapabilmek için kendi efendimiz olmamız gerekmektedir.
Şimdi Karma ile ilgili iki farklı görüşe değinmek istiyorum:

1) Birinci görüşe göre, eğer kişiyi bu dünyaya bağlayan şey fiillerse, o halde kişi fiilde bulunmayı keser. Bu “fiil yoksa bağlayan bir şey de yok” görüşüdür. Bu görüşü destekleyen kişiler, dünya ile ilişkilerini mümkün mertebe keserler ve fiilde bulunmamaya çalışırlar.

2) İkinci görüş ise, Bhagavat Gita’nın da desteklediği, kişinin “fiilde beceri” sahibi olmasıdır. Bu görüşe göre, fiil üç şeyi kapsar: “Fikir, Zikir ve Fiil (hareket/davranış anlamında).” Yogada istenilen zaten kişide bu üç şeyin bir ve tek olmasıdır. Yani kişinin fikri ne ise, zikrinin (sözünün) de ayni olması ve davranışlarını da buna göre yapmasıdır. Böylece tam bir içsel şeffaflık yogiye hakim olur ve yogi huzurla dolar. Bu görüşe göre problem, yapılan edimlerde değil, kişinin bunlara bakış açısındadır. Bu bakış açısı değiştirildiği takdirde, kişi her nerede olursa olsun Karma Yoga uygulayıcısıdır. Bhavat Gita’daki Sri Krişna’nın “Sorun dünya değildir, sorun dünyevi olmaktır,” sözünün altında yatan anlam da zaten budur.
Karma Yoga’nın temellerini ise söyle açıklayabiliriz:

1. “Kişinin egoyu araya sokmadan ve işin sonucuna odaklanmadan bir iş yapması”: Yani kısının karşılıksız ve koşulsuz olarak, sadece işi, o işi yapmak doğru olduğu için yapması. Burada özellikle kişinin yaptığı ise konsantre olması ve yaptığı işten herhangi bir kişisel fayda beklememesi esastır. Bir iş yaparsınız ve bu iş evrene bir hediyedir.

2. “Kişinin sadece kendini o işe vererek, sadece bir işe konsantre olarak, onu mükemmel olarak yapması”: Bu, bir önceki tarifle ayni yere gelen bir ikinci tariftir. Çünkü eğer karşılıksız ve koşulsuz olarak bir işi yaparsanız işin içinde kendinizi o işe ‘adama’ vardır. Dikkat ederseniz kendinizi adadığınız işlerde, işi ucundan tutarak yapmazsınız. Kendinizi o ise gönülden verirsiniz. O iş size angarya olarak gözükmez.

3. “Yapılan işi evrene hediye ederek, iyi ve kötü sonuçlarını, yani meyvelerini reddetmek”: Bu aynı zamanda kurban/yajna ile de ilgilidir. Kişi egoyu üzerinden atamadığı için -egoyu atmak zordur- yapanın kendisi olduğunu kabul eder, ancak sonuçlarını hediye eder. Yani yaptığı işin sonucundan bir beklentisi olmaz.

4. “Yaptığınız işlerde ‘yapan ben değilim’ demek”: Burada kişi sadece evrenin elinde bir araç olduğunu hisseder ve her ne yaparsa yapsın kendi iradesinden daha büyük bir iradenin kendi üzerinden işlediğini hisseder. Böylece kişi “yapan” olmadığı için, yaptığı fiilin sonuçlarından da sorumlu olmaz. Böylece Karma oluşumu engellenir. Kişi fiilde bulunduğu halde fiilin sonucu kendisini bağlamaz.

karma3 4 237x300 KARMA YOGAYani birinci bölüme bakarsak, yaptığımız her işi, her davranışı karşılıksız ve koşulsuz yapmalıyız. Diyelim ki sokakta yürüyoruz. Yaşlı ve kör bir adam gördük. Yardım etmek istedik ve onu karşıdan karşıya geçirdik. Bir iyilik yaptık yani. Ama kişi bize teşekkür etmezse arkasından da “Ben onu ezilmekten kurtardım. Oysa o bana bir teşekkür bile etmedi,” dersek o zaman Karma Yoga’ya göre yaptığımız iyiliğin ve davranışın hiçbir önemi olmaz.

Yani birinci bölüme bakarsak, yaptığımız her işi, her davranışı karşılıksız ve koşulsuz yapmalıyız. Diyelim ki sokakta yürüyoruz. Yaşlı ve kör bir adam gördük. Yardım etmek istedik ve onu karşıdan karşıya geçirdik. Bir iyilik yaptık yani. Ama kişi bize teşekkür etmezse arkasından da “Ben onu ezilmekten kurtardım. Oysa o bana bir teşekkür bile etmedi,” dersek o zaman Karma Yoga’ya göre yaptığımız iyiliğin ve davranışın hiçbir önemi olmaz.

Evren bir kumaştır ve biz bir ipliğiz. Biz bu kumaştan bir iplik parçası bile çeksek, o kumaş birkaç metre etkilenir. Örneğin, Amerika’da suç oranı %100 olan bir bölgede nüfusun yüzde biri meditasyon yapmaya başlamış. Aradan geçen belli bir zaman sonra yapılan araştırmada suç oranının 540 düştüğü tespit edilmiş. Bu demektir ki, olumlu enerjilerle biz de kötü insanları olumlu düşüncelerimizle yukarı kaldırabiliriz veya yardım edebiliriz. Dışarıda olan kötü şeyleri önemsemeyip sadece kendimizi düşünmek, Karma Yoga yolundaki yanlış adımlardır. Yaptığımız her olumlu davranış ve düşünce, Karma Yoga yolunda attığımız olumlu bir adımdır. Bunlara evrene verilen sonsuz ve karşılıksız hediyelerdir.

Ama değiştiremeyeceğimiz olayları da akışına bırakmalıyız ve üzülmemeliyiz. Bu da bizim Karma’mızı olumsuz etkiler. Örneğin Dalai Lama… Ülkesinden sürüldükten sonra Amerika’da verdiği bir demeçte kendisine, ülkesinin kötü durumda olmasından dolayı üzülüp üzülmediği sorulur. O da “Değiştiremeyeceğim bir şey için boşuna üzülmemin bir anlamı yok,” der. Yani olayların akışına kendimizi teslim edersek daha da ilerlememiz kaçınılmaz olacaktır. Bizim yapmamız gereken “Ben buradayım, dünyaya geldim ve kabullendim,” demektir. “Ben bu noktada ne yapabilirim, kendime ve insanlığa nasıl faydalı olurum?” diye düşünmek Karma yolunda ilerlemektir.

İkincisi ise kişi kendini ‘adama’ya bırakmalıdır. Çünkü bir işi karşılıksız ve koşulsuz yaparsanız içinizde adanma ve huzur olur. Bu da kişilerin düşünce yapısıyla alakalıdır.

Öğretmenim Raghuramji’nin anlattığı bir hikayeden aktarmak istiyorum:

Bir köyde inşa edilmekte olan bir Tapınak ve bu inşaatta taşları yontup kırarak muhteşem heykeller ortaya çıkaran birçok işçi varmış.Bir gün bir ajanstan muhabir gelip çalışanlarla röportaj yapmak istemiş. İlk önce gittiği bir çalışana sormuş “Burada ne yapıyorsunuz?”
Adam büyük bir öfkeyle yanıt vermiş “Görmüyor musunuz ne yaptığımı işte taş kırıyorum. Hem de çok sert taşları.Ellerime bak ne hale geldiler. Kıpkırmızılar. Taş dövmek cehennem gibi bir şey. Bir delik bulup kaçabilsem keşke ama nerde !Şef sürekli kafamda bana bakıyor.

Bütün bu iş cehennem gibi. Bir de bana soruyorsun bu iş zor mu diye? Bu iş tam bir bela. Sanki lanetlendim bu işi yapmak için. Keşke bir
an evvel bu sefil işten kurtulabilsem!” Muhabir yeniden bir soru yöneltmiş “Taş kırıp dövdüğünüzü anladım fakat burada inşa edilen nedir?” Adam “Bu saçma sapan yolu niye yapıyorlar anlamadım , zaten beni hiç alakadar da etmez.” demiş.Sonra muhabir bir diğer isçiye gidip sormuş “Ne yapıyorsunuz?” Adam cevap vermiş “Ben taş kesiyorum. Bu benim işim.

Sekiz saat çalışıp 10 dolarımı alırım. Benim karım çocuklarım var. Bu benim sorumluluğum. Çoluk çocuğuma bakmak zorundayım. Bu benim sadece görevim.” Kadın sormuş “Burada ne inşa olduğunu biliyor musunuz?” “Evet bir tapınak olduğunu söylediler. Bütün işi bir tapınak için yapıyoruz. İsterse hapishane olsun benim için fark etmez. Ben sekiz saat işimi yapar on dolarımı alırım. Başka da işim olmaz.” Sonra kadın üçüncü adama gider ve sorar,

“Burada ne yapıyorsunuz?” Adam cevap verir: “Ben bir Tapınak inşa ediyorum. Bu köyde yıllardır bir tapınak yoktu. Ne zaman bir festival olsa bütün insanlar yan köye giderlerdi. Benim büyükbabam denedi ama bütün hayati boyunca başaramadı. Babam da çok çabaladı ama bir tapınak inşa edilemedi , hep bir rüya olarak kaldı. Benim zamanımda da olmayabilirdi belki ama Tanrının lütfuyla bu Tapınak benim zamanımda inşa ediliyor. Biliyor musunuz taşa vurduğum her an muhteşem bir melodi çıkıyor. Bakın burada her şey tapınak inşaatı başladığından beri bir festival gibi. Bu tapınak bütün köyü bir araya getirdi. Bu uykulu halk bir anda festival moduna geçti.

” Muhabir sormuş “Burada ne kadar çalışıyorsunuz?” “Neden soruyorsunuz ki? Kalkar kalkmaz buraya gelirim ve taşları kesmeye başlarım. Burada yerim içerim, her şeyimi burada yaparım. Eve gittiğimde , yattığımda ,hatta rüyamda bile taş keserim ben. Bu gerçekten çok mutluluk verici bir şey benim için. Bu benim hayalim” Muhabir sormuş “İnşaat ne zaman sona erecek?” “Neden bana bunu soruyorsunuz ? Ben bu tapınak inşaatının bitecek olmasına son derece üzülüyorum. Keşke daha çok uzun sure hünerlerimi bu tapınağın etrafında gösterebilsem. Bu bir kutsanmışlık.” Eğer yapılan işe bakarsanız , üç insanda aynı işi yapmakta, fakat birincisi için bu bir cehennem , ikincisi için bir görev,ödev,oysa ki üçüncüsü için bir kutsama.

Eğer işin doğal olarak iyilik ve kötülük nitelikleri varsa, o halde bu üçü de ayni şeyleri hissetmeliler. Ama bu realite değil. İş kendi başına bu nitelikleri taşımaz. Peki bu kadar büyük farkları yaratan nedir? Aklımızı rahatsız eden iş değildir, bu bir hiledir. İş dışsal bir şeydir. Davranışlarımız içseldir. İş dünyaya aittir. Davranışlarınız ise size. İşleri değiştiremezsiniz , çünkü onlar dış dünyaya bağlıdır. Değişmek isterse değişir. Ama işin arkasındaki davranış ve tutumlar sizin elinizdedir. Kesin bir tavır işinizi perişan bir hale çevirebilir ya da onu mutluluk verici kılar.

Tutumlarınızı değiştirin ve spirituel bir hale gelin. Eğer doğru tutumlar sergilemiyorsanız spirituel değilsinizdir. Sizin spirituel olup olmadığınızı belirleyen iş değildir. Bu hikayeden de anlaşıldığı gibi olaylara bakış açımız da bizim özümüzle ve nasıl düşündüğümüzle alakalıdır. Sonuçta adanmayla yapılan eylem ne olursa olsun kişiye angarya olarak gözükmez. Böylece yapılan her fiil gönüldendir. Karma Yoga yapmak huzur, sakinlik ve tatmin duygusu sağlar.

Üçüncü noktaya bakarsak, yapılan fiili evrene hediye etmenin, iyi ve kötü sonuçlarını da, yani meyvelerini de reddetmenin, aynı zamanda kurban/Yajna ile ilgili olduğunu söylemiştik. Bu hayatta herkesin herkesten beklentisi vardır. Anne babadan, çocuktan; baba anneden, çocuktan; çocuk anneden, babadan bekler, bekler… oysa problemler bizim fiillerimizden kaynaklanmaktadır. Oysa biz başımıza gelenleri bir de dış dünyaya yüklemek gibi bir eğilimdeyizdir.

Oysa kendi tavrımızı ve davranışlarımızı değiştirmek, aklımız ve zekamızla mümkündür (Manomaya Kosa, Vignanamaya Kosa). Kimse bizi etkileyemez. Çünkü biz bağımsız varlıklarız. Çünkü yaratılışımızın doğasındakarma3 5 300x300 KARMA YOGA zaten fiil var. Krişna der ki, “İşi yap; ama sonuç bekleme.” Beklenti bizim yaşam sevincimizi azaltır.

Beklentide büyük bir ego vardır. Beklemek durumu zayıflık, beklememek güçlü olmaktır. O kadar tam ve bir olduğumuzu hissetmeliyiz ki, artık bekleyecek bir şey olmadığını bilelim. İşte bu Karma Yoga’dır.

Krişna der ki, “Fiilde bulunmak iyidir. Ama bazen fiilde bulunmamak da iyidir.” Fiilde bulunmak Karma, bulunmamak A Karma’dır. İçindeki fiile, dışında gösterdiğin fiil farklı ise bu da Vikarma’dır. Vikarma reaksiyondur.

Örneğin, sabah saat çalar, sinirlenirsin. Ama kalkmak zorundasındır. İşe gidersin, patronunu görürsün. Nefret ettiğin patronunun yüzüne gülersin. Yanımıza gelen iş arkadaşımıza “Ne güzel konuşuyorsun,” deriz. Oysa içimizden kötü düşünürüz. Bunların hepsi Vikarma’dır. Her tepkide de kendimizle zihnen savaşırız. Yani %50 oranında kendimizle savaşırız. Bu bir süre sonra bizim genetik yapımıza girer ve gelecek reenkarnasyonlarımıza yansır. Bütün hastalıklarımızın nedeni önce zihin bedende başlar.

