Tag Archives: Bir

Nefes Ve Ağrılarımız

NEFES TERAPİLERİ İLE DEVAM EDEN AĞRILARIMIZLA NASIL BAŞA ÇIKABİLİRİZ? VE NASIL TEKNİKLER KULLANMALIYIZ VE ANİ GEVŞEME TEKNİĞİ NASIL UYGULANIR? 

banner nefes2 300x156 Nefes Ve Ağrılarımız Uyguladığımız bütün nefes teknikleri, sizlerin yaşamına sağlık, neşe ve huzur getirecektir. Nefes teknikleri gerçek bir arınma sanatıdır. Gerçek bir arınma sanatı olan teknikler geçmişte yaşadığınız travmaların fiziksel boyutta yaratmış olduğu etkileri de temizleyerek duygusal ve zihinsel boyutta da arınma sağlamaktadır.

  Nefesimizi açmaya yönelik egzersizler, enerjimizin ve beyin fonksiyonlarının artmasına ve enerjimizin artması da zihinsel ve duygusal olarak da daha mutlu ve keyifli bir duruma gelmemizi sağlıyor. Hareketler ile birlikte uyguladığınız ve kontrollü uyguladığımız nefes teknikleri ve gevşeme teknikler ile arttırdığımız enerji geçmiş zamanlarda oluşmuş olan travmalarınız ile sıkışmış olan düşük enerjiler değişmeye başlar.Bu da vücudunuz da sıkışıp kalmış düşük enerji seviyelerinin neden olduğu,ağrı ve gerginliklerin giderilmesini ve tüm sistemimizin hafiflemesini,hayata daha net ve duru olarak bakabilmenizi sağlamaya başlamamıza sebep olur.

Yaşlanma etkileri kesinlikle geri dönüşe geçer, zorluklar ve stres karşınsıdaki direncimiz artarak, kandaki oksijen miktarımız da en yüksek seviyeye ulaşarak tamamen gevşememiz sağlanmaktadır.Ve beden seviyesinde başlayan bu kontrol artarak, zihinsel seviyelere de ulaşmaya başlar. Bütün bu kontrol ve egzersizler günlük yaşamdaki kontrolümüzü de tamamen arttırarak, gerginlik seviyemizin giderek düşmeye başlamasına sebep olmaktadır.

Ve günlük hayatında devam eden ağrısı olan hastaların ve bireylerin birçoğunda toplumsal ve aile içi etkileşimde bozukluklar, duygularını ifade etme güçlüğü, ilgi ve beklenti gereksinimleri, bastırılmış öfke ve kızgınlık duyguları olmaktadır. Hastanın ilgisini ağrıdan uzaklaştırabilmesi, günlük yaşamındaki ilgi ve işlevselliğini artırıcı yönde baş etme yöntemleri kullanılmalıdır. Ve bu durumlar karşısında nefes teknikleri ve gevşeme tekniklerinden yaralanmalıdır. Ve böylece günlük hayat kalitemiz kat be kat arttırılabilir daha ağrısız ve daha problemsiz bir yaşama günden güne yaklaşabiliriz.

Kas Gevşemesi (Relaksasyon)

Gevşeme eğitimi genellikle kademeli olarak kasları germe ve gevşetme tekniklerini içeriyor. Gevşeme çalışmalarının ilk basamağı nefesi kontrol altına almak. Bilindiği gibi solunum sistemimiz, kendi kendine çalışan bir sistemdir. Fakat bilinçli olarak da solunumunuzu kontrol edebilmek bizim elimizdedir. Nefes almayı, vermeyi ve tutmayı bir düzen içinde öğrenmek, gevşetme çalışmaları için çok önemlidir. Vücudun tamamen gevşemesi, ancak düzenli bir nefes teknikleri çalışmasından sonra mümkün olur.

Akciğerlerinizi; üst kısım, orta kısım ve alt kısım olmak üzere üç bölüm halinde düşünebilirsiniz Derin nefes bu üç kısmın ortaklaşa çalışmasıyla mümkün olmaktadır. Derin nefes önce akciğerin alt kısmının havayla dolmasıyla başlar. Mide ve kaburgaların alt kısmı genişler, sonra orta kısım havayla dolar. Yani göğüsler genişler ve en son olarak da omuzlar hafifçe kalkar. Pek çoğumuz ciğerlerinin bir bölümünü çalıştırmaz.

Oysa sağlıklı bir nefes ciğerlerin üç kısmının da çalışmasıyla(tam yogik nefes tekniği kullanarak)mümkün olmaktadır. Nefes egzersizlerinden sonra da kasların gevşetilmesine geçilmektedir. Bu çalışma vücudunuzdaki kas gruplarının gerilmesini, sonrada gevşetilmesini içermektedir. Bir kas gergin olduğunda bu gerginlik ne derece yoğunsa kas serbest olduğunda yaşanacak olan gevşeme yanı ölçüde yoğun olacaktır. Vivekenanda Üniversitesinin kullandığı Ani Gevşeme Tekniği bu konuda çok etkilidir ve stres yönetimi çalışmalarında da kullanılmaktadır. Bu teknik ile bedeninize aslında kasılaraktan da gevşemesini öğretmektedir. Derin bir nefes verdikten sonra derin bir nefes alarak bütün beden kasılır ve bu arada nefes tutulur beden kasılır, kasılar, kasılır ve nefeste aniden bırakılarak beden gevşetilir. Detaylar alt bölümde anlatılacaktır.

Nasıl bir yer tercih etmeliyiz:

Gevşeme tekniği en iyi loş ışıklı, sakin bir oda yapılabilir. Egzersizi böyle bir odada sırt üstü yatarak yapın. Eğer egzersiz sırasında uyuma gereksinimi ortaya çıkarsa, uygulamayı rahat bir koltukta da yapabilirsiniz.(Belki bu çalışma için ofisinizi kullanmak durumunda kalabilirsiniz ve isterseniz koltuğunuz da bile bu uygulamalar yapılabilir.) Gevşeme tekniğiyle amaçlanan uykuya dalmak değil, tersine en fazla uyanıklıkla en derin gevşemeye ulaşabilmek. Egzersiz yapılan oda mümkün ise sessiz olmalı, odanın ısısı sizi ne üşütmeli nede terletmemelidir.