Daha sonra fiziksel bedene iner. Bağışıklık sistemimiz bozulur; diyabetik oluruz; bağırsak ve sindirim sistemimiz bozulur; kansere yakalanırız. Yani Krişna’nın söylediği, hem fiil, hem fiilsizle bulunmanın önemi burada ortaya çıkıyor. Bizim dışarıya gösterdiğimiz fiil, içsel olarak onu değiştirmek içindir.

Oysa bir fiilde bulunuyorsak ve bunu engelleyemiyorsak, o zaman %100 bunun içinde bulunmalı ve savaşmamalıyız. Böylece doğayla uyum içinde oluruz. Biz kendimizi ve düşüncelerimizi olumlu yönde değiştirirsek mutlu oluruz. Bu da Karma Yoga yolundaki en önemli sonuçlardan bir tanesidir. “Ne ekersen onu biçersin,” sözü bu olaylarla bağlantılıdır.

Kişi iyilik yapınca “Bunu ben yaptım,” fikri ile donanır. Bu da kişiye egoyu getirir. İyilikte ego olunca o zaman yaptıklarının da bir anlamı kalmaz. İnsanlar kötü bir fiilde bulununca “Ben yaptım,” demezler. Oysa iyinin arkasında her zaman bir “ben” ve sonucunda “ego” vardır. Bu da mahvedicidir.

Hindistan’da bir guru “Öyle bir şekilde iyilik yap ki, sağ elin yapsın, sol elin bunu bilmesin,” demiştir. Fiilde bulunmamakla da, kimseye yardım etmemekle de, kimsenin Karma’sına dokunmama gibi bir düşünce tarzı vardır.
Örneğin, bazı çevrelerde “Kimseye yardım etmemelisiniz; çünkü bu onların Karma’larını bozacaktır. Herkes kendi Karma’sına uygun koşullar altında yaşar. Bu nedenle ihtiyacı olana bir şey vermek ‘o kişinin uzun vadede iyiliği için’ kötü bir şeydir. O kişi kaderine terk edilmelidir,” denildiğini duymuş olabilirsiniz. Malesef, sadece ülkemizde değil, dünyanın diğer ülkelerinde de ve hatta Hindistan’da da bu görüşü destekleyen bir grup kişi bulmak olasıdır.
BANU DEGER.

Incoming search terms:

  • shakti nedir
  • karma yoga
  • shakti enerjisi
  • shakti enerji
  • mutlak değerle ilgili ilginç resimler
  • shakti ne demek
  • shiva shakti birleşmesi
  • yoga upanişad
  • çakraları açan asanalar
  • shiva shakti nedir

Çocuk Yoga’sı nedir ?

cocuk yogasi Çocuk Yogası nedir ?

Çocuk yogası dendiğinde aklımıza takılan sorular genelde şunlardır. Çocuğum kaç yaşında yoga yapmaya başlayabilir? Yoga çalışmaları çocuğum üzerinde olumsuz bir etki yapar mı? Hiperaktif ve konsantrasyon bozukluğu olan çocuğumda daha mı yararlı olur, yoksa çocuğumun yaşam kalitesini daha da bozar mı gibi bir çok soru takılabilir aklımıza.Şimdi bütün bu aklınıza takılanları detaylı olarak yanıtlamak istiyorum.

cocuk yogasi 1 Çocuk Yogası nedir ?

1-) Çocuklarımız dört yaşından itibaren yoga yapmaya başlayabilirler. Ama hiçbir çocuğu ebeveynleri yoga yapmaya asla zorlamamalıdır. Çünkü yapılacak olan çalışma, çocuğa yarardan çok baskı ve gerginlik getirebilir.

 

Çocuk yogası, yoga eğitimi almış ve çocuk yogası eğitimi üzerinde bilgi sahibi olan ve bunu bilinçli olarak uygulatan bir eğitmen tarafından yaptırılmalıdır. Bu konuyla hiç ilgilenmemiş, sadece yoga yaptıran bir eğitmenle çocuğun yoga yapmasının da bir sakıncası yoktur. Ama yapılan çalışma çocuk yogası programından uzaklaşmış olur. Çünkü sistem çocuğun bilgi alırken, aynı zamanda da eğlenebileceği gibi düzenlenmiştir. Evet, bütün çocuklar yoga yapabilir ama bu ölçülere dikkat etmek kaydı ile. Ama Amerika da özellikle zekâ seviyesi düşük çocuklar için bileyoga programları düzenlenmektedir.

cocuk yogasi 3 Çocuk Yogası nedir ?

2-)Günümüz hız çağı ve maalesef çocuklarımız da bu duruma yak uydurmuş durumda. Ailenin yaşam koşturması ve beklentilerin her yönden yüksek olması evdeki çocuklara da yansımış durumda. Bu yüzden çocuklarda hiperaktivite ve yoğunlaşma bozukluğu büyük bir problem durumunda.

Zaten günümüzde çok sık rastlanan İndigo ve Kristal çocukların da en büyük sorunları genelde bunlardır. Bu çocuklar için düzenlenmiş programlarda bulunmaktadır. Yoganın çocuklar üzerindeki en önemli etkilerinden biride bu alanda ortaya çıkmaktadır zaten. Günümüzdeki çocuklar bu hız ve yarış dünyasında artık sinirlerini de kontrol edemez durumdalar.

Stresin yaşı da bu nedenle çok düşmüş durumda. Geçmişte sadece babalar stresli iken günümüzde, çocuklarımız, hatta evdeki evcil hayvanlarımız bile stresli. Doğada doğal formunda yaşayan hayvanlarda strese hiç rastlanmazken, şehir hayatı hayvanlarımızı bile etkisi altına almış durumda. Onların bile stresten oluşan birçok hastalıkları var. Bu nedenle stres hayatımızda çok önemli bir faktör ve çocuklarda stres bedensel, zihinsel ve ruhsal anlamda çok önemli problemlere sebebiyet veriyor. Çocuklar evde ebeveynleri ile okulda ise hem öğretmenleri, hem de arkadaşları ile iletişim problemleri ve gerginlik yaşıyorlar. Sınav kaygıları, başarma hırsı, rekabet, onların masum bedenlerinde ve zihinlerinde olumsuzluklar meydana getiriyor.

3-)Dünya sağlık örgütü’ne sağlıklı olmak demek; fiziksel-zihinsel-soysal-ruhsal olarak tam ahenk halinde olmak demektir. Yoga da sağlığa tam bu dört konuda yaklaşır zaten. Yoga çocuklarımıza fiziksel açıdan tam sağlık sağlar. Yoga çocuklarımızın iç salgı bezlerini uyarır, hormon bezlerini dengeli çalıştırır, bedenin içindeki bütün organlar masaj etkisi almış olur. En önemli etkisi de esneklik anlamındadır. Çocukların bedenleri esnedikçe ve dengelendikçe gerginlikler çözülmekte ve bu doğal olarak davranışlarına ve yaşam kalitesine de yansımaktadır. Esneklik aynı zamanda yaptıkları diğer sporlarda da daha güçlü ve dengeli olmalarını sağlamaktadır. Yoga çocuklarımızda stresle ilgili birçok rahatsızlığı tedavi ederken aynı zamanda, erken yaşta başlanan yoga astım, uykusuzluk, sindirim problemleri, hiperaktivite, öğrenim güçlükleri gibi tıbbi durumlar içinde engelleyicidir.

banner4 Çocuk Yogası nedir ?

4-)Çocuk Yogasının Faydaları

Dünya Sağlık Örgütü, pozitif sağlık durumunu şöyle açıklamaktadır: ’Sadece bir hastalığın ya da rahatsızlığın olup olmaması değil, fiziksel, zihinsel, sosyal ve ruhsal olarak tamamıyla iyi olma hali’. Yoga da pozitif sağlığa bu dört ana açıdan yaklaşır. Çocuklar için de yoganın faydalarını bu açılardan inceleyebiliriz.

Çocuk Yogasının Fiziksel Faydaları:

Sinir ve salgı bezlerini stimüle eder, iç organları düzenler.
Bedene de, akıla öğrettiği gibi, esnekliği öğretir.
Güç, esneklik ve koordinasyon becerileri sağlayarak, spor ve diğer fiziksel faaliyetler sırasında incinmeyi engeller.
Çocuk kuvvetliyse denge ve esneklik kazandırır, denge ve esnekliğe zaten sahipse, ona kuvvet kazandırır.
Jodi B. Komitor, Yoga with Kids kitabı yazarı, yogayı dengeli bir egzersiz programının parçası olarak şöyle açıklamaktadır:

Çocuğun spora bakışı, şu özelliklerdeyse yoga şu şekilde dengeler;

Yorucu-Sükunet
Rekabet yoğun-Rekabetsiz bir vaha
Fiziksel temas gerektiren
Kişisel alan
Takım çalışması odaklı
Öz yönetim
Gücü geliştirmeye yönelik
Esneklik
Sert-Yumuşaklık
Yorucu-Canlandırıcı
Yüksek enerji gerektiren
Gevşeme

Çocuk Yogasının Zihinsel Faydaları:

Daha kolay öğrenme ve yeni şekillerde öğrenmek için olumlu düşünce ve motivasyonu kazanmak.
Yarışma stresi olmadan, kendileri ve çevreleri için farkındalık geliştirmeyi, kendilerini incelemeyi ve keşfetmeyi öğrenmek.
Konsantrasyon, odaklanma ve dikkati geliştirmek, böylece öğrenme becerileri gelişir.
Kendine güven, başarı ve arzu edilen bir şeyi elde etmek için yollar sunmak.
Hayal gücü ve yaratıcılığı geliştirmek, ifade etmek.
Anatomi ve fizyolojiyi öğretmek.

Çocuk Yogasının Sosyal Açıdan Faydaları:
Yarışma stresi olmadan, kendileri ve çevreleri için farkındalık geliştirmeyi, kendilerini incelemeyi ve keşfetmeyi öğrenirler, yoga yarışmacı değil, tamamlayıcıdır.
Takım çalışmasını geliştirir.

Çocuk Yogasının Ruhsal Açıdan Faydaları:
Çevremize iyi bakma konusunda farkındalık yaratır.
Sevgi, öz saygı ve başkalarına saygıyı temel alan, verimli, yapıcı bir hayat için yöntemleri öğretir.
Kendine güven, başarı ve bir şeyi elde etmek için yollar sunar.
Maddi zenginliğe ve markalara bağımlılık konusunda özgürleşmeyi sağlar.

5-)Çocuk yogasında ideal yaş gurubu 5 -12 dir.Haftada 1-2 ders yapılması önerilir.4-5 yaş gurubuna 25-30 dakika,5-6 yaş gurubuna 30-35 dak,7-9 yaş gurubuna 40-45 dakika ders yaptırılabilir.çocuklar rahat kıyafetlerle ders yaparlar.Malzemeler yoga matları,yumuşak hayvanlar, balonlar,yastıklar ve örtülerdir.Derslerin sonunda çocuk şarkıları ile berber şarkı söylenebilir.Ve gevşeme teknikleri uygulanır.Dersler hikayeler ve oyunlarla birlikte uygulanır.

6-)Çocuk Yogasın da Dersler dört bölümdür.

Birinci bölümde yoga mini harfleri uygulanır. Hareketlerle yoga mini yazılır.
Hikayeli hareketler veya Surya Namaskar uygulanabilir.
Grup oyunları oynatılır. İçinde ikili oyunlar vardır.
Gevşeme ve meditasyon kısmıdır. Nefes egzersizleri ile desteklenir.
Çocuklarımızın her geçen gün daha sağlıklı ve mutlu olası dileğimle.
Banu Değer.

 

Incoming search terms:

  • çocuk yogası nedir
  • çocuk yogası müzikleri
  • çocuk yoga
  • yoga kaç yaşında yapılır
  • çocuk yoga müzikleri
  • çocuklarda yoga ve etkileri
  • çocuklarda yoga
  • çocuk yogası eğitimi
  • çocuk yogası 2 bölüm
  • yoga kursu bakıda

Beden Kılıfları nedir ?

Beden Kılıfları (Koşalar) Ne demektir?

İşte burada şu soru gelmektedir akla: “Ben kimim?” Bu yaradılıştan beri bütün insanlığın sorduğu ve anlamaya, bulmaya çalıştığı sorudur. İşte yogaya göre biz beş bedenden / kılıftan (Pançha Koşa’dan) oluşmaktayız. Bunlar:

1) Annamaya Koşa: Bedensel kılıfımızdır. Yapılan fiziksel duruş çalışmaları ve asanalar bu beden boyutu içindedir.

2)Pranayama Koşa: Pranik kılıftır. Pranayama çalışmaları, bu beden üzerinde hakimiyet kurmak içindir.

3)Manomaya Koşa: Akılsal kılıftır. Bu beden için önce akıl tek noktaya odaklı hale getirilmeli, daha sonra da bu durumda kalmayı öğrenmelidir. Tüm düşüncelerimiz bu bedende şekillenir.

4)Vijnanamaya Koşa: Buddhi yani zihinsel kılıftır. Ayırt etme (viveka) gücü burada önemlidir. Bunun için soyut düşünce yetisinin geliştirilmesi, mantık yürütülmesi, meditasyon ve ruhsal okuma gereklidir.

5)Anandamaya Koşa:Nedensel beden de denmektedir. Uyku uyumadan, derin uyku durumudur. Kişinin tüm geçmiş yaşamları ve izlenimleri (Samskara’lar) ve gerçekleşmemiş izlenimler (Vasana’lar) bu bedende bulunur. Kişi bu bedeni çözdüğü an artık kişiyi bağlayıcı hiçbir şey kalmamakta ve kişi kendi özsel varlığını, yani tüm bedenlerin ötesinde ÖZBEN olduğunu anlamaktadır.

Sonuç olarak ÖZBEN olduğumuzu anladığımızda, çokluk içindeki birliğe ulaşacağız. Böylece kişi varlıklar içindeki aynı öz’ü görmeye başladığında, çeşitlilik görüntüsü de tamamen çözülecek ve tüm varlıklar aslında Öz’lerinde oldukları ilksel durumu deneyimleyeceklerdir.