Egzersizi Nasıl Yapacaksınız?

Elleriniz ve ayaklarınız iki yana hafifçe açık olarak uygulamaya başlayın. Uygulama sırasında bedeninizi sıkan kemer, ayakkabı ve dar elbiseleri çıkarın. Bu tür giysiler nefes alışı, kasların gevşemesini olumsuz yönde etkiler. Egzersizleri sırayla yapın. Egzersizi yapmadan bir sonraki egzersize geçmeyin, acele etmeyin. Günde en az bir kez, mümkünse iki kez yapılması, bu pratik kazanmanızı sağlar. Gözlerinizi yavaşça kapayın. Sağ elinizi göbeğinizin üzerine, sol elinizi de göğsünüzün üzerine koyun. Nefes alıp verirken sol eliniz göğsünüzün inip kalktığını hissetsin. Şu anda ciğerlerinizin üst kısmı ile nefes alıyorsunuz demektir.

Şimdi ciğerlerinizin alt kısmını hava ile doldurmaya, karnınızdan solunum yapmaya çalışın. Midenizin üzerindeki sağ eliniz inip kalkmaya başladıysa bunu başarıyorsunuz demektir. Düşüncelerinizi tamamen nefes alıp vermeniz üzerinde odaklaştırın. Burnunuzdan havanın girip çıktığını hissedin. Yavaşça derin bir nefes alın, nefesinizi tutun ve nefesinizi verin. Kendinizi zorlamadan, gerilim duymadan oldukça rahat bir şekilde nefes alın.

Şimdi alıştırmayı yapmaya başlayalım;

Önce ciğerlerinizin bir balon gibi olduğunu hayal edin. Şimdi sönen bir balonda olduğu gibi yavaşça ve zorlamadan içinizdeki havayı boşaltın.
Başlayabilirsiniz. Artık ciğerleriniz boşaldı. Nefes almadan iki saniye bekleyin. Tekrar yavaşça derin, derin nefes alın, tutun ve verin, bütün vücudunuzun gevşediğini hissedin.
Şimdi bu egzersizi tekrar edin; Derin bir nefes alııııııın… Nefesinizi tutunnnnn ve yavaşça verin. Tüm vücudunuz tamaen gevşemeye başlıyor. Sakin, rahat ve huzur dolusunuz… Nefesinizi her verişte, sizi kaplayan gevşeme duygusunu hissedin. Gerilimin yerini alan, derin huzuru hissedin.

Şimdi kaslarınızı gevşetme çalışmasına geçelim. En rahat olduğunuz şekli alın, oturun veya sırt üstü yatın. Başlangıçta bu çalışmayı sırt üstü yatar durumda yapmanız sizin için daha kolay olacaktır. Yatar durumdayken kollarınızın iki yanda olmasına dikkat edin.

Gözlerinizi kapatın. Daha önce öğrendiğiniz gibi derin bir nefes alın, nefesinizi tutun ve verin. İki yumruğunuzu da sıkın. İyice sıkın. Yumruklarınızın ve ellerinizin gerginliğini hissedin. Şimdi gevşetin. Bu gerginliğin yavaş, yavaş ortadan kalktığını hissedin. Ellerinizin ne kadar gevşediğini hissedin. Yavaşça derin bir nefes alın. Nefesinizi tutun ve bırakın Sıra kollarınızı ve yumruklarınızı birlikte sıkmaya geldi. Başlayın ve iyice sıkın. Ellerinizdeki ve kollarınızdaki gerginliği hissedin. Şimdi serbest bırakın. Tamamen gevşek bırakın. Ne kadar gevşediğinizi hissedin. Yavaşça derin bir nefes alın, nefesinizi tutun ve bırakın.

Sağ omzunuzu kulağınıza doğru kaldırmaya çalışın, iyice kaldırın. Şimdi gerginliği hissedeceksiniz. Yavaş, yavaş serbest bırakın. Tamamen gevşemesini sağlayın. Omzunuzdaki gevşemeyi hissedin. Şimdi sol omzumuza aynı şeyi yapacaksınız. Sol omzunuzu kulağınıza doğru kaldırmaya çalışın. İyice kaldırın gerginliği hissedin. Yavaş, yavaş serbest bırakın, gevşemesini sağlayın. Omzunuzdaki gevşemeyi hissedin. Yavaşça derin bir nefes alın, nefesinizi tutun ve bırakın.

Sağ ayağınızdaki kasları germeye çalışın, ayak parmaklarınızı iyice kıvırın ve bu gerginliği hissedin. İyice hissedin. Yavaş, yavaş bırakın. Tamamen gevşeyin. Bütün gerginliğin akıp gitmesini sağlayın.

Sol ayağınızdaki kasları germeye çalışın. Sol ayağınızın parmaklarını iyice kıvırın ve bu gerginliği hissedin. İyice gerin. Yavaş, yavaş bırakın, tamamen gevşemesini sağlayın. Yavaşça derin bir nefes alın, nefesinizi tutun ve bırakın. Aynı şeyi kalçalar ve bacaklarla yapacaksınız. Sol bacağınızı ve kalçanızı gerin.

İyice gerin. Bu gerginliği hissedin. Bırakın şimdi. Yavaşça gevşetin, gevşemeyi hissedin. Sol bacağınızı ve kalçanızı gerin. İyice gerin. Bu gerginliği hissedin. Şimdi bırakın. Yavaşça gevşetin ve gevşemeyi hissedin. Bütün gerginlik vücudunuzda akıp gidiyor. Yavaşça derin bir nefes alın, nefesinizi tutun ve bırakın.