Bu nedenle Öz’ü her yerde gören kişi için artık kötülük, iyilik, sıcak, soğuk, mekan kavramı, ağırlık, hafiflik gibi zıt kutupların anlamı kalmayacaktır. Özben bilgisine sahip olan da dünyada tekrar bedenlenmesine gerek kalmayan, böylece doğum-ölüm çarkı Samskara’lardan kurtulmuş kişi olacaktır.

Böylece kişiler bu doğum-ölüm çarkından kurtularak, dönüşü olan yere gitmeyeceklerdir. Yani artık doğmayacaklar, doğmadıkları için ölmeyecekler ve böylece ölümsüzlüğe ulaşmış olacaklardır. Böylece beş bedenden de özgürleşip, bir olacaklardır.

Ölüm kişinin bedeninin (Pançha Koşa’nın) çözülmesidir. Bir’liği deneyimlemiş kişiler, ölüm anında Prana’yı bedende yükselterek Brahmarandra’dan (omuriliğin beyinle birleştiği noktadan) dışarı vermekte ve böylece Bir olana tekrar geri dönebilmektedirler.

 Sonuçta yoganın anlamı ve önemi işte bu şekilde ortaya çıkmaktadır. Yogada kullanılan her aşama, en sonunda bizi nihai özgürleşmeye götürmektedir. Yoganın gerçek anlamı ve önemi de bu noktaya ulaşmaktır.

Beden Kılıfları – Panca Koşa – Nv. Raghuram

HOCAMIZ SRI.NV RAGHURAM’ ın kişisel sitesine ulaşmak için;

www.nvraghuram.org/
NV.RAGHURAM’dan makaleler okumak istiyoranız.
http://www.yogamerkezi.com/sohbetler/raghuram_sohbet_index.htm

Daha fazla bilgi için:

Swami Vivekananda Yoga Üniversitesi:
http://www.svyasa.org/
Kişisel web sitesi: www.nvraghuram.org
Makalelerinin yer aldığı site www.nvraghuram.blogspot.com

 

 

N.V. Raghuram önderliğinde / rehberliğinde kurulan okullar:
Yoga Bharati – www.nvraghuram.blogspot.com : ABD ve Hindistan’da faaliyet göstermektedir.
Yoga Bharati – http://www.yogabharati.org  : ABD ve Hindistan’da faaliyet göstermektedir.

PANCA KOŞA – Varoluşun Beş Kılıfı

NOT:Herkes’in okuması gereken son derce güzel bir anlatımdır.İçinde yaşamdan çok güzel hikayeler var….

  Biz kimiz? Bu esaslı soru insanoğlu tarafından her seviyede içgüdüsel olarak araştırılmıştır. Doğduğumuzda, kendimize ve etrafımıza bakarak fiziksel bedenimizi araştırırız. Meraklı insanoğlu araştırmaya yasayan organizmalardan ve fiziksel özelliklerinden başlamıştır. İnsanlığın vücudunu araştırmanın bir adim ötesine giderek, ince tetkiklerle ve özel değerlendirmelerle vücudun parçalarını ve işlevselliklerini araştırmaya başladık. Daha da ilerleyerek insanoğlunun görünemeyen parçalarından akil ve zihni araştırdık. Bu hayat araştırmaları günümüzün modern biliminin gelişi oldu.

  Daha da fazla incelemeye başladığımızda, özellikle kendimizi , içerilere bakmaya başladık, duygularımıza ve düşüncelerimize. Bu Upanishad’larda araştırılmıştır, insanoğlunu araştırmak ve anlamak birinin gördüklerinden ziyade hislerini deneyimlemesine dayalıdır. Bu uyarlanan yol dışsal duyumlar olmadan araştırılamayan içe doğru bir yolculuktur ama içe yapılan bu manevi yolculuk saf duyu idrakinden daha derindir. Bu içsel yolculuk Upanishad’larin Sanskrit dilinde “Tapas” olarak belirtilir.

  Bu içsel yolculuğa giriş dolaylı olarak öğrenci öğretmenine gidip “Bütün bu yaradılışın asli nedir?” diye sorduğunda araştırılmıştır. Öğretmen bu sorunun aslında evrenin ve yaradılışın nerden geldiği ve neyin içine evrenin kendini çözdüğüdür. Bu soruya cevap verirken, öğretmen öğrenciye döner ve kendi içine dönüp ne olduğunu ve esas doğasının ne olduğunu bulmasını ister.

  O anda öğrencinin zihni karmakarışık olur. Öğrencinin öğretmene sorduğu soruyla öğretmenin kendi içine bakmasını söylemesi arasında ne gibi bir iliksi vardır. Yaradılışın esas inşa edilen yapısı nedir. Bunlar tamamen ilişkisiz gözükür. Adi Shankaracharya soruyu ve cevabi iki noktayla ilişkilendirir:

  Bire fert ayni zamanda yaradılışın bir parçasıdır ve bu nedenle kendini yaradılıştan izole etmek veya ayirmak gibi bir şansı yoktur. Bu sebeple araştırma yapmak için içe dönmek birinin bilebileceği yaradılışın en derin parçasını araştırmak demektir.

  Biri dışarıyı araştırmaya kalkarsa, araştırmayı kolaylaştıran duyuları ayni zamanda limitleri olur. Kimse duyularından daha karmaşık olan bir şeyi bilemez. Bunlar dokunmayla, koklamayla, duymayla, görmeyle limitlidir ve bunların ötesinde değildir. Birinin deneyimi daha derinse, bu korku , cesaret, nefret, aşk vs. içerir ki bunlar duyuların ötesindedir. Bu duyu algılamaları genel olarak hissedilenlerden etkilenir ve nitekim iki kat çarpıtılır.

  Bu yüzden Upanishad araştırma alanında tamamen farklı bir manevra yapıyor ve esas varoluşumuzun bilgisini doğuruyor. Öğrenci veya araştırmacı, “Panca Koşa” adi altında bize varoluşun beş katmanını gösteriyor. Bu beş katman bizim içimizde ve insanin genel deneyimlerinde , dışarıda değil. Sadece bilinçliliğin değiştirilmiş yerlerine gidenler için değil, bu herkes için açıkça ortada.Öğrenci bu sorunun cevabini araştırmaya devam ettiğinde, beş kılıf açıkça ortaya çıkar.

 Upanishad’lar kısaca bu araştırmanın fikirlerini belirtir, ve bu sebeple yorumcunun görevi araştırmanın her aşamasında açıklamaların bağlantısını kurmaktır. Bir çok yorumcu değişik sekilerde olmasına rağmen kendi açıklamalarını yapmışlardır, ama son durum ve Upanishad’larin anlamı ayni kalmıştır.

 

 

 

 

 

Incoming search terms:

  • pança koşa
  • samskara nedir
  • beden kılıfları
  • Pancın adı biz olurdu
  • yoga da pança koşa
  • samskara yoga
  • yogada panca koşa
  • beden nedir
  • yoga akımlarıpanço koşa
  • annamayan tekrar eden öğretmen

Çakralar

akra, Sanskritçe’de tekerlek anlamına gelir, ateş çarkı da denir. Bedenimizin içerisinde çakralar olarak bilinen yedi temel enerji merkezi hormonal salgı bezlerinin ve büyük sinir ağlarının üzerinde ya da çok yakınında olup belirli noktalarda omurgayla kesişirler.

  Kadim metinlerde “Yedi Mühür” ya da “Yedi Kutsal Salgı Bezi” olarak bilinir. Yoga asanalar ve nefes teknikleri ile çakraları harekete geçirir. Çakraları açmak ve enerji akışını artırmak demek o kadar sağlıklı olmak demektir. Sistemdeki bir hastalık, enerjideki dengesizlik ya da enerji akışının engellenmesinden kaynaklanır. Ancak çaba göstermeksizin ve olgunlaşmadan açık kalmaya psikolojik olarak hazır değiliz. Onun için öncelikle kendimizle uğraşalım diyoruz.

  Her çakra, varlığımızın-büyüme ve sağlığı da kapsayan-çeşitli fonksiyonlarını kontrol eden hormonal sistemdeki bir salgı bezi ile bağlantılıdır. Bu salgı bezlerinin fonksiyonlarındaki ağırlaşma; hayata bakışımız, ruh halleri, davranışlar ve mücadele yeteneğimiz üzerinde etkiler meydana getirecektir. Salgı bezlerinin durumuna bağlı olarak;sıkıntılı. öfkeli, korkulu, kötümser ya da mutlu, huzurlu, güvenli ve iyimser hale gelebiliriz. Salgı bezleri beyine ve buradan da varlığımızın duygusal, zihinsel ve spiritüel yönlerine bağlıdır. Bu çakraların fiziksel bedenimizde bulundukları yerlerdeki kısımları, kendileri ile ilişkili olan (duygusal-zihinsel) hallere bağlayan iletkenler gibidir.

Çakraların içerdikleri yetenekleri hayatımızda kullanmak için amaç;her çakradan yayılan enerjinin farkına varmak ve gerektiğinde o çakra üzerinde çalışmaktır.

Bedenimiz büyük oranda sudan oluşur ve tıpkı bedenimizde sürekli bir akışın olması gibi çakralar ve onlara yüklediğimiz yetenekler arasında da bir akışın olduğunu bilmeliyiz.

Çakraların psikodinamik işlevi, auranın 3 bedeni ile ilgilidir, yani bedenin dünya planında fiziksel, duygusal ve mental etkileşimleri ile ilgili katmanlarla. Birinin kalp çakrası olması gerektiği gibi işliyorsa, o kişi sevme işinde başarılıdır.

Auranın her katmanı bir çakra ile ilişkilidir. Auranın incelenmesi, tıp ile bizim psikolojik kaygılarımız arasında bir köprü görevi görebilir. Fizik beden üzerindeki 7 ana çakranın yerleri vücudun o bölgesindeki ana sinir ağları ile uyum gösterir. Bunun yanında enerji çizgilerinin kesiştiği 21 çakra bu 14 noktaya denk düşer. Bu girdap noktaları Çin tıbbının uyguladığı akupunktur noktalarına denk gelmektedir.

Aurik beden çakralarının 3 ana işlevi vardır:

* Her aurik katmanı, dolayısıyla fiziksel bedeni canlandırmak,
* Ben şuurunun farklı unsurlarının gelişmesini sağlamak(her çakra belirli bir psikolojik işlev ile ilişkilidir),
* Enerjiyi aurik düzeyler arasında iletmek. Her katman fiziksel bedenin aynı bölgesinde yerleşmiş 7 ana çakranın özelliklerine sahiptir.

Yapmış olduğumuz bütün yoga asanaları ve nefes egzersizleri çakralarımızı aktive eder.Bazı sistemler çakra konsatrasyonlu çalışmalar yaptırmaktadır.Bu tip bir çalışma kişinin kendi tercihine kalmıştır.Ama sonuç olarak yapılan her egzersiz ne nefes tekniği zaten sistemi olduğu gibi harekete geçirir ve uyarır.

1. ÇAKRA (Kök çakra) MULADHARA

İnsanlardaki kabullenme yeteneğini denetler. Fiziksel enerji miktarı ve fiziksel gerçeklikte yaşamak içinchakra01 Çakralar gerekli irade ile ilgilidir.

RENK: Kırmızı

YETENEK: Kabullenme

ÇAKRA ALGILAMASI: Dokunma, hareket ve varlık, kinestetik,

BİLGİNİN YAPISI: Bedeninizdeki kinestetik his: denge, titreşim, tüylerin diken diken olması, enerji akışı, fiziksel acı ya da zevk alma hisleri.

MEDİTASYON PRATİĞİ: Yürüme, meditasyon, dokunma, derin gevşeme

GÖLGE DUYGU(LAR): Kızma, gücenme, sertlik, psiko ruhsal özlemler,maddi,bedensel istek ve özlemler.

ELEMENT: Yer ( toprak )

YERİ: Boşaltım organlarının bulunduğu apış arasında, omurganın en altında, bağırsakların ve anüsün birleştiği güç merkezinde bulunur. Alışkanlıkların, yaşamımızı sürdürmek için otomatik davranış ve derin içgüdüsel, kalıplaşmış hareketlerimizin vatanıdır. Burası zekamızı, konumumuzu ya da yaşımızı hiç önemsemeden hepimizde derinlemesine yer etmiş olan bilinçsiz merkezimizdir.

Yaşam iradesi ile bütünleşen bu fiziksel yeterlilik hali, kişiye güç ve canlılık ‘’mevcudiyeti’’ sağlar. Bu kapalı veya bloke edildiğinde fiziksel canlılığı sağlayan şeyler de engellenmiş olur ve kişi fiziksel dünyada var olma isteğini yitirir. Fiziksek aktiviteden kaçar, enerjisi düşüktür ve kendini ’’hasta’’ hisseder.

Gerçekten kabul etmek için, kendi insan doğamızla barış yapmamız gerekir. Eğer kendimizi kendi bedenimizde desteklenmiş, kök salmış ve rahat hissetmezsek, bu çakranın gölge duygusu olan kızgınlıkla dolarız.

Acı ve öfke ile dolu olan insanlar acınacak haldedirler, fakat yine de kendi zavallılıklarına sıkı sıkıya bağlı kalırlar, çünkü en azından bu duygu onlar için tanıdıktır.

Birinci çakranın enerjisi uyarılıp bedene dağıtıldığında kendimizi yenilenmiş hissedersiniz. Sonra yer elementi, yani bedeninizin boğa gibi güçlü, cesur yanı canlanır. Buna ihtiyaç duyduğunuzda tek yapmanız gereken zihinsel olarak bu bölgeyi sıkmaktır. Sonra kendi zirvenize çıkarsınız. Çakranız size bu konuda yardımcı olur.

Yere kök saldığımızda, önemli bir duygusal iş olan kabullenme kapasitemiz daha fazla olur. Kabulleniş, yargılamanın tersidir. Kabullenme zarafet dolu ve saf bir lütuf gösterme hareketidir.

Kabullenici olmak için önce taklit edin ve sonra gerçekten yapmaya başlarsınız. Harekete geçin, duygu ve iyileşme bunu izleyecektir. Eğer birisini kabul etmek için mükemmel zamanı beklersek bu zaman hiç gelmez. Eğer birinin davranışlarının bizi artık sıkmayacağı anı beklersek hiçbir kabulleniş olmaz. Korku ve güvensizlik duymadığımız zaman kabullenme kapasitemiz artar.

Pek çok insan, kabullenmenin bize büyük yararlar sağladığında fikir birliği etse de, sürekli olarak gücenme ve yargılama içinde yaşamayı seçtiğimizde ödenmesi gereken bedensel bir bedel olduğunu anlamamaktadırlar. Yargılamak ve aklımızı bu yargıya takmak bedenimizde oluşan hastalıklar şeklinde kendini gösterir.

Eğer kendinizi kabul eder ve kendinizi eleştirmemeyi öğrenirseniz bedensel, zihinsel ve ruhsal anlamda gerçek sağlığa ulaşırsınız.

Sindirim ve boşaltımla ilgili sorunlar, pek çok insanın kendini tam anlamıyla sağlıklı hissetmesine engel olan çeşitli endişelerden kaynaklanan nedenlerdir. Düzenli bedensel çalışma, yoga ve meditasyon yaparak olumlu bir zihinsel tutum geliştirerek, bol meyve ve sebze yiyerek kişi sağlığına kavuşabilir. Yedikleriniz 18 saat içinde boşaltılmazlarsa bedeniniz zehirlenir.

Empati duymak sempati anlamına gelmez. Sempati ‘’senin gibi hissediyorum’’ derken empati ‘’nasıl hissettiğini biliyorum’’ der. Empatinin en iyi yanı sağlıklı bir ayrılığa olanak tanımasıdır. ’’Senin acını hissetmeye ihtiyacım yok, sadece benim de senin gibi acı çektiğimi hatırlatmaya ihtiyacım var’’ der. Empati hepimizin ayrı fakat aynı zamanda birbiriyle bağlantılı olduğumuzu anlamamızla ilgilidir.

Kendinizi sevin, hayatınızı sevin ve geçmişi bırakın. Geçmişin acıları size sadece acı verir. Kendinize zarar vermek zorunda değilsiniz.

BİRİNCİ ŞAKRA İÇİN ŞİFA YÖNTEMLERİ:Vucutla tekrar bağlantı kurmak,fiziksel aktiviteler yapılması(yoga ,aerobik,yürüyüş vs.) ,Bio enerjil topraklanma,Masaj,Nefes teknikleri…..(pranayama çalışmaları)

2. ÇAKRA (Kuyruk sokumu çakrası) SVADHİSTHANA

Kişinin ikamet ettiği yer anlamına gelir. Dalak, pankreas ile bağlantılıdır. Bedende bulunduğu bölge cinsel organlardır. Bedendeki şuursuz faaliyetler, cinsel dürtüler ve düşük seviyeli ilişkiler ile ilgilidir.chakra02 Çakralar

YETENEK: Yaratıcılık

RENK: Portakal rengi

GÖLGE DUYGULAR: Aşırı uca gitme, suçluluk

ELEMENT: Su

ÇAKRA ALGILAMASI: Duygusal

BİLGİNİN YAPISI: Duygusal his;neşe, korku, öfke,başkalarını küçük görme,olmadık her şeye göz yummak,güven duygusu eksikliği,acımasızlık.

MEDİTASYON PRATİĞİ: Esenliğin rahatlatıcı duyusu üzerine meditasyon

Aurik düzeylerde şuurun ifade edilişi: Duygusal düzey

Şuur ifadesi: Kişisel duygular

Affirmasyon: Duygusal olarak hissediyorum

2. çakra, arzu, ihtiras, ikicilik, kutupsallık, hareket, değişim ve yaratıcılık ile ilgilidir. İçimizdeki pek çok çekişmeyle ilgilidir. Bu merkezdeki titreşimler olumlu olduğunda yaşam renkli, canlı ve derin bir anlama sahip olur. Tıkalı olduğunda yaşamı da neşesiz, boştur ve dünya ona yorucu ve sıkıcı gelir. Dünyada geçirdiğimiz bu sınırlı zamanda ne yapacağımız hakkındaki kararımız, yaratıcılık konusundaki yapabileceğimiz en büyük çalışmadır. Bu kararı her gün, hayatımızın her anında tekrar gözden geçirmemiz gerekir. Genelde insanlar yaratıcılığı sanatçılarla bağdaştırırlar;gerçekte ise, yaratıcılık herkesin doğuştan gelen hakkıdır.

Şimdi ve burada yaşamak, sizi neyin mutlu ettiğini bulma ve sonra da yaşam yolunu izleme eylemidir.

Yaratıcı bir hayat yaşamak için yanlış yapma korkumuzu yenmemiz gerekir. Yaratıcılıkla ilgili olan 2. çakramızı geliştirmenin iyi bir yolu bedensel çalışmalardır. Beden uyumlu çalıştığında huzur vardır. Fakat bedenin herhangi bir parçası bedenin ritmini bozacak biçimde uyumsuz çalışıyorsa o zaman rahatsızlık görülür. Rahatsızlık, bedenin uyumsuz bir biçimde çalışmasından, ritmi kaybetmesinden başka bir şey değildir.

2. çakradaki rahatsızlıklar: regl döneminin sorunlu gedmesi, kısırlık, böbrek ve mesane ile ilgili sorunlar, prostat kanseri, yumurtalık kanseri, hormonal dengesizlikler.

Suçluluk, ’’ben şundan daha değersizim’’ düşüncesi ile özetlenebilir. İnanç, birisinin size söylediği, suçluluk ise sizin kendi kendinize söylediğiniz bir şeydir.

İlişkilerde en sık rastlanan sorun para ve cinselliktir. Para ve cinselliğin yuvası olan 2. çakrada gereğinden fazla suçluluk duygusu vardır. Paranın hayatımızda doğal bir şekilde akmasına olanak tanımamızın ne kadar önemli olduğunu kendinize hatırlatmanın pratik bir yolu bolca su içmeyi hatırlamaktır. Eğer kendinizi para ile ilgili olarak korku ve suçluluk hissederken bulursanız, yeterince su içtiğinizden emin olmalısınız. Her şey yaratıcı tarafından yaratılmıştır: paramız, ailemiz, her şey. . .

Eğer zenginliği her şeyin bol olduğunu düşünmek olarak görüyorsanız, hayatınızın her gününde zengin olursunuz.

Yaratıcılığımızı kullanarak çevremizde bizi saran imajları seçmek farkındalığımızı geliştirir. Çevrenizin farkında olun. Cinselliğiniz konusunda farkındalık eylem size kalmış bir şeydir, suçluluğunuzu arkanızda bırakın, bunun yerine kendinizi inceleyin.

Suçluluğun bir amacı vardır, tıpkı öfke, korku ve acının kendine özgü yeleri olması gibi suçluluk duygusunun da bir yeri vardır. Suçluluğun size bize uyarı olmasına izin verin, eğer uyarı olarak kullanmazsak içimizde iltihaplanmaya başlar ve bizi yaratıcılığımızdan yoksun bırakır.

Yoğun suçluluk ve keder duygusu, kendinden nefret etmenin uç aşamasıdır. Bu, asla yeteri kadar çekici, yeteri kadar akıllı, yeteri kadar iyi olmadığımızı söyleyen bir sestir.

Hayatınız boyunca yaratıcılığınızı kullanma şansı bulabileceğiniz pekçok şeyle karşılaşacaksınız, hiç bir zaman başlamak için geç değildir, seçim size kalmıştır.

Sonuç olarak üreme organlarımızın bulunduğu bölgede yer alan 2. çakra içimizdeki yaratıcılık yeteneğini bulduğumuz yerdir.

İKİNCİ ÇAKRA İÇİN ŞİFA YÖNTEMLERİ:Hareketlilik terapisi,yaratıcılıkla ilgili çalışmaları yapmak ve nefes teknikleri(pranayama çalışmaları)

3. ÇAKRA (Göbek çakrası) MANİPURA

‘’Mücevherler şehri’’ anlamına gelen Manipura da denilir. Hükmetme, ben merkezci duygular ve kendichakra03 Çakralar kendine eş koşmayla ilgilidir. Akli ve zihinsel süreçler duygusal hayatın düzenleyicileridir.

Solar pleksusu adı da verilen bu çakra kalp ile cinsellik arasında bir blok görevi görür. Yaşamımızdaki kavramsallaşmayı, hayal gücümüzü sağlayan ve tamamlayan bir itici güçtür. Bir şeylere inanıp onu yapma kararlılığını gösterme gücünü burada buluruz.

RENK: Sarı

YETENEK: Kararlılık

GÖLGE DUYGULAR: Öfke, açgözlülük, hırs

ELEMENT: Ateş

Aurik düzeylerde şuurun ifade edilişi: Zihinsel düzey

Şuur ifadesi: Düşünme

Affirmasyon: Düşünüyorum

ÇAKRA ALGILAMASI: Sezgi

BİLGİNİN YAPISI: Spesifik olmayan bir şeyi bilmenin belirsiz duyusu;mutlak bir ölçü, şekil

duyusu ve duyusal olmayı isteme

MEDİTASYON PRATİĞİ: Zihnin tek noktalılığı

YERİ: 8. Toraksta, göbek deliğinin üstünde

Güneş sinir ağı ve böbreküstü bezleri, karaciğer, bedendeki tüm sindirim sistemini kapsar. Adrenalin bezleriyle ilişkilidir.

HEDEF MERKEZ GÖBEKTİR.

Meditasyon pratiğinde zihnin tek noktalılığı sağlanmalıdır. Ana rahminde göbek kordonu yoluyla besleniriz, doğduktan sonra da güçlü bir enerji merkezi olmaya devam eder. Etkin duruma gelince kendimizi daha canlı ve güçlü hissetmemizi sağlar.

3. Çakra ateş elementi tarafından yönetildiği için mum alevinin ucunun rengi olan sarı(1 ve 2. çakranın devamında kırmızı-turuncu=sarı) varoluşumuzun içinde yanan bir alevi oluşturmaktadır.

3. Çakra üzerinde çalışmalar size anı ve sonsuzluğu deneyimleme becerisi kazandırır.

Sigarayı bırakmak veya rejim yapmak isteyen bir kişinin 3. çakra enerjisini uyarması ve bu enerjiyi hayatına daha fazla sokması yararlıdır. Çünkü bu çakranın, insanın eylemleri üzerinde denetimi vardır ve göbek deliğindeki ateşin, tüm alışkanlıkları, davranış tarzlarını yakıp kül etmek ve bunlardan arınma için kullanılabilmektedir.

İlk 3 çakra tıpkı bir ağacın kökleri ya da bir binanın temeli gibidir, enerji bedenimizin olduğu kadar fiziksel bedenimizin de temelini oluştururlar.

Göbek çakrasının ilginç işlevi de aslında kalp çakrasının görevi olan solunumdaki rolüdür. Akciğerler kalp merkezinde olsalar da diyafram, akciğerlerin altında olan kaslar göbek bölgesinde yer almaktadır.

Akciğerlerinizden nefes almayı bırakıp karnınızdan nefes almaya başlayın. Çünkü nefes alış-verişinizin uzunluğu ve derinliği sizin ruhunuzun karşınızdaki insan üzerindeki etkisini belirleyecektir.

Başlangıç için aşağıdaki egzersizi kendinizi zorlamadan yapın.

* Ayakta dik durun, kalın, sert kapaklı bir kitabı karnınıza, göbek deliğinize bastırırcasına açık olarak tutun.
* Nefes alırken karnınız kitabı ileri doğru itsin.
* Nefesinizi verirken karnınız boşalacak ve sırtınıza doğru kitabı içeri itin.

Bu egzersizi günde 3 dakika yapabilirsiniz, daha sonra da farklı tekniklerle birleştirebilirsiniz.

3. Çakranın diğer duygusu da öfkedir. Çok öfkeli birisi için ‘’çok aksi’’ veya ‘’safra ile dolu’’ gibi tabirler kullanırız. Safra, öd . çakradaki karaciğerin ürettiği bir maddedir. Kızdığımızda sinirden karnımıza ağrı girer veya midemiz bulanır.

Annemizin kalıplaşmış pekçok bedensel ve duygusal alışkanlığı ana rahmindeyken bize geçer. Bu arada onun nefes alış-verişini de doğduktan sonra taklit ederiz. Bu yüzden yoga ve nefes teknikleri üzerinde bilinçli olarak kendimizi eğitip, karından nefes alıp vermeyi yaşadığımız her ana geçirmeliyiz.

Teknik bilmiyorsanız;dakikada 50 kez nefes alıp verirsiniz. Eğer 10 kez ise canlanırsınız, 5 kez ise akıllı olursunuz. Dakikada 1 kez nefes alıp verirseniz yenilmez olursunuz.

Sadece nefes ve yoga çalışarak kronik sırt, boyun, beden ağrılarından kurtulanların sayısı az değildir.

Kararlılık yeteneğinizi geliştirmek için yoga da esneme duruşu vardır. Bunu günde 1 dakika ile başlayıp 3 – 4 dakikaya çıkarabilirsiniz. Burada hareketin yanında burnunuzdan ateş solunumu (burun deliklerinden çok hızlı nefes alıp vermek) yapmaya başlamaktır. Bu solunum sinir sisteminizi güçlendirir, kanı temizler, enerji verir ve kendinizi canlı ve parlak hissedersiniz.

Öfkenin bedende kendini ilk gösterdiği yer karaciğerdir. Karaciğer endokrin bezidir ve kanımızdaki zehirleri atmak için iyi bir filtredir. Siroz, alkol veya uyuşturucudan olduğu gibi hissettiğiniz abartılı acı ve öfkeden de oluşur. İş stresi nedeniyle karaciğerin kötü çalışması sonucu hepatit oluşabileceği gibi.

Karaciğer için pancar ve pancar yaprağı ya da pancar suyu (günde 50-6- cl), her tür turptan, özellikle Japon turpu yemek, yogi çayı içmek önerilmektedir.

BASTIRILMIŞ ÖFKE KENDİNİ HASTALIK OLARAK DIŞA VURUR.