Yavaşça derin bir nefes alın. Nefesinizi tutun ve bırakın. Başınızı çeneniz göğsünüze değecek şekilde öne doğru bükün. Boynunuzdaki gerilimi hissedin. Yavaşça serbest bırakın. Gevşetin gevşemeyi hissedin.

Şimdi yumruklarınızı, kollarınızı omuzlarınızı ayaklarınızı ve bacaklarınızı, başınızı hep birlikte ve aynı anda gerecek ve kasacaksınız. Önce derin bir nefes verin ve sonra deriiiinnn bir nefes alınnnnn ve tutunnnnn… Yumruklarınızı sıkın. Kollarınızı omuzlarınızı gerin. Ayak parmaklarınızı, bacaklarınızı iyice gerin. Başınızı kaldırın ve yüzünüzü buruşturun ve iyice gerin. Bütün bedeni kassınnnn,kasınnnnn,kasınnnn ve Öylece bir dakika kadar bekleyin. Şimdi bütün bedeni aniden yere bırakın. Tamamen bırakın. İyice gevşetin.

Tüm vücudunuzu tatlı bir gevşeme kaplasın. Şimdi karın kaslarınızı kasın, iyice kasın, karnınızdaki gerginliği iyice gerginliği hissedin. Serbest bırakın, tamamen gevşetin. Karın kaslarınızın tamamen gevşediğini hissedin. Karnınızın giderek yumuşadığını hissedin. Ve birkaç kere hızlı nefes tekniği(bütün nefes alıyoruz ve verirken hızlıca mum üfler gibi veriyoruz) uyguladıktan sonra, tam yogik nefes ile nefeslerinizi iyice yavaşlatın. Uzun, uzun alın ve verin.

Yavaşça derin bir nefes alın. Nefesinizi tutun ve bırakın. Başınızı çeneniz göğsünüze değecek şekilde öne doğru bükün. Boynunuzdaki gerilimi hissedin. Yavaşça serbest bırakın. Gevşetin gevşemeyi hissedin.

Egzersizleri Yaparken Nelere Dikkat Etmeli?

Birden nefes almayın, yani ciğerlerinizi aniden havayla doldurmayın
Ağızdan değil, burundan nefes alın.
En önemlisi nefes egzersizlerini arka arkaya tekrar etmeyin. Her nefes alışın arasına 5-6 kere de normal nefes alış verişi koymak gerekiyor. Bu yapılmadığı takdirde kandaki oksijen miktarı artacağından, baş dönmesi gelişebilir .Ama endişe edecek bir durum değildir. Sadece fazla oksijenlenmeden kaynaklanan bir durumdur.
DAHA AĞRISIZ, DAHA SAĞLIKLI VE DAHA HUZURLU OLMANIZ DİLEĞİM İLE.

BANU DEĞER.

BHANU PRİYA.

Incoming search terms:

  • sizce bir ?lkedeki bireylerin mutlu olmas? nelere ba?l?d?r
  • sizce bir ülkedeki bireylerin mutlu olması nelere bağlıdır
  • nefes ve kas egzersizleri
  • ordu jimnastik hareketleri
  • agrilarimiz
  • Yükselk tansiyon Epilepsi ye hangi yoga hareketleri iyi gelir
  • yoga hareketleri
  • vücudu gevşetme teknikleri
  • mudra yoga ile düşük tansiyon
  • bir ülkede bireylerin mutlu olması nelere bağlıdır

Mudraların Desteği ile Çakra Meditasyonu

Çakraların işlevlerini yükseltmek ve uyumlu çalışmaları için kullanılabilecek bir çok metot söz konusu. Ben özellikle kendi kullandığım ve çok faydasını gördüğüm bir yöntemden bahsetmek istiyorum. Bir zamanlar İnternet’te bulduğum bu metot Getrud Hirschi’nin kitabındaki murdalarla desteklenmiştir. Her sabah yataktan kalkar kalkmaz ya da günün herhangi bir saatinde ihtiyaç duyduğunuzda yapabileceğiniz bir meditasyondur. Bahsi geçen mudraları meditasyon esnasında mutlaka yapmaya gayret edin böylece tüm çakralarınız arasındaki uyum üst seviyede olacaktır.

Öncelikle bir sandalyeye oturup gözlerinizi kapatmalısınız. Dikkatinizi tamamen nefesinize verin. Yavaş ve derin nefes alın. Nefes alırken özellikle diyaframdan nefes alın (nefes alırken karnınız şişmeli). Şimdi ayaklarınızdan aşağıya kök saldığınızı ve toprağın içine doğru büyüdüğünüzü imgeleyin. Derinlerde bulunan verimli topraklara bağlanın, kökleriniz derinlere ulaşsın. Yavaş ve derin nefes alın, gevşeyin ve toprağı hissedin.

mudra Mudraların Desteği ile Çakra MeditasyonuÜzerinde çalışmaya başlamadan önce çakralarınızı arındırmalısınız. Bunun için gökyüzünde beyaz bir ışık küresi ve bu ışık küresinin gelip tam başınızın üstünde durduğunu imgeleyin. Beyaz ışık küresinden akan ışık seli önce taç çakranızı temizliyor ve blokajları ortadan kaldırıyor.

Ardından üçüncü gözünüze doğru akmaya başlıyor ve temizliyor, blokajları ortadan kaldırıyor. Böylece sırasıyla boğaz, kalp, göbek, kuyruk sokumu ve kök çakranıza kadar ışıkla arınma işlemine devam edin. Sonunda ayaklarınızdan köklerinize ve oradan da toprağa doğru aktığını imgeleyin.

Işık küreye arındırdığı için toprak anaya da kabul ettiği için teşekkür edin.

Bundan sonraki aşamada kök çakranızın hizasında bir cam küre imgeleyin ve aynı aşağıda belirtilen kök çakra mudranızı yapın. Kürenin yavaşça kırmızı ışıkla dolduğunu imgeleyin.

Dolduğunda ise kuyruksokumu çakranıza yönelin ve hizada bir cam küre imgeleyin ve yine aşağıda bu çakra için belirtilen mudrayı yapın ve kürenin turuncu ışık ile dolmasını bekleyin. Bu işlemi sırası ile aşağıdan yukarıya doğru taç çakranıza kadar, yedi temel çakra bölgenize uygulayın.

Biraz daha yavaş ve düzenli nefes almaya devam ettikten sonra istediğiniz zaman meditasyonunuzu bitirebilirsiniz.

Aşağıda tüm çakralar için meditasyon esnasında gerekecek renkleri ve murdaları bulabilirsiniz.

Kök Çakra Rengi : Kırmızı 
Kök Çakra mudrası: Eller gevşek yumruk haline getirilir, başparmaklar dışta kalır. Yumruklarınız kucağınızda, kök çakranıza yakındadır.

Kuyruk sokumu Çakra rengi: Turuncu
Kuyruk sokumu Çakra mudrası: Sağ el, sol elin içindedir, parmaklarınızla sıkmadan sağ elinizi kavrayın. Elleriniz kucağınızda ancak size kök çakrada olduğunda biraz daha uzaktır.

Göbek Çakrası rengi: Sarı
Göbek Çakrası mudrası: Başparmak ve ortaparmak uçlarını birbirine değdirin Ellerinizi sıkmayın gevşek bırakın. Ellerini kucağınızda, bir öncekinden biraz dahauzakta tutun.

Kalp Çakrası rengi: Yeşil
Kalp Çakrası mudrası: elleriniz göğüs hizasında bedeninize dokunmadan yatay durmalı. Avuç içleriniz bedeninize ve parmak uçları ise birbirine bakmalıdır.

Boğaz Çakrası rengi: açık mavi
Boğaz Çakrası mudrası: Ellerinizi birbirine yapıştırın. Parmak uçları yukarıya doğru baksın. Parmaklarınız boğaz seviyesinde olmalı

Üçüncü göz Çakra rengi: gece mavisi (lacivert)
Üçüncü göz Çakra mudrası: İşaret parmağı ve başmarmak uçları birbirine dokunur. Elleriniz kucağınızdadır.

Taç Çakra Rengi: mor
Taç Çakra mudrası: Eller, avuç içleri yukarıya bakacak şekilde açılır ve bu arada eller omuz hizasındadır (dua eder gibi)

Sevgiler.

Banu Değer.

Incoming search terms:

  • mudralar
  • hatha yoga hareketleri
  • çakra açma
  • cakra meditasyonu
  • çakra mudraları
  • çakra açma teknikleri
  • yoga selin
  • çakra meditasyon
  • çakra nefes meditasyonu
  • yogada mudralar

Pranamaya Nedir ?

PRANAYAMA (NEFES VE NEFESLERİN DÜZENLENMESİ)

nefes2 Pranamaya Nedir ?“Prana” nefes, “yama” kontrol demektir. Ama Pranayama’ya sadece nefes kontrolü denilemez. Prana evrensel yaşam kontroludür.Raja yoga bildiğiniz gibi akılsal bedenimizi kontrol etme sistemidir.PRANAYAMA çalışmaları da bu akılasal beden kılıfı üzerine çalışır,yani akılsal kontrole.Kişi nefes hakimiyeti ile öne zihinsel faaliyeti yavaşlatmak ,diğer taraftan bu evrensel enerjinin kişide daha çok toplanmasını sağlamak ve böylece tüm enerji kanallarımızın açılmasını sağlamaktır.

Prana bizim yaşam gücümüzdür. Prana aslında bizim içimizdedir. Bu Prana ile yürürüz, konuşuruz, duyarız. Fakat “Prana’yı nasıl kullanabilirim? Bir aktivitenin arkasındaki Prana’yı nasıl azaltabilirim?” soruları her zaman merak edilmiştir. Prana bizim yaşam gücümüz olduğuna göre, bunu ne kadar kontrollü kullanırsak hayatımız da o kadar uzun ve sağlıklı olur

.Prana’yı güneş olarak düşünelim,güneş bizden nasıl ışınlarını esirgemez ise pranada enerjisini bizden esirgemez. Solunum sisteminin arkasındaki sistemdir. Bu enerji sistemini (Prana’yı) çalışmakla istediğimiz kadar düşürebiliriz. Normalde dakikada 22 – 25 nefes alırken, iki üç senelik çalışmayla bunu 7 – 8 nefese kadar düşürebiliriz. Nefesimizi yavaşlattığımızda zihnimiz de yavaşlar. Akıl sakinleşir. Hareketlerimiz yavaş ve dengeli olur. Bu yüzden içsel kontrol için nefes bir kapıdır.

Prana görülebilir bir enerji değildir.Biz pranay o halde nasıl bilebiliriz?Yoga sisteminde kişi beş beene sahiptir.Bunlara Pancha Koşa-BEDENİN BEŞ KILIFI denmektedir.Yoga ve nefes çalışmaları bu beş bedeni tanıyarak ,büütn bunları n üstüne çıkarak ruhsal öze ulaşma yoludur.Bu beş beden beden kılfları diye diğer bölümde anlatılmaktadır.

1-ANNAMAYA KOŞA: BU beden bizim fizik bedenimizdir.

2-PRANAYAMA KOŞA:Bedenimizde bulunan yedi ana bölgemizin yani çakralarımızın üzerinden geçtiği sushumna ya (OMURİLİK KANALI) bağlı merkezlerin kesiştiği yereler ve bütün sinir uçları(yani nadiler).Bütün şifa çalışmaları b u bedende yapılır.Kişinin aurası da bu beden üzerinde bulunur.

3-MANOMAYA KOŞA:Akılsal beden olarak da geçer.Kişinin bütün düşüncelerinin şekillendiği beden kılıfıdır.

4-VİJNANAMAYA KOŞA:Zihinsel kılıfımızdır.Kişinin aklında oluşan düşünceleri ayırma yeteneğine sahip olduğu

nefes3 300x168 Pranamaya Nedir ? bedendir.Düşünceler üzerinde tercih bu bedende yapılır.