3. Çakrada bulunan adrenalin bezleri ‘’öfke-stres döngüsü’’ dediğimiz süreçte büyük rol oynar. Bedende ‘’savaş ya da kaç’’ karşısında tepki vermek için adrenalin ve kortizon salgılayan bu bezlerdir.
İnsandaki her yeteneğin diğerleri üzerinde tıpkı bir domino taşı gibi etkisi vardır. Eğer azminizden küçük düzeyde bile onurlandırmaya başlarsanız, hayatınızda gelişme ve iyileşme olduğunu göreceksiniz

ÜÇÜNÇÜ ÇAKRA İÇİN ŞİFA ÇALIŞAMALARI:Topraklanmak ve duygusal bağ kurmak,Derin gevşeme teknikleri,Yoga asanaları,mekik çekmek,psikoterapi çalışmaları ve nefes teknkleri (pranayama çalışmaları)

4. ÇAKRA (Kalp çakrası) ANAHATA

Şifa sürecinde kalp dünya planına ait enerjileri ruhsal plana ait enerjilere, ruhsal plan enerjilerini de dünyachakra04 Çakralar planı enerjilerine dönüştürür. Fiziksel dünyadaki davranışlarımızın merkezi burasıdır. Ego iradesi ya da irade ile ilgilidir.

YETENEK: Sevecenlik, şefkat, sevgi, muhabbet.

RENK: Yeşil, pembe

GÖLGE DUYGULAR: Korku, bağımlılık

 

ELEMENT: Hava

Aurik düzeylerde şuurun ifade edilişi: Astsal düzey

Şuur ifadesi: Ben-Sen duyguları

Affirmasyon: İnsani seviyorum

ÇAKRA ALGILAMASI: Sevme

BİLGİNİN YAPISI: Bir başkasını sevme duyusu

MEDİTASYON PRATİĞİ: Sevginin gül pembe ışığı, bir çiçeği sev

Psikolojik işlevi: Diğer insanlara karşı sevgi duyma, yaşama açık olma

Bedenin en güçlü çakrasıdır. Kanınız, bedeninizdeki her organı beslemek için bu merkezden pompalanır. Olaya ruhsal bakarsak, gökyüzü ya da cennet ve yer bu merkezde birleşir. Kalpten duanın gücü bundandır.

Bu farkındalık merkezi sayesinde, ’’BEN’’ kavramının ‘’BİZ’’ e dönüşümü mümkün olmaktadır. Kalp, sevginin çeşitli ifadeleri olan pekçok duyguyu yayar; sıcaklık, sevecenlik, ihtiras, iyilik, nefret. Dünyadaki her duygu kalp merkezinden yayılır. Hayata, zenginlik, derinlik ve anlam veren bu merkezdir. İhtirası denetler. Kişinin sezgileri ile denetlenmediği zamansa, yıkım getirir. Kalp çakrasının titreşimi ve ritmi o kadar güçlüdür ki saklamak ya da belli etmemek gibi bir şey mümkün değildir. Nasıl konuşacağınızı, ne tür titreşim yayacağınızı bilirseniz, ’’ben’’ ve ‘’sen’’ değil, ‘’ biz’’diyen titreşimler yayarsınız.

Korku duygusu, kalp çakrasında başa çıkılması gereken karanlık yandır. Bu korku, sevgi duyduğumuz şeyi kaybetmekten korkmaya, bir başkasını fazlaca korumaya ve onun ihtiyaçlarının sizinkilerin üzerine çıkmasına izin vermeye kadar varır.

Karşınızdaki kişinin siz olduğunuzun farkına varmak işinizi kolaylaştırır. Minnettarlık duymayı günlük hayatımıza geçirmek zorundayız. Günün her saatinde, evde, işte, çarşıda kısaca nerde olursak olalım, düşmanca duygularımız uyandığında nefes egzersizi (burundan al-ağızdan ver, burundan al-burundan ver) yapalım.

Kalp rahatsızlıklarının, akciğer hastalıklarının ve göğüs kanserinin bu bölgede olduğunu bilirseniz korku ve bağımlılığın neden olup insanı nasıl öldürdüğünü anlarsınız.

Hayatta işe yarayan iki güç vardır: Sevgi ve Korku, bir madalyonun iki yüzü gibidir. Korku duyduğunuzda bununla baş etmeniz gerekmektedir. Korkudan minnettarlığa geçiş için ruhsal ve bedensel çalışmalar yapmak, hayatınızı ve sağlığınızı daha iyiye gidecek şekilde değiştirecektir.

İnsanlığın en büyük korkusu ölüm ve ölme korkusudur. Herkesin yüzleşeceği bu deneyimden korkmak aslında aptalcadır. Ölümün getireceği acı ve belirsizliktir bizi korkutan.

Size güç veren nedir? DÜŞÜNCELERİNİZ

Sizi uyandıran nedir? DÜŞÜNCELERİNİZ

Sizi mahveden nedir? DÜŞÜNCELERİNİZ,

DÜŞÜNCELER sizi geliştirmek içindir.

Endişelendiğinizde, bedende gerginleşen ilk kasınız dilinizdir. Gerildiği an nefesinizi ve kalp merkezini karıştırır. Nerede olursanız olun hemen dilinizi dışarı sarkıtıp, çenenizi gevşetip, burundan nefes alıp ağızdan verin. Minnettar olmayı düşünün, omuzlar gevşemiş, kalp merkezinin arkası açılır, akciğerlerin genişlemesi için yer açılır, kalp atışları yavaşlar, tansiyon düşer.

Bu endişe sırasında bu bana ne kazandırır?ne kadar önemlidir?sorularını sorun.

DÖRDÜNCÜ ŞAKRA İÇİN ŞİFA ÇALIŞMALARI:Dogayı yaşamak ve içinde olmak,ses terapisi,eft teknikleri,renk terapisi ,aromaterapi,Gögus bölgesi ile ilgili yoga asanalar,sevgi enerjisini açmak için yapıulan çalışmalar,reikive nefes teknikleri, (pranayama çalışmaları)

5. ÇAKRA (Boğaz çakrası) VISHUDDHA

chakra05 ÇakralarGırtlak bölgesindeki 5. çakra, bedenimizde sesimizi bulduğumuz, kişideki

dürüstlük yeteneğini barındıran veiletişim, ifade, yüksek düşünsel süreç ile ilişkilidir. Bedende gırtlak bölgesinde, 3. omur hizasında, troid bezinin yakınındadır.

YETENEK: Doğruluk

RENK: Mavi

GÖLGE DUYGULAR: İnkar, yalanlama, sertlik

Aurik düzeylerde şuurun ifade edilişi: Esiri kalıp düzeyi

Şuur ifadesi: Yüksek irade

Affirmasyon: Yapacağım

ÇAKRA ALGILAMASI: İşitme, konuşma

BİLGİNİN YAPISI: Sesler, sözler ve müzik duyma, aynı zamanda tatmak ve koklamak

MEDİTASYON PRATİĞİ: Ses dinleme

ELEMENT: Eter(dünya atmosferinin ötesinde bulunan ince, göksel bir enerjidir).

Algılaması: İşitme ve konuşma

Duyuları: Sesler, sözler ve müzik duyma, aynı zamanda tatmak ve koklamak

Çakralar, yüksek zihinsel ve ruhsal diyarlara doğru yükseldikçe, ilerledikçe bu çakralarla ilgili elementler dünyasal olmaktan çıkar.

Gerçek sesimizin nasıl olduğunu, yaşadığımız sürece insanlara söylediklerimizin ‘’gerçekte’’ ne anlama geldiğinin farkına bu çakra ile varırız. 5. çakra boyun, omuzlar, ağız, burun ve kulakları, baş ve kalp arasındaki geçidi içerir.

KENDİN OL! Bu çakra ile mümkündür.

Özde kim olduğunuz gerçeğine ulaşmanın en harika yollarından biri, kendi sesiniz üzerinde çalışmak ve onu sevmekle başlar. Bu dünya sözle yönetilir ve sözü yüzeysel olan kişi de yüzeysel demektir. Sözler önemsiz değildir. Sözler gerçek güçtür. Tüm evren manyetik bir alandır. Eğer pozitif sözcükler üretirsek sevgiyi, negatif üretirsek nefreti hissederiz. Sözlerimizle olayları gerçek yaparız. Sözlerimizin gücünün ve nasıl konuştuğumuzun bedenimizi, zihnimizi ve ruhumuzu etkilediğinin gerçekten bilincine vararak, yaşantımızı sözlerin gücüyle değiştirebiliriz. Ruhun sesi, bir çan kadar berrak çınlar.

Olumsuz bir düşünceye kapıldığınızda, bunu olumlu bir düşünce ile yenin, olumsuzluğun tersini zikir gibi tekrar edin, en İYİ sonucu alacaksınız. Bir arkadaşıma ne zaman ‘’hayat nasıl gidiyor’’ diye sorsam hep ‘’gerçekten zor gidiyor’’ derdi: ona bu cümleyi 40 gün boyunca sözlüğünden silmesini sadece hayatında neler olup bittiğini görmesi için bunu denemesini istedim. Bu çok zor bir şeydi. Buna inanmıyordu, ama sonuç muhteşemdi.

NE SÖYLÜYORSANIZ O’SUNUZ

Söylediğimiz sözler önemlidir ve bedenimizde güçlü bir şekilde etkileri görülür, hele kötü ya da sert iseler dokularımızda hücre tahribatına neden olur. Kendinizi kabullenme sevgiyle güçlendirmek isterseniz şu pratiği yapın: “istiyorum” ve “ben varım”.

Boğaz çakramızı açmak ve doğruyu söyleme yeteneğimizi geliştirmek için bu şekilde belirli sözcükleri tekrarlamak beynimize olumlu duyguları güçlendiren ve hücresel kodlanmamız içindeki eski yaralarımızı iyileştiren mesajlar göndermemizi sağlar.

Belirli bir sesi tekrarlamaya dünyanın her yanındaki kültürlerde rastlanır (bizde zikir).

Şifa veren sesler: bir doktorun sesi insan sesi veya müziğin tedavi edici gücü ve bedenin %70 i sudan oluştuğu ve ses suda kolayca iletildiği için su sesinin hücresel düzeyde iyileşme sağladığı iddia edilmektedir. Düzenli sesler meditasyon, yoga, nefes çalışmaları. Tüm bu yöntemler gerilimi azaltmada bedeni güçlendirmede ve kişiye huzur vermede işe yaramakta ve hayatları değiştirmektedir.

Size ne zaman susmanız söylense, boğaz çakranızın bir bölümü kapanır, burnunuzdan aldığınız her temizleyici nefesle boğaz çakranızda açılmaya ve iyileşmeye başlar.

Sağlıklı bir diyet işe zevki karıştırmaz;önemli olan dengedir. İyileşme ve gelişmenin zorlayıcı yanlarından biri olan denge yeteneği bedenimizde boynumuzdur. Başımız ve kalbimiz arasındaki dengeyi sağlamak hayat kalitemizin en önemli etkenlerinden biridir ve bu denge sevecenlik, iyilik olarak adlandırılır.

Dürüstlük bir şeydeki küçük gerçeklerden daha önemlidir. Bu, eyleme dönüşmüş dürüstlüktür.

Eğer 5. çakra hastalıkları ya da bağımlılıklarınız varsa ve bunlar hayatınızı etkiliyorsa, bedeniniz sizi uyarmak için bilgiyi tek dil olan acı ve rahatsızlığı kullanarak size bir dengesizliğin süre gittiğini söylemektedir. Bunlar kalıtsal hastalıklar değildir. Ruhunuzun kendi gerçeğini bağırarak söyleme gereksinim ile doğrudan ilişkilidir.

1. Köpek gibi solumak=köpek solunumu

-Ağzınızı açarak oturun, dilinizi olabildiğince dışarı çıkarın ve tıpkı bir köpek gibi hızla nefes alıp verin. Diyafram ve göbek deliğinin gücünü de bu nefese ekleyin. Nefes aldığınızda göbek deliği dışarı doğru çıksın, nefes verirken göbek deliği içe doğru gelsin.

-Karnınızı bir pompa gibi kullanın, 1, 5 dakika sonra soluk alış veriş sesinizin gırtlağınıza doğru inmesine izin verin.

-Bunu 3 dakika kadar yapın.

Bu sayede bedeninizde ve gırtlak çakranızdaki toksinler temizlenir, kendinizi yorgun hissediyorsanız canlanırsınız, virüsten kaynaklanan hastalıklardan kurtulmayı ve sezgi gücünüzü artırmayı başarabilirsiniz. En önemlisi de eski yalan ve korkularınızı temizlemenize yardım eder, sizi doğruyu söylemeye yönlendirir.

2. Şarkı söylemek
3. “İstiyorum ve ben varım” egzersizi
4. Boyun hareketleri

5. çakra boğazın önünde yer alır, kişisel ihtiyaçlar ile ilgili sorumluluk alabilme ile ilgilidir. Nasıl ki yeni doğmuş bebek annesinin göğsüne bastırıldığında beslenmek için emmek zorundadır. Bütün hayat boyunca geçerlidir. Kişi olgunlaştıkça ihtiyaçlarını gerçekleştirmek işi kendi omuzlarına binmektedir. Kişinin hayattaki eksiklikleri yüzünden başkalarını suçlamayı bırakıp, ihtiyaçlarını ve isteklerini yaratmak için harekete geçtiğinde iyi işliyor demektir. Bu merkez, kişinin kendisine doğru gelen şeyi almak açısından hangi konumda olduğunu gösteren yerdir. Bu da kişinin imgelemesi ile ilişkilidir. Kişi dünyayı olumsuz görüyorsa, verilen şeylere şüphe ve olumsuz bakış getirecek, düşmanlık bekleyecek, sevgi yerine vahşet ve aşağılanma bekleyecektir. Olumsuz beklentiler, evrendeki ‘’benzer benzeri çeker’’ yasası ile ona bu olumsuz girdileri çekecektir.

Bu merkezde, kişinin çok istediği bir şeyi yapmak için harekete geçmesine engel olan BAŞARISIZ OLMA KORKUSU da yer alır. Ayrıca kişisel arkadaşlıklar ve genel sosyal yaşam ile de alakalıdır. İlişkiden kaçınarak kişi kendini ortaya koymaktan kaçar ve bir yandan beğenilmeme korkusu, bir yandan da rekabet ve ‘’senden daha iyiyim, benim kadar iyi değilsin’’ türü bir gururu barındırır. Reddedilme hislerimiz içerden kaynaklandığından ve sonra biz onları diğerlerine yansıttığımızdan reddedilmekten kaçmak için diğer insanlardan kaçınırız. Arzuladığımız mesleğe girme şansını kullanmak, özlediğimiz temasları kurmak ve bu duyguları serbest bırakmak bu çakrayı açma yollarıdır.