5-ANANDAMAYA KOŞA: Bu bene nedensel bedende denir.Uykusuz olduğumuz anda derin uykudaymış gibi huzurlu hissettiğimiz bedendir.Kişinin bütün samaskaralarının bu bedende oluştuğu söylenir.Ananda (kelime
olarak herhangi bir şekil yada şart lamadan duyulan haz yada mutluluk hali demektir.)

Biz bütün bu bedenlerimizle sürekli ilişki içindeyiz.Fiziksel bedenimizle bütün duyular aracılığımız ile temas halindeyizdir.Şifa çalışmaları bio enerji ve reiki çalışmaları bu ikici bedenimizle çalışır.

Nefes çalışmaları yapınca bedenimizdeki bütün enerjitik kanalları algılayabiliriz. aklımızla yada yaşamı deneylemek için devamlı fikir üretiriz bu da manomaya ile ilişki halimizdir.Vijnanamaya koşazihinsel bedendir.Alternatif sunan zihin gücüne bu beden sayesinde ulaşılır.Düşünürler filozoflar akıl bedeni ağır basan kişilerdir.

Ayrım gücü (YANİ VİVEKA)gerçek olanı gerçek olamayandan ayrıt etme yeteneği kişide baskın olmaya başladıkça kişinin akıl bedeni daha baskın hale gelir.Daha sonra bir üst bedene yani sonsuz mutluluk haline geçelim.

Mutluluğun ilahi olması anlık değil ,devamlılığı olduğu sürece bize faydalıdır.Ama bu mutluluk dünyevi mutluluk değil ,üst planlarda ve öz varlığımızda hissettiğimiz ilahi ve evrensel mutluluk hali ise ananamaya koşa ya ulaşılmış demektir.

Pranayama, direkt olarak Pranayama Kosa’ya etki eder. Yani kişiler her uygulamada tüm bedenleri ile (Kosa’ları) ilişki içinde olurlar. Yoga sistemine göre Prana beden üzerinde işlevlerine göre farklı isimler almaktadır:

1) Udana: Baş bölgesindedir. Duyu organları ve düşünme sisteminden sorumludur.

2) Prana: Göğüs bölgesindedir ve konuşma, solukla ilgilidir.

3) Samama: Göğüs ve göbek arasındadır. Sindirim ve kanın devir daimiyle ilgilidir.

4) Apana: Göbek bölgesindedir. Dışkılama ve üreme ile ilgilidir.

5) Vyana: Tüm bedeni kapsamaktadır. Hareketi ve diğer Prana’ların beden içindeki uyumunu sağlar.

  nefes5 Pranamaya Nedir ?Son olarak, Udana’dan biraz daha bahsetmek istiyorum. Çünkü önemi Samskara’larımızla alakalıdır. Udananın görme, konuşma, duyma vs. ile alakalı olması dışındaki diğer bir aktivitesi de hafızayladır. Udana bedenimizle sınırlı değildir. Beden ölse bile Udana burada kalabilir. (Hayalet beden de denebilir.) Kişi ölünce Udana ile burada kalmaya devam eder. Bir daha doğmamıza sebep olacak Prana ,Udana’ya bağlıdır. Eğer hafızamızda (Udana bölgesinde) nefret, kızgınlık, kıskançlık, öfke, ihtiras vs. varsa bir sonraki yaşamımızda (reenkarnemizde) bunlara da yanımızda taşıyarak geliriz. Yani halledemediğimiz konular olduğu için tekrar bedenleşeceğiz. Oysa içimizde sükunet, huzur, mutluluk, birlik ve bütünlük hissi varsa, bir sonraki reenkarnemizde daha mutlu olarak geliriz,YA DA artık tamamen ruhsal olarak özgürleşip gelmeme deneyimini yaşayabiliriz.

Beyinin nefesle ilişkisi:

Beyne giden kanda oksijen miktarı azaldığında beyin glikozu kullanamaz.Geç algılama,geç fark etme ,unutkanlık başlar.Nefes yoluyla aldığımız oksijenin % 20’si beynimiz tarafından kullanılmaktadır.bebeklerin nefes alışına dikkat edersek eğer,karınlarından nefes aldıklarını görürüz.Bebekler 2 yaşına kadar karından nefes alırlar.Aslında erkeklerin çoğu karından nefes almaktadır.İlerleyen yaşlarla birlikte, obezite,yanlış duruşlar,stres ve daha pek çok faktör nefes alışımızı değiştirir.Sığ nefes dediğimiz,sadece göğüsten nefes almak başlar.Bu tarz nefes kalp hastalığı ve yüksek tansiyon gibi rahatsızlıkların hazırlayıcı faktörleridir.

Nereden nefes almalıyız:

 Yoga’da tam nefes dediğimiz,karın (diyafram),kaburga ve göğüs nefesini birleştirerek nefes almalıyız.Ben bunu öğrenmek için ilk adım olarak karından nefes alıp vermeliyiz.İleride bunun uygulamasını göreceksiniz.Şimdi karın nefesi yani diyafram nefesine göz atalım.

Diyafram göğüs kafesiyle mideyi ikiye ayıran,büyük ve yukarı doğru kavisli bir kastır.Nefes alırken diyafram aşağıya iner, akciğerlere daha kolay hava girer, mide, karaciğer, dalak vs. gibi organlara olumlu masaj sağlanır. Nefes verirken diyafram yukarı yükselir.

Diyafram kalbin yardımcısıdır.

Eğer o olmasaydı kalp 40 kat daha fazla çalışmak zorunda kalırdı.

  Karnımızı ikinci beynimiz olarak algılayabiliriz. Karın, vücudumuzda bulunan bağışıklık hücrelerinin %70 ile %85’ini üretmektedir. Hastalıkların başlıca nedeni bağırsaklara yerleşen üst mikroplardır. Karın nefesi kanı arındırır.

Karın ve beyin arasındaki bağlantı, kafatasının altından başlayıp boyundan aşağıya inen ve göğüs bölgesini geçerek karın boşluğuna dalan “vagus siniri” sayesinde olmaktadır.Bu sinir,üç sistemden geçer;Kalp-damar sistemi,solunum sistemi,sindirim sistemi.

Her saat başı beş kez arka arkaya yapılan karın solunumu sayesinde daha sakin ve daha gevşemiş hissederiz.Sabahtan akşama kadar toplam 40-50 kez bu nefesi yaparak,vücut 10 km yürüyüşe eşdeğer oksijenlenir.

· Karın nefesi uygulamak sakinleştirici hap yutmuş etkisi yapar.Beyin sakinleşir.

· Karın nefesi kolay uykuya dalabilmek için birebirdir.

· Karın bölgesindeki tüm organlara hafif ve tatlı bir masaj sağlanır. Organlarda duran kan dolaşıma sürüklenir..

(Diyafram nefes) Uygulama:

1. Sırtüstü yatınız.
2. Dizlerinizi yukarı gelecek şekilde bükünüz, omurganız dümdüz olsun. Ayaklarınızı tamamen yere uzattığınızda bel bölgesinde boşluk kalmıyorsa ayaklar uzatılabilir. Bu nefes oturarak, ayakta da uygulanabilir. Ancak yatarak daha kolay öğrenilir.
3. Bir eliniz karında, diğer eliniz göğsünüzün üzerinde olsun.
4. Burnunuzdan yavaş bir soluk almaya çalışın. Gözlemleyin, karnınızın üzerindeki elinizin yükselmesi doğru nefes aldığınızı gösterir. Nefes alırken karnınız yukarı doğru yükselsin ve nefes verirken karnınız içeri girsin.

Tam Yoga nefesi uygulaması:

1. Önce derin nefes vererek boşaltalım. Karından yavaş ve derin nefes almaya başlayın. Karın yükselsin
2. Nefes yukarıya kaburgalara çıksın
3. Göğüs ve köprücük kemiklerine nefes ulaşır, ancak bu esnada karın içeri girmez.
4. Nefes verirken önce karın,sonra kaburga orta göğüs ve en son üst göğüs nefesi boşaltır.

Her zaman nefes vererek önce akciğerler boşaltılır. Bitirirken de nefes alarak bitirilir. 4 tur yaparak başlayın yavaş yavaş sayıyı 20 tura kadar artırın. Başlangıçta baş dönmesi olabilir. Özellikle çok sigara içenlerin oksijene alışmaları biraz zaman alıyor.

Derslerdeki belli başlı nefesler şunlara iyi gelir.

· Peklik,hazımsızlık,mide asitleri için
· Düşük tansiyon,yüksek tansiyon,astım
· Sinir sistemi,sinirlilik,öfke kontrolü,depresyon
· Vucudumuzdaki kalıntıları atıcı, kilo kontrolü

Derslerde öğrenilen nefesler (pranayamalar)

1. Kapalabhati nefesi

2. Bhastrika (ileri nefes uygulaması)

3. Sheetakari (Dilini arkaya yuvarlayıp yapılan nefes)

4. Sithali (dilini yuvarlak kıvırıp alınan nefes)

5. Sadanta(Dilini dişlerinin arasına sıkıştırıp yapılan nefes)

6. Nadi shudhi(Sağ –sol burundan yapılan nefes)

7. Agnisar pranayama

8. Öfke kontrol nefesi

9. Tam yogik nefesi

10. Nadanusandana(Mudralarla yapılan nefes)

11. Surya bhedhana

12. chandra bhedhana

13. Bramhari(Arı vızıltısı sesi)

14. “Ha” nefesi(UCAİ PRANAYAMA)

15. ritmik nefes

16. (stres relief) stres önleyici nefes

17. Surya aniloma viloma (iştah kontrolü)

18. Anilomaviloma (Dönüşümlü nefes)

19. Chandara anoluma viloma

20. Sukhapurvaka pranayama

21. Hızlı nefes(mukha douti)

Vibhagiya Svasana (Bölgesel nefes)

a) Diyafram nefesi (Adama) – Chin Mudra – A sesi

b)Göğüs Nefesi (Madyama) – Chin Maya Mudra – U sesi

c) Köprücük Kemiği Nefesi (Adya) – Adi Mudra – M sesi

d) Tam Yogik Nefes (Sam Purna Pranayama) – Sam Purna Mudra – A-U-M sesi olarak bilinir.

BANU DEĞER.

 

Incoming search terms:

  • ucai nefesi
  • beden
  • ucai nefes
  • ha nefesi
  • prana nefesi
  • pranamaya
  • kapalbhati nefesi ucai
  • ucai nefesi nasıl yapılır
  • ucai nefesi nedir
  • bastrika nefesinin faydası

Asanalar

Yoga Asanaları – Yoga Duruşları – Yoga Hareketleri

ASANALAR (YOGA DURUŞLARI YANİ HOŞ DURUŞLAR)

   Asanalar yoga yolundaki bölümlerden biridir. Asanalar günümüzde yalnızca fiziksel egzersizler olarak görülmekte ve yoganın sadece asanalardan ibaret olduğu sanılmaktadır. Tabii ki teknoloji bize daha az hareket kabiliyeti sağladı. Daha az harekette, beden seviyesinde bizlere eklemler ve kas kısmında bir sürü hastalık getirdi. Normal herhangi bir jimnastik salonunda fiziksel egzersizler yaparken herhangi bir farkındalık aşamasında bulunmamız gerekmez. Oysa Ptanjali’nin görüşüne göre, yoga asanaları fiziksel egzersizlerden farklıdır. “Asana”nın anlamı Sanskritçe’de “Sitira Sukha”dır. Sitira “farkındalık”, sukha “gevşemek” demektir.