BEŞİNCİ ÇAKRA İÇİN ŞİFA ÇALIŞMALARI:Ses terapisi,konuşma ile ilgili tıkanıkları açmak,şarkı söylemek,hikaye anlatmak,günlük tutmak,psikoterapi çalışmaları,yoga asanaları,nefes teknikleri, (pranayama çalışmaları)

6. ÇAKRA (Üçüncü göz çakrası) AJNA

Alın çakrası da denilen “ajna” kendi kendinin farkında olma, içsel vizyon, mutluluk, neşe ve zihin gücü ilechakra06 Çakralar ilgilidir.

Kendini iyi hissetmemizi sağlayan serotonin salgılayan hipofiz bezinin (1. omur ) bulunduğu yerdir. Üçüncü göz noktasına yoğunlaşmak, kendimizi yatıştırmanın, dikkati toplamanın en kolay ve etkili yollarından biridir.

 

RENK: Çivit mavisi

YETENEK: Sezgi gücü(fiziksel ve duyu dışı görme yeteneği)

YERİ: Yogilerin “üçüncü göz noktası dedikleri kaşların arasındaki noktada bulunur.

GÖLGE DUYGULAR: Zihinsel karmaşa, bunalım

Algılaması: görme – imgeleme şeklinde bilgi sembolik ya da düz anlamlı resimler görmek şeklinde olabilir.

Aurik düzeylerde şuurun ifade edilişi: Göksel düzey

Şuur ifadesi: Yüksek duygular

Affirmasyon: Evrensel seviyorum

ÇAKRA ALGILAMASI: Görme, imgeleme

BİLGİNİN YAPISI: Sembolik ya da düz anlamlı net resimler görmek

MEDİTASYON PRATİĞİ: Birlik şuuru

ELEMENT: Yok .

İLGİLİ SALGI BEZİ: Hipofiz

İlk temel titreşim açısından bakıldığında farkındalığın gelişimi yolundaki her adım yeni ve farklı bir titreşim kalıbı yaratır. Böylece saf eterik oluştan maddenin en yoğun haline kadar yaratılışın düzeyleri insan yaşamında belirir ve çeşitli titreşim düzeyleriyle birlikte çakralarla temsil edilirler. Bu gelişim, içimizde ve üzerimizde meydana gelir. Üçüncü göz, bilince ulaşmanın mekanı olduğundan, burada maddeyi belirleyip, ayrıştırabilirsiniz. . Fiziksel düzeyde yeni gerçeklikler yaratabilir, eskileri çözebilirsiniz.

Kural olarak: Bu süreç bizim yönümüzden otomatikman ve bilinçsizce gelişir. Yaşamımızdaki kararlı düşüncelerin çoğu çözümlenmemiş duygusal kalıplarla kontrol edilir ve kendimizin ve diğerlerinin fikirlerine ve ön yargılarına göre programlanır. O halde, zihnimiz çoğu kez, duygu yüklü düşüncelerimizin efendisi değil uşağıdır. Bu düşünceler yaşamımızda da ortaya çıkar çünkü dışarıdan algıladığımız ve yaşadıklarımız aslında öznel gerçekliğimizin belirtileridir.

Bilincimizi geliştirerek ve üçüncü gözü açarak, bu süreci daha iyi denetleyebiliriz ve hayal gücümüz de isteklere ulaşmak için gerekli enerjiyi yaratabilir. Aynı zamanda fiziksel gerçekliğin ötesindeki tüm yaratılış düzeylerine ulaşabiliriz. Bunun bilgisi bize, sezgi altıncı his ya da aşırı duyarlı işitme, hissetme şeklinde ulaşır. Önceden belirsizce şüphe ettiğimiz şeyler şimdi daha açık bir şekilde algılanır.

Altıncı çakra resimler ortaya çıkarır. Bunlar sembolik olabileceği gibi, hasta için çok kişisel bir anlama sahip ya da düz anlamlı da olabilir. Var olan şeylerin (çoktan mevcut olan bir şeyi almaktır)yansımasıdır. Burada resimleri almaktan söz ediyoruz, ALGILAMA=ALMA anlamına gelir.

İmgeleme ise farklı bir şeydir. İmgeleme süreci, aktif olarak yaratmayla ilgilidir. İmgeleme sırasında zihninizde bir imge yaratır ve enerji verirsiniz. Eğer bu imgeyi zihninizde net bir şekilde tutar ve enerji vermeye devam ederseniz, en sonunda yaşamınızda gerçekleştirebilirsiniz. Böylece o imgeye form ve madde vermiş olursunuz. İmge ne kadar net ve sizin ona yansıttığınız duygusal enerji çok olursa, onu yaşama o kadar iyi geçirebilirsiniz.

Kişinin evren ve gerçeklilik yani dünyayı nasıl gördüğü ve bunun ona ne ifade ettiği ile ilgilidir. 6. çakra sağlıklı olarak saat yönünde döner. Pandül ile bu uygulamalar yapılabilmektedir.

Ayrıca çakranın olumlu ve olumsuz çalışması ile de açıklamalar yapılabilmektedir.

Eğer 6. çakra saat yönünde ters hareket ediyorsa;kişinin zihinsel kavramlar hakkında kafası karışmış ve gerçeklik hakkında yanlış ve olumsuz demektir. Kişi bunları yansıtarak kendi dünyasını oluşturur. Eğer tıkanık ve zayıfsa çakraya enerji akışı az olduğu için kişinin yaratıcı fikirleri engellenmiş demektir. Eğer çarka güçlü bir şekilde saat yönüne tersse kişi olumsuz fikirler yaratma da yeteneklidir. Eğer bu durum başın arkasındaki yönetici merkezin güçlü işleviyle birleşmişse, bu durum kişinin yaşamında bir yıkım yaratabilir.

6. çakra önde iki kaşın arasında, başın arkasında arkaya açılım gösterir. Ön merkezin açık, arkanın ise kapalı olması özellikle hayal kırıklığı yaratan bir durumdur. Kişi yaratıcı fikirler ortaya atar ama bunları uygulamaya koyamaz. Bu duruma, genelde suçu dış dünyaya yükleme bahanesi eşlik eder.

Kişinin fikirlerini hayata geçirmek için adım adım yardımcı temel eğitim alması gerekmektedir.

Hayatımıza sezgi gücümüz olmadan devam etmek sanki yan ve dikiz aynaları olmayan bir otomobili sürmeye benzer. Tüm görebildiğiniz sadece önünüzdür.

Yoga, sezgi gücünü geliştirmek için çok değerli bir araçtır, çünkü her çalışma ya da meditasyon bize bedenimiz, zihnimiz ve ruhumuzla yaptığımız küçük bir araştırma olanağı tanımaktadır.

Kundalini yoga bilimi, bedenimizin her hücresinde bilgi ve farkındalık olduğunu söyler. Dünyadaki sözlerin hepsi birleşse, içimizdeki sezgi gücünü hücresel düzeyde uyandıramaz. Varlığınızın tamamı bedeninizin her bir hücresinde vardır. Bu kadim yoga bilimi de sizi hücresel düzeyde uyandırmak için özel olarak tasarlanmıştır.

Bedeniniz sizinle, simgesel anlamda ve çeşitli hastalıklar yoluyla, bu dili kullanarak konuşur.

Sezgi gücü gerçek güçtür. Hepiniz buna sahipsiniz.

Yoga ve meditasyonun, kandaki serotonin ve beta endorfin salgısını artırdığı bilimsel olarak da kanıtlanmıştır. Sezgi bize pek çok yolla fısıldar;bizimle konuştuğu en önemli yollardan biri de, rüyalar ve simgelerdir. Kendinizi çok basit yollarla sezgilerinize açarsanız, gerçekten büyük mesajlar da bulursunuz.

ALTINCI ÇAKRA İÇİN ŞİFA ÇALIŞMALARI:Görsel çalışmalar, meditasyon, psikoterapi, hipnoz, reiki, imajinasyon çalışması,nefes teknikleri,(pranayama çalışmaları)

7. ÇAKRA (Tepe çakrası) SAHASRARA

Zihnimiz ve bedenimizle direkt bağlantılı olan çakralar, varlığımızın fiziksel, duygusal, mental ve spiritüelchakra07 Çakralar yönleriyle ilişkilidir.

Taç çakrası da denilen bu çarka beynin işleyişinin yanında sinir sistemi, iskelet sistemi ve dolaşım sistemi de dahil olmak üzere bedenin tüm sistemini yönettiği söylenir.

RENK: Mor (soyluluk rengi), eflatun, menekşe

YETENEK: Sınırlandırılmamış olmak

ELEMENT: Yok

GÖLGE DUYULAR: Acı, ıstırap, keder

Aurik düzeylerde şuurun ifade edilişi: Ketherik düzey

Şuur ifadesi: Yüksek kavramlar

Affirmasyon: Biliyorum, benim.

ÇAKRA ALGILAMASI: Bütün kavramı bilmek

BİLGİNİN YAPISI: Tüm duyuların ötesine geçen bütün kavramı almak

MEDİTASYON PRATİĞİ: Sakinim ve Tanrı’nın benimle olduğunu biliyorum.

YERİ: Başın tepe noktası, bebeklerde bıngıldak dediğimiz nokta

EPİFİZ BEZİ ile bağlantılıdır

Bilim bu bezin, sağlıklı bir uyku uyumak için anahtar unsur olan melatonini salgıladığını keşfetti. . Melatoninin son derece güçlü bir antioksidan olduğunu ve beynimizin yaşlanmasının başta gelen nedeni yağ asitlerinin yarattığı tahribatın önlenmesinde yardımcı olduğunu belirtmektedir.

Tüm çakra enerjilerinin kaynağı ve başlama noktasıdır. Kişisel enerji alanımız evrenle bir olur.

Çakralar pek çok insanda kapalı kalmakta ya da minimal düzeyde işlev görmektedir. Şuurlu olarak geliştirilirlerse açılmaya başlarlar ve böylece daha yüksek şuurluluk seviyelerine ulaşmamızı sağlarlar.

7. çakra “sahasrara” diye de adlandırılır. İnsandaki sınırlandırılmamış olma yeteneğini denetler. Fiziksel bedenimizin ruhsal merkezidir. Bütünsel bir kavram biçiminde bilgi almamızı sağlar. Bu bilgi insanın sınırlı duyularının ve iletişim sisteminin ötesinde bir şeydir.

7. çakra kapalı ise, ruhsallığı ile deneyimsel bir ilişki kuramaz. Kişi o “kozmik his” ten uzaktır ve insanlar ruhsal deneyimlerinden bahsederken ne anlattıklarını anlayamazlar. 7. çakra açıksa, kişi bireysel ve kişisel formda ruhsallığını tanıyor demektir, kelimelerle basitçe açıklanamaz. Kısaca var olma hali, dünyasal gerçeklikten sonsuzluğa doğru bir aşkınlık halidir, denilebilir. (fiziksel dünyanın ötesindedir)

7. çakra açıldığında diğer altı çakra da kalan tüm tıkanıklıklar çözülür ve enerjileri mümkün olan en yüksek frekanslarda titreşmeye başlar. Her çakra, kendi düzeyinde, ilahi oluşun bir aynasıdır ve kendini mümkün olan en yüksek potansiyelle ifade eder.

Yogi dilinde elektromanyetik alan denilen alanı içerir. Bu bizim fiziksel bedenimizi çevreleyen auramızdır. Batı bilimi bu alanın varlığını fiziksel gerçek olarak kanıtlamıştır aydı. İnsanın aydınlanma ve ışıma yeteneği bu çakradadır. (

Bedenimiz sınırlıdır, ruhumuz ise sınırsızdır.

Çakra sistemini, hiçbir katın diğerlerinden daha önemli olmadığı bir binanın katları arasında hareket eden bir asansör olarak düşünebilirsiniz.

YEDİNCİ ÇAKARA İÇİN ŞİFA ÇALIŞMALARI:Spiritüel bağlantıyı yeniden kazanmak için yapılan çalışmalar, meditasyon, reiki, psikoterapi, derin bilgi sistemine ulaşmak için okuma ve inceleme, yoga çalışamaları ve nefes teknikleri.(pranayama çalışmaları)

Incoming search terms:

  • akralar
  • cakralar
  • akra ama
  • ?akralar
  • çakralar nasıl açılır
  • ?akralar nas?l a??l?r
  • yogada çakralar
  • akra nasl alr
  • yoga ile ilgili görseller
  • yoga köpek solunumu

Om Nedir ?

Om sesinin evrenin doğuşundaki ilk ses olduğu düşünülür ve tüm seslerin bu sesten türediği söylenir. Evrenin yaradılışı sırasındaki patlamada bu sesin çıktığı ve evren hala yaratılmaya devam ettiği için de bu sesin hala bu ses üzerine çalışan kişilerce duyulabildiği söylenir. Bu tip içsel seslere “leya” ismi verilir ve sesin özellikle Anahata – Kalp çakrasndan duyulduğu düşünülür. Yani siz bir mantra yı zikredersiniz ve bu mantranin aksini kalp cakrasinda hissedersiniz / duyarsınız. Tıpkı bir dağa karsı ses çıkarmanız gibi, o ses size geri doner.

Diyelim ki bir düşünceniz var ve tezahür etmedi.Bu düşünceyi tezahür ettirmek istediğinizde kelimelere dökersiniz.Ağzımızı açamadan ağzımızın ilk hareketi( mmmm) dır.ağzımızı açıp ilk kelimeyi söylemeye başlayınca(A) SESİ çıkar.Konuşma yine (M) sesi ile biter.Diyaloglarımız hep (m) ve (a) sesi arasındadır.Ve arasında (u) oluşur.Tezahürde (M) ve (A) sesi arasındadır.

MEDİTASYON da tekrardan A ile başlayıp M ye giden bir sessizliktir. Köprü sesi burada U dur. Om mantrasi inisiasyona gerek duyulmadan herkesin tekrar edebileceği evrensel bir mantradir. Çünkü normalde mantra çalışmaları için özel bir inisiasyon önerilir. Bunun nedeni, kişinin titreşimini bilen bir hocanın – bu kişinin bu nedenle bir sure sizinle çalışmış olması istenir- bu titreşimlere uygun bir mantra vermesi ile olur. Ancak dediğim gibi, eğer kişinin niyeti saf ve temiz ise ve özellikle “sağduyulu” davranıyorsa, bazı mantralari da tekrar edebilir.

 Burada dikkat edilmesi gereken şey, kişinin mantrayı okuması sırasında kendini mutlu ve zinde hissetmesidir. Unutulmamalıdır ki, hayatımızda yaptığımız her şey gibi, yogayi da mutlu olmak için yapıyoruz. Eğer tekrarladığımız mantra bizi korkutuyorsa, huzursuz ediyorsa ya da belli veya belirsiz bir nedenden dolayı rahatsız ediyorsa, okunmaması tavsiye edilir. İste kişinin kendi öğretmeni olmasından kasıt bu şekilde kişinin kendini gözlemlemeye başlamasıyla mümkündür. Kişi kendini tanıdıkça, kendi kendine de doğru çalışmaları yapabilir. Yine de elbette eğer mümkünse, tüm bunlar yerine bilen bir eğitmenin yanında olmak önerilir.

  Aum çalışması yaparken sesli veya sessiz yapabiliriz.Yalnız şunu unutmamak gerekir:Bu çalışmayı yaparken verilen nefesi dörde bölmemiz lazımdır.A bir nefes,U bir nefes,M bir nefes ve GERİ KALAN DÖRTTE BİRLİK KISIM SESİZLİK olmalıdır. Ya da yalnızca O ve M, YANİ( OM) birlikte söyleniyorsa sessizliğe kalan kısma çok önem verilir.

  Unutmayalım ki meditasyon, tekniğin bittiği yerde baslar. Eğer hala teknik üzerinde duruyorsak bu yaptığımız meditasyon (dhyana) değil, konsantrasyon çalışmasıdır (dharana). Meditasyon ve konsantrasyon çok iç içedir, bu yüzden de hep karıştırılır. Meditasyona geçiş kişinin bir teknik kullanarak konsantre olması ve bu tekniğin içine girip belli kısa surelerle tekniğin üzerine çıkıp sükûnette kalmasıdır. İste tekniği bıraktığı o an meditasyona geçer. Sonra kişi tekrar uyanır (dikkati dağılır) tekniğe yani konsantrasyona geri döner, bir sure tekniği çalıştıktan sonra yine tekniğin üzerine çıkar ve meditasyonu baslar. Böylece konsantrasyon ve meditasyonu iç içe geçer.

OM mantarası çalışırken konsantre olabileceğiniz üç bölge vardır;

BİRİNCİSİ:AJNA ÇAKRA

  Zihinsel çalışama yaparken iki kaş arasına odaklanılır. Göz seviyesindeki bu odaklanma biraz acı verebilir. Problemlerimizi çözerken iki kaşımızın arasından Om söyleriz.

İKİCİSİ;ANAHATA(KALP) ÇAKRASIDIR.

  Sevgiyle duyulan her his kalp bölgesinde oluşur. Kalp bölgesine yapacağınız her konsatrasyonda bu bölgede oluşan acılarınızı da çözersiniz.Günümüzde toplumda her şeyi entelektüel ve zihinsel düşündüğümüz için acı çekiyoruz.Oysa kalp bölgesinde böyle bir zihin aracı yoktur,yalnızca sevgi,everensel ve tanrısal sevgi vardır.

ÜÇÜNCÜSÜ:MAN

İPURA (GÖBEK) ÇAKRASIDIR.  Bu çakramız, çakralar kısmında da anlatıldığı gibi en önemli olarak korkularımızı barındırır. Doğumumuz göbek bağı ile olmaktadır. Dünyaya geldiğimizde yaşadığımız ilk şok göbek bağının kesilmesidir. Vedanta korkunun merkezi olarak göbeği gösterir.

  Sonuç olarak aklı sakinleştirmek ve meditasyona uzanan yolda bu üç bölgeye odaklanılabilir. VE ö nemli olan konsantrasyon-meditasyon suresinin uzunluğu değil yaptığınız çalışmanın kalitesidir. Meditasyondaki amaç tekniğin eridiği o “an”ları mümkün olduğunca uzatmaktır. Bu nedenle siz isterseniz bir mantra dinleyin, ya da söyleyin, sadece sessizliği dinleyin ya da sadece nefesi yada nefesi sayarak konsantre olun, hiç fark etmez, tekniğiniz her ne ise o teknik bittiği anda meditasyondasınız demektir.

BANU DEĞER.

SEVGİLER.

Incoming search terms:

  • om ne demek
  • ohm nedir kısaca
  • yoga omm
  • yogada om ne demek
  • om nedir
  • ohm nedir
  • omm sesi
  • ohm nedir kısa bilgi
  • ohm dünyanın ilk sesi
  • yoga meditasyonla ses çıkararak nefes alma

Yoga Okulları kaça ayrılır ?

Dünya üzerinde birçok farklı yoga okulu vardır. Bakıldığında bunlar birbirlerinin türevleri ya da Raja Yoga’nın alt kollarıdır. Biz 4 temel yoga okulunu biliyoruz. Bunun önemi de bu dört okulun hepsinin amaçlarının aynı, sistemlerinin farklı olmasıdır. Çünkü farklı mizaçlardaki kişilere aynı yoga türünü uygulatmak kişiyi zorlayabilir ve bu yoldan döndürebilir.

Kişinin öncelikle bu okullar hakkında bilgi sahibi olması; sonra da istediği ve kendisine en çok uyan okulu tercih etmesi gerekir. Ama şu da bilinmesi gereken bir şeydir ki, kişi bir yolu seçtikten ve belirli teknikleri uygulamaya başladıktan sonra, artık bu yolu tercih etmesi ve o yolda yürümesi istenir. Kişinin Krişna’nın da söylediği gibi, ruhsal anlamda Samadhi’ye ulaşması için samimi olması, bu yolda ısrarlı çaba göstermesi, yola inancı olması, kendini adaması ve hedefini sürekli hatırlaması gerekmektedir.

Yogada her yol (her okul) aynı amaca gider. Eğer yapılan çalışmanın amacı sonucunda hedef “birlik” yani kişinin tam olduğunu hissetmesi, hiçbir şeyin kendisinde eksik olmadığını bilmesi, mutluluğa ve huzura kavuşması, sonunda da aydınlığa ulaşması değilse, kişi yoga yapmıyor demektir. Kişi yogaya başladığında kendisini olduğu gibi kabul etmelidir. Geçmişinde yaşadıkları ne olursa olsun, bunları ‘bırak gitsin’ felsefesine göre (Vairagya) unutmalı, kendisi ile el sıkışmalı, kendisini olduğu gibi kabul etmelidir.

Kabullenme ruhsallıkta önemli bir kuraldır. Kişi, şimdiki durumunu kabul ederek ruhsal yolda ilerlemek için kendi önünü açar. Öncelikle davranışlarını ve kişiliğini tespit ettin, bıraktın, barıştın ve ilerleme yolunda adım attın. Bu nedenle herkes yoga yapabilir. Evrensel bilgi, almak isteyen herkese açıktır. Nasıl ki güneş, enerjisini yayarken “Aman ben bu pencereden girmeyeyim, bu eve ışınlarımı vermeyeyim,” demiyorsa, yani her şeyini sınırsız, sonsuz, karşılıksız veriyorsa, yoga bilgisi de aynı şekilde tüm evrene ve herkese açıktır.

Bir örnek vererek konuyu bağlamak istiyorum: Upanisad’ın başlangıç mantrası, öğretmen ve öğrenci arasındaki bilgi alışverişinden ve bilginin sonsuz şekilde dağıtılmasından bahseder. Yani;

Om sahanavavatu
Sahanau bhunaktu
Saha viryam karavavahai
Tejasvinavadhitamastu
Ma vidvisavahai
Om santi, santi, santi

Anlamı, “Öğretmen öğrenme isteği olan kişiyi sonuna kadar korumazız gerekmektedir,” der. Aynı zamanda vermiş olduğu bilginin besleyici olması ve enerji de vermesi gerekmektedir. Biz de öğrenci olarak enerji dolu bir güneş gibi, etrafımızı herhangi bir karşılık beklemeden ,aydınlatmalı ve bu enerjiyi etrafımıza yayabiliyor olmalıyız. Elde etmiş olduğumuz bilgi bizi, kibire götürmemeli ve egomuzu kuvvetlendirmemelidir. Bilgiyi asla kendimizde saklamamalıyız. Çünkü bilgi evrenseldir. Geçmişten gelen düşüncelerimiz huzursuz olmamalı, şu anı mutlulukla yaşamalı, aynı zamanda gelecek planlarımızı mutluluk, huzur içinde yapmalıyız.

Sonuçta bunları bize sağlayacak yol bize en uygun olan yoldur. Kişi kendine uygun olan yolu biraz araştırarak irade gücü ile seçebilir ve bu yolda ilerleyebilir. Tercihini de yaptığı zaman ısrarlı, düzenli ve samimi çalışması, kendisini en kısa zamanda sonsuz özgürlüğe, yani “moksa”ya kavuşturacaktır.
Şimdi yoga okullarından kısaca bahsetmek istiyorum.

KAÇ TANE YOGA OKULU VAR?

Raja Yoga: Yoga okulları bize asla yapmadığımız şeyleri söylemez. Aslında gözümüzün önünde olanları kontrol etmemizi sağlar. Raja Yoga yolu disiplin yoludur. Hatha yoga uygulamaları kişiyi Raja yoga yolunda disipline eder.Bir disipline olan ve bir disipline eden vardır. Disipline olan öğrenci, disipline eden öğretmendir. Ama zihnimiz disipline karşı bir direnme içindedir. Oysa biz kendimiz bilinçli olarak disipline girersek, bu bizim özgürlük yolumuz olur. Yani aklımızın efendisi haline geliriz. Öğrenci Raja Yoga yolunda isteyerek ilerlerse her şey olumlu gider. Fizikte Newton kanunları vardır. Etki gelirse tepki kaçınılmazdır. Raja Yoga’da bu psikolojidir. Psikolojiyi ve düşünce tarzını değiştirmek bizim zihnimizin elindedir. Zihnimizin efendisi durumuna geldiğimizde, yani kendi üzerimizdeki istekli disiplin Raja Yoga’dır.Rja yoga içimizdeki tanrısal gücü tanımamızı ve onun içimizdeki ve dışımızdaki dünyaya efendilik etmesini sağlar.

Karma Yoga: Genel aktivite alanında değiştirdiğimiz davranışlardır.Yani eylem yogası da denilebilir. Raja’da irade gücü, Karma’da davranışlar kullanılır. Eğer ortada doğru bir davranış varsa zihin sorun yaratmaz, zihin sakindir. Eğer yapılan aktivite gerginlik getirirse, bu aktiviteden değil, gerisindeki hareket ve tutum yüzündendir. Karma’daki en önemli şey, sen davranışlarını olumlu olarak değiştirdiğinde, yani adandığında bu kurbandır. Karma’da ilk yol yapılan fiile egoyu araya sokmadan yapması, yani kişinin karşılıksız ve koşulsuz olarak o işi yapmasıdır. Daha sonra yapılan fiiller tam konsantrasyonla yapılır. Karşılıksız ve koşulsuzlukta adama vardır. Daha da ileriye gittiğimizde, fiili evrene hediye ederek iyi ve kötü sonuçlarını reddetmeye gelinir. Yapan kendisidir ama hiç bir çıkar beklemez ve sonuç beklemez. Sonunda yaptığın işlerde de “Ben değilim,” boyutuna geldiğinde yaptığın fiilin olumlu ve olumsuz sonuçları da onu ilgilendirmez.İşte bütün bu basamakları uygulamak da benliğinin yücelmesi durumuna sebep olur. İşte bu ulaşılan nihai nokta Karma Yoga’dır.

Jnana Yoga: Bilgi ve bilgelik yoludur.En zor yollardan biridir ve irade ile aklın müthiş kuvvetli olması gerekir. Kişiyi asla zorlamaz. Sadece metodu zihin yolu ile düzgün şekilde sorgulamasını öğretir. Jnana yogi,Vedanta felsefesini öğrenerek zihnini,kendi niteliğini araştırmak incelemek üzere kullanır.Tıpkı bir bardağın içindeki ve dışındaki alanları farklı algılamamız gibi,kendimizi de Tanrıdan farklıymış gibi algılarız.Jnana Yoga bu yolun takipçilerine,direkt olarak bardağın kırılması ve bilgisizlik örtüsünün kalması ile,Tanrı ile bütünlüğünün deneyimlenmesi için yol gösterir.

Mutsuzluğun nedenlerini kişi ÖĞRETİLERİ İNCELEYEREK zihin yolu ile bulabilir. Doğruyu yanlışı irdeler ve sonunda bunun kişiye değil, insanlığa ait olduğunu fark eder. Psikolojik kısımda ise üzüntü, kızgınlık, nefret, kin duygularından arındığında kişi Jnana Yoga yapıyordur. Biz bütün duygularımızı sonunda nötr hale getirebiliriz. Kızmadan kızabilir, üzülmeden üzülebiliriz.Jnana yoga uygulamalarından önce diğer yoga türlerinin öğrettiği bilgilerin kesinlikle anlaşılmış ve sindirilmiş olması gerekmektedir.Tanrı sevgisi,bedenin ve zihnin güclü olması ve insanın kendisini bilmesi olmaksızın bu yolda başarıya ulaşılamaz.Eğer bunların hepsi tam ise yani yogi yada yogini bütün bu değerleri hayatına uygulamış ve bu şekilde davranıyor ise işte bu, duyguların ve bedenin özgürlüğüdür ve bu da Jnana Yoga’dır.