Yani asanalarımızı uygularken farkındalık içinde gevşememiz lazımdır. Presanti’de yapılan araştırmalarda, yoga asanalarını 45 dakika uyguladıktan sonra bazal metabolizmada %28 rahatlama sağlandığı tespit edilmiştir. Bu sistemle sempatik sinir sistemimiz son derece gevşer. Diğer fiziksel aktivitelerle bu rahatlamayı sağlamamız mümkün değildir. Sempatik sinir sistemi çok önemlidir. Vücudumuzda oluşan yüksek kolesterol, mide asiditesi, baş ağrısı, yüksek tansiyon vs. gibi hastalıklar bu sistemin bozulmasından kaynaklanır. Fiziksel egzersiz yaparken bedenimiz üzerinde omurgayı asla çalıştırmayız. Oysa yoga asanaları omurga üzerinde çalışır. Aynı zamanda gevşeme egzersizler ile de (IRT, QRT, DRT) beden seviyesindeki bütün stres ve gerginlik yok olur. Asanalar uygulanırken bilinçli olarak kendimize gevşeme komutu da verirsek, yüzümüzde rahat bir tebessüm ve normal, rahat nefeslerle çalışmamızı huzur ve farkındalık içinde tamamlayabiliriz. Bu nedenle asanaların hayatımızdaki önemi de bu şekilde belirlenmiş olmaktadır.

Asanalar da kendi içlerinde bölümlere ayrılır:

SURYA NAMASKARA – GÜNEŞİ SELAMLAMA

Güneşi selamlama turu 12 hareketten oluşur. 12 duruş olmasına rağmen tek duruş gibi ardı arkasına yapılır. Hareketlere dikkat edersek omurgayı bir arkaya, bir öne bükerek mükemmel bir esneklik sağlar. İstenirse gün doğumunda ve gün batımında uygulanması daha doğrudur.

Suryanamaskara´nin Bazi Yararlari:

* Karin bolgesini acma ve buzme ile sindirim sistemini guclendirir.

* Sindirimi aktiflestirir ve kabizlik ve hazimsizligi ortadan kaldirir.Tablo Asanalar

* Karin Kaslarini guclendirir.

* Akcigerler calisir ve kana bol oksijen yollanir.

* Oksijenle sistemi yikayarak, buyuk oranda karbondioksit ve diger toksin gazlar atilir.

* Sinir sistemini guclendirir ve hafizayi guclendirir.

* Uykuyuduzenler ve psikolojik gerginligi gideri.

* Endokrin Salgi bezlerini aktiflestirip normalecevirir – ozellikle tiroit bezlerini.

* Cilditazeler. Cilt bozukluklarini engeller

* Kaslarin esnekligini arttirir.

* Kadinlarda, gogus kaslarini calistirarak.Herhangi bir elastikiyet kaybini restore eder, salgi bezlerini uyarir.

asanalar Asanalar
asanalar 2 Asanalar

* Gogsu genisletir ve kollara sekil verir.
* Omurgayi ve sırtıi esnek yapar.
*Saglik, guc, etki ve uzun yasam olusturur.

Kimler Surya Namaskara Yapmamali? Uc ay sonrasi hamileler yapmamalidir. Fitikhastalari ve yuksek tansiyon hastalari bu calismaya karsi uyarilir. Sirtinda sorun olanlar bu calisma icin doktorundan tavsiye almalidirlar. Adet donemindekadinlar bu calismadan kacinmalidirlar.

* Gogsu genisletir ve kollara sekil verir.
* Omurgayi ve sırtıi esnek yapar.
*Saglik, guc, etki ve uzun yasam olusturur.

Kimler Surya Namaskara Yapmamali? Uc ay sonrasi hamileler yapmamalidir. Fitikhastalari ve yuksek tansiyon hastalari bu calismaya karsi uyarilir. Sirtinda sorun olanlar bu calisma icin doktorundan tavsiye almalidirlar. Adet donemindekadinlar bu calismadan kacinmalidirlar.

ASANALAR (HOŞ DURUŞLAR) VE İSİMLERİ

Ayakta Yapılanlar:

Ardha kati çakrasana: Belden çark duruşu
Padahastasana: Ayaklar ele duruşu
Ardha çakrasana: Yarım çark duruşu
Trikonasana: Üçgen duruşu
Virabhadrasana: Savaşçı duruşu
Parsva konasana: Yan açı duruşu
Vriksana: Ağaç duruşu

Oturarak Yapılanlar:

Vayraasana: Elmas duruşu
Viraasana: Kahraman duruşu
Şaşankasana: Ay duruşu
Ustrasana: Deve duruşu
Supta Vajrasana: Yatan elmas duruşu
Supta Viraasana: Yatan kahraman duruşu
Paşkimottasana: Ekstrem esneme duruşu
Padmasana: Lotus duruşu
Yoga Mudra: Yoga duruşu
Vakrasana: Dönüş duruşu
Arda Matyendrasana: Yarım balık kralı duruşu
Maricarasana: Marica’nın duruşu
Sirsasana: Baş duruşu
Jomukhasana: İnek yüzü duruşu

Yüzükoyun Yapılanlar:

Bujangasana: Kobra duruşu
Salabasana: Çekirge duruşu
Danurasana: Yay duruşu
Mayurasana: Tavus kuşu duruşu

Sırtüstü Yapılanlar:

Viparita Karani: Ekstrem duruş
Saruangasana: Omuz duruşu
Matsyasana: Balık duruşu
Halasana: Saban duruşu
Sethubandasana: Köprü duruşu
Çakrasana: Çark duruşu
Savasana: Ceset duruşu
Hamsasana: Kuğu duruşu,

ÖNEMLİ DETAYLAR;

YOGA ASANA’ LARINIZI YAPARKEN İLK OLARAK BAŞLADIĞINIZDA KESİNLİKLE KENDİ BAŞINIZA DENEMEYİNİZ.