Bhakti Yoga: Amacı kişiye evrensel sevginin ne olduğunu göstermektir. Sevgi dolu kişi her zaman ve her yerde sevgi dolu olan, sevgisini bir güneş gibi karşılıksız ve koşulsuz verendir. Her şeyi olduğu gibi kabul eden, olan olaylara içsel sevgiyle yaklaşandır. Sevgi ve vermek koşulsuz olmalıdır. Bu demek değildir ki bize bir tokat atana öbür yanağıızı da çevirelim. Yapılan her olumsuz şeye karşı içinizden sevgiyle olumlu tepki de verebiliriz. Ama olumsuz olan şeye karşı olumsuz tepki de verebiliriz. Ama bu bizim kızmama özgürlüğümüzü elimizden alamaz. Çünkü kendi düşüncelerimizin efendisi biziz. Sevgi demek sahiplenmek demek, tutunmak demek değildir. Sevgi yolu özgür olmalıdır. İşte bunların hepsi de Bhakti Yoga’dır.

BATI DÜNYASININ DAHA ÇOK TANIDIĞI VE DUYDUĞU:

Hatha Yoga: Batı dünyasının en çok bildiği yoga türüdür.Hatha yoga’nın temel özelliği beden yolu ile zihni etkilemektir.Hatha yoga üç bölümden oluşur.Bunlar asnalar-duruşlar,pranayama-nefes teknikleri ve Savasana yani gevşeme teknikleri dir.Duruş,nefes alıp verme ve yoğunlaşma-konsatrasyon üzerine kurulmuş olan HATHA yoga öğretisi bedenle zihnin bütünselliğini içerir.Hatha Yoga’nın hareketleri dikkatli ve bilinçli bir şekilde uygulandığı zaman kişiye çok yarar sağlar.Omurga ve eklemler esnek kalır.Özellikle stres,dolaşım bozukluğu,kireçlenme,sindirim bozukluğu,damar sertliği gibi çağdaş oluşmuş olan bir sürü hastalık önlenir.Beyniniz ve sinirleriniz olumlu olarak etkilenir.Gevşeme egzersizleri ise nefes egzersizleri ve hareketlerden sonra yapılır.Kaslar gevşek olunca zihinde rahat ve gevşek olur.Kişi tam bir huzur ve sükunet halinde olur.Gevşeme teknikleri uykusuzluğun ,beden ağrılarının ,sinirsel rahatsızlığın,yorgunluğun ve gerginliğin giderilmesinde son derce etkili bir yöntemdir.BATI DÜNYASINDA yapılan bir çok tıp araştırmaları,yoga egzersizlerinin insan sağlığı üzerindeki etkilerini araştıran bir çok araştırma yapmıştır.
Yoga aynı zamanda bu gün bütün gelişmiş ülkelerde psikoterapi aracı olarak kullanılmaktadır..

BANU DEĞER.

BHANU PRİYA.

Incoming search terms:

  • DURUŞLAR KAÇA AYRILIR
  • tip kaca ayrilir
  • yönetimler kaça ayrılır isimleri neler
  • okul kaça yapılır
  • dort yoga okulu
  • duruşla kaça ayrılır
  • yerel yönetimler kaça ayrılır isimleri nelerdir
  • fıtığa iyi gelen yoga duruşları
  • yoga alanı nasıl olmalı
  • yerel yönetim türleri kaça ayrılır

Neden Yoga ?

Neden Yoga Yapıyoruz ve Yoganın Sağlığımız Üzerinde ki Etkileri Nelerdir ?

 Hindistanda 2000 yıldır,doğuda ve batıda uzun yıllardır uygulanan yoga,insan beynini huzur ve mutluluğa kavuşturmak ve vücuda sağlık getirmesi amacıyla kullanılır.Yoga ile ilgilenenler bilirler ki yapılan çalışmalar kişinin hayata bakısını değiştirmekle kalmaz,duygusal,zihinsel ve ruhsal alanlarda gelişmesine olanak sağlar..Yoga;bedeni,zihni ve ruhu tamamen eğiten ,huzur veren ve kişinin tamamen kendisini tanımasını sağlayan dünyadaki en eski kadim bilgi ve kişisel gelişim metodudur.

YOGA bir olmak demek olduğuna göre evrenin pozitif ve negatif bütün değerlerini bir arada dengede tutarak yaşama sanatı ve o hal halinde olmak bence yogadır.SONUÇ zıtlıkların birbirine bağlanması ve dengeye ulaşmak halidir.Dengeye ulaşmak , ancak iki kutupta birbirini reddetmeyip olduğu gibi kabul ederse ve birbirinle el sıkışırsa olabilecek bir kavram haline gelir.Yoga insanı mikrokozmos yani minyatür evren olarak tanımlar.Evren ise makrokozmos’dur.Evren bu anlamı ile sınırsızdır.İşte bu bağlamda insan ile evren arasındaki ilişki burada ortaya çıkmaktadır.Spırıtualizm yukarıda var olan her şey aşağıda da vardır prensibini kabul eder.Bu da bize işte bütünlük mucizesini hatırlatmaktadır.İnsanlar ancak kendisini öğrenerek diğer varlıkların farkına varabilir.

  Yoga’nın ana hedeflerinden biri de durmadan her şeyi kaydetmek ve onları sürekli yansıtmakla meşgul olan zihnimizin karışık işleyiş biçimi durumuna açıklık kazanmaktır. Tüm bu hareketliliği sakinleştirdikten sonra,olayları herhangi bir değerlendirmede bulunmadan algılamayı başarınca, gerçekleri saf bir bakışla algılamak mümkün olabilir. Bunun yanı sıra kişinin kendi arzularını ve sürekli değişen hazlarını tanımasına ve onları kontrol edilebilir bir hal durumuna sokmasına sebep olur.

  Tabii tüm bunların yanında birde bedenin kontrol altın alınması gerekir. Bedenimize bakmak onun zinde ve sağlıklı kalmasını sağlamak Yoga’nın içinde çok önemli bir yere sahiptir. Çeşitli asanalar (duruşlar) ile vücudumuzun iç organlarına ve salgı bezlerine masaj yapmış oluruz ve bu sayede onların iyi çalışmasını sağlarız. Ayrıca asanaların, çakraların düzenli çalışması üzerinde rolü büyüktür.

  Statik şekilde yapılan duruşlar da enerjitik ve zihinsel bedeni güçlü yönde etkilemektedir..Duruşlarda bir dakikadan başlayarak, beş dakikaya kadar hareketsiz beklenilebilinir..Duruşlar iç organlara,hormonmerkezlerine,bağışıklık sistemine ve adalelere masaj yapmaktadır…Ayni zamanda kas sistemini kuvvetlendirmekte,iskelet sistemini düzeltmekte ve sinir sistemini gevşetmektedir.

  Duruşlar ilk basta bedenin üzerinde hareketlerle ilgilendiği için fiziksel boyuttaki çalışmalar sanılmakta oysa;duruşların uygulanmasının esas amacı yasamın bütün boyutlarını fiziksel,bedensel,enerjicik,zihinsel,duygusal,sinirsel ve ruhsal boyutlarlı ile kişiyi etkilemek,birleştirmek,bağdaştırmak ve uyum içerisinde tutmaktır.

  Duruşların en önemli etkilerinden biride belkemiği ve omurga üzerindedir.Yogaya göre belkemiği ne kadar esnekse kışı o kadar gençtir. Omurga anatomisi kuvvetli ve yassı kemiklerin üst üste gelmesi ve aralarında disk denen oluşumların desteklenmesi ile oluşur.Omurlarımız ligamentlar aracılığı ile birbirlerine sıkıca bağlanır ve vücudun en kuvvetli kasları ile desteklenir.Omurgamızın görevi başın,gövdenin,göğüs ve karın boşluğunda yer alan organların ağırlığını taşımak ve bu ağırlığı pelvis ile alt bölgelere iletmektir.Omurgamız boyunca uzanan bu kanala omurilik kanalı denir.Ve bu kanalın içinde beynimizin bir uzantısı olan omuriliğimiz vardır.Her omurun birleştiği bölgeden iki yana açılan delikler bulunur.Buralardan da spinal sinirlerimiz çıkar.Bu sinirler kendi bölgelerindeki kasları,organları ve cildi desteklerler yaşatırlar ve enerji verirler. Ayni zamanda omurgamızın içindeki gençlik sıvısı ne kadar düzün akarsa kişi o kadar uzun yasamaktadır. Bütün bunlardan da anlaşıldığı gibi omurgamız bizim yaşam ağacığımızdır.Ve yoga uygulamaları omurgaya çok önem verir.(ÖZELLİKLE BEN )

  Duruşların uygulanması kişiyi stresten,gerginlikten,sıkıntılardan ve depresyondan kurtarmaktadır..Vivekenanda Yoga Üniversitesinde uzun yıllar yapılan araştırmalar sonucunda;gece hayati,alkol,uyuşturucu kişiyi %2 oranında,derin bir uyku %8 oranında,Yapılan bir saatlik yoga ve nefes çalışmaları ise kişiyi% 27/28 oranında GEVŞETMEKTE VE RAHATLATMAKTADIR.

  Sonuç Olarak dünyada yapılan hiçbir spor aktivitesinde bile böyle bir rahatlama söz konusu değildir..Sanılanın aksine yoga yaparken kesinlikle SAKATLANMAK söz konusu bile değildir..Doğru hoca ve doğru yapılan duruşlar vücudun sağlığını korumakta,kan dolaşımını düzenlemekte,iç organlara masaj yapmakta,kasları eklemleri ve tendonlari sağlıklı kılmakta,bağışıklık sistemini güçlendirmekte,kilo-boy ve sıcaklık-soğukluk dengelerini korumakta,bio enerji akımlarını düzenlemekte ve bedenin bio manyetik alanını güçlendirmektedir.Fiziksel yapımız da bu şekilde sürekli dinç ve sağlıklı kalabilir.

  Yapılan nefes egzersizleri ciğer kapasitemizi arttırmakta,beynimize ve bedenin her noktasına maksimum oksijen gitmesini sağlamaktadır.Alınan fazla oksijen adalelerde sarf edilen güçten dolayı toplanan laktik asit ve başka tür toksinler, kan dolaşımı tarafından yıkanarak, sürüklenip vücuttan atılmaktadır..Buda demektir ki yoga çalışmalarından sonra,sporda olduğu gibi yorgunluk ve bitkinlik hali asla söz konusu olmaması demektir.

  Nefes çalışmaları uygulandıkça ;bedenin en uç noktalarındaki enerji kanalları tıkanıklarından kurtulmakta,bio enerji vücutta uzun sure dolaşmakta ve toksinler vücuttan atılarak giderek hastalıklara yakalanma olasılığı hiç kalmamaktadır.Ayrıca kaslar uzamakta,omurganın durusu dimdik olmakta,sonuç olarak da vücuttaki çarpık ,eğri her uzuv gün be gün , yavaş ,yavaş düzelmektedir.

  Bizler insanoğlu olarak mükemmel bir bilgisayara sahibiz yani beynimize….Normal bir insan bu beyin potansiyelinin sadece yüzde dördünü kullanmaktadır.Yoga bu beyinsel faaliyetlerimizi en üst kapasitelere taşımamıza ve kullanmamıza sebep olur.Beynimizi kontrol altına almaya başlayınca da bu demektir ki hayatımızın da kontrolü artık bizim elimizde……

Nihayetinde yapılan uygulamalar her geçen gün sağlıklı olmaya bir adım daha atmak demektir.

Yoga eve dönüş ve evdeki huzur ve sonsuz sağlıktır.SAĞLIKLI VE YOGA DOLU BİR YAŞAMDA KALIN.

SEVGİLER.

BANU DEĞER.

CALİFORNİA ÜNİVERSİTESİN YAPTIĞI BİR ARAŞTIRMAYA GÖRE YOGANIN     FAYDALARI NELERDİR?

  • Davranissal
  •  Fiziksel
  • Zihinsel
  • Fizyolojik
  • Kisisel
  • Agirlik azalıyor
  • El titremesi azaliyor
  • Konsantrasyon gucu artiyor
  • EEG Alfa artiyor
  • Kaygilar azaliyor
  • Sinirlilik Azaliyor
  • Stres olusturan olaylara tepkiler azaliyor
  • Hafiza gucu artiyor
  • Solunum etkinligi ve becerisi artiyor
  • Depresyon azaliyor
  • Saglik sikayetleri azaliyor
  • Esneklik artiyor
  • Zeka artiyor
  • Oksijen tuketimi azaliyor
  • Catismalar azaliyor
  • Psikiyatrik hastalarin kliniksel degeri artiyor
  • Gevseme artiyor
  • Zihin yorgunluğu azaliyor
  • Solunum orani azaliyor
  • Tecrubelere acık olma artiyor
  • Psikolojik sikayetler azaliyor
  • Kaslardaki elektrilsel aktivite azaliyor (EMG)
  • Performansi arttırıyor
  • Akcigerlerin  kapasitesi artiyor
  • Savunmasizlği azaltıyor
  • Kas gucu artiyor
  • Fikirlerin sikligindaki degisiklik normale geliyor
  • Nefesi tutma suresi artiyor
  • Sucluluk azaliyor
  • Fitnes artiyor
  • Ses gelgitleri artiyor
  • Gerginlik ve kararsizlik azaliyor
  •  kardiyovaskuler etkinlik artiyor
  • Sistolik ve diastolik kalp basinci azali
  • Itaatlilik azaliyor
  • Kalp hizi azaliyor
  • Oz elestiri azaliyor
  • Kan akisi artiyor
  • stres kontrolü artiyor
  • Bagisiklik sistemi kuvvetleniyor
  • Vucut imaji artiyor
  • Oz saygi artiyor
  • Hafta da 4 defa, 10 dakika nefes çalışması, 15 dakika isinma ve
    50 dakika asana-duruslar olmak uzere yapan ögrenciler :Sadece 8 haftalik yoga sonrasi:-* Kas gucu artisi %31
    * Tahammul artisi % 57
    * Esneklik artisi %188 !!
    * Ayrica, sadece 8 hafta yoga çalisma gibi cok kisa surede
    nefes kapasitesi %7 artmış olarak gözlemlenmiştir..

YOGA YOLUNDA YOGA İLE SAGLIKLI KALIN.

Incoming search terms:

  • yüz yogosu
  • insan omurga yoga
  • çift başlı yılan yogosunun anlamı nedir
  • yuz iskeleti yoga
  • yogo ve yüz yogosunun tarihi
  • yogaya başlayınca ne olur
  • yoganın batıda tarihçesi
  • yogada ısınma hareketleri
  • yoga ve laktik asit
  • yoga ile alkol ve uyuşturucu