ÇÜNKÜ YANLIŞ YAPILAN HERHANGİ BİR ASANA SAKATLANMANIZA YOL AÇABİLİR.KENDİNİZİ DENEYİMLİ BİR EĞİTMEN EŞLİĞİNDE GELİŞTİRDİKTEN SONRA ÇALIŞMALARINIZA EVDE DEVAM EDEBİLİRSİNİZ…

ASNALARINIZI YAPARKEN GERİYE GİDİLEN BÜTÜN DURUŞLARDAN SONRA MUHAKKAK ÖNE AÇILAN DİĞER BİR DURUŞLA TAMAMLAMAK ZORUNDA OLDUĞUNUZU UNUTMAYIN.

ÇALIŞMALARINIZA BAŞLAMADAN EN AZ BİR SAAT ÖNCE YEMEK İŞİNİZİ BİTİRMİŞ OLMALISINIZ. VE RAHAT BİR ORTAMDA VÜCUDUNUZU ASLA SIKMAYAN GİYSİLERLE ÇALIŞMANIZI TAMAMLAMALISINIZ.

ÇALIŞMADAN SONRA ASLA AĞIRLIK ÇALIŞMASI VEYA KARDİO ÇALIŞMASI YAPMAMANIZ, SİZİN SAĞLIĞINIZ VE YAPTIĞINIZ YOGA ÇALIŞMANIZIN BEDENİNİZ ÜZERİNDEKİ ETKİSİNİ AZALTMAMANINIZ İÇİN ÖNERİLİR.

ÇÜNKÜ SALGI BEZLERİMİZDEN SALGILANAN HORMONLARIMIZIN BEDEN ÜZERİNDEKİ ETKİLERİ DİĞER ÇALIŞMALARLA YOK OLMAKTADIR.

BU SEBEPLE ÇALIŞMADAN BİR SAAT SONRAYA KADAR YEMEK DE YENMEZ İSE DAHA VERİMLİ BİR ÇALIŞMA ELDE ETMİŞ OLURUZ.

BENİM UYGULADIĞIM BEL VE OMURGA YOGASI (WEIST AND SPINE YOGA)SİSTEMİNİ SİZLERE DETAYLI OLARAK DİĞER TARAFTA ANLATIYORUM.

BU ÇALIŞMALARI YAPARKEN MUHAKKAK BELİNİZİ VE OMURGAINZI KORUYARAK ÇALIŞMALISINIZ.

BENİM UYGULADIĞIM SİSTEM BU GÜNE KADAR UYGULANAN SİSTEMLERDEN FARKLI OLARAK BEL VE OMURGA SAKATLIKLARINI FİZİK TEDAVİ SİTEMİ İLE BİRLEŞTİREN VE İNTEGRAL YOGA İLE BÜTÜNLEŞTİREN ÖZEL BİR ÇALIŞMADIR.

asanalar 3 Asanalar
asanalar 4 Asanalar

asanalar 5 Asanalarasanalar 6 AsanalarDüzenli bir şekilde yoga asanaları yapmak çakraları etkiler. Her bir çakranın bulunduğu yerin altında sinir ağı merkezleri olduğu gibi alt salgı bezleri de mevcuttur. Yoga asanaları yaparken bu sinir ağı merkezlerimiz ve salgı bezlerimiz asanalar yolu ile harekete geçer.Böylelikle o çakraların altındaki duygusal eğilimlerimize bağlı olan salgı bezlerimiz etkilenir. Bu yüzden bedenimizde bulunan bu yedi çarka merkezimiz bizim için çok önemlidir.

Banu Deger
BHANU PRİYA

Yoga Egitmeni, Reiki Master, Yasam Kocu

Incoming search terms:

  • yoga hareketleri
  • jimnastik duruşları
  • yoga asanaları
  • yoga duruşları
  • yoga hareketleri isimleri
  • asanalar
  • jimnastik hareketleri ve isimleri
  • yoga hareketleri ve isimleri
  • jimnastik duruşları ve isimleri
  • yoga asanalar

Karma Yoga 3

KARMA YOGA İLE İLGİLİ YAZILMIŞ ,SON DERCE BİLGİLENDİRİCİ VE GÜNLÜK HAYATTAN ÖRNEKLERİN OLDUĞU DEĞERLİ BİR YAZI………….

karma4 300x156 Karma Yoga 3 Ishavasya Upanishad en önemli on Upanishad’tan biridir. Karma Yogayı gerçekten ilk olarak tasvip eden Upanishad’tir. Bhagavad Gita’da Karma Yoga ‘dan ayrıntılı bir şekilde bahseder.”Karma” “yapılan iş” “Yoga” ise “aklın huzuru” anlamına gelmektedir. Yani Karma Yoga yaptığımız işlerle aklın huzuruna sakinliğine erişme yöntemidir. Fakat Karma bazen farklı anlamlarla da kullanılır. İnsanlar Karmayı geçmiş aktivitelerimiz ve onların etkileri olarak ima ederler. Bir şeyin karmik olduğunu belirtirken ; mesela neden Türkiye’ de doğdum neden Amerika’da değil? gibi.Bu benim karmik durumum denir. Veya neden hep acı çekmeliyim? Bu da karmiktir. Ama ne zaman müthiş bir haz ve mutluluk duyarız, o zaman bu karmik değildir. Ve kolaylıkla deriz ki; “Çok çalıştım çok çabalayıp kazandım bütün eforumu bu işe sarf ettim.” Halbuki ıstırap çekme durumunda veya herhangi bir kötü sonuçta bu karmik oluverir. Bu yüzden karma çok yakın şekillerde kullanılır. Yani temel olarak karmanın ne olduğunu iyi anlamamız gerekli.

İkinci durum da karmanın bizi nasıl aklın huzuruna götürdüğüdür. Bütün acılar , rahatsızlıklar ve stres karmadan meydana gelir.Hissettiğimiz aktivite rahatsızlığa neden olur. Bu nedenle insanlar “aklın huzuru” denince bunu her işi bırakmakla eşdeğer tutarlar.Aklımızı sakinleştirmekten bahsettiğimizde dinleyiciler hemen tepki verip “Aklımı sakinleştirirsem nasıl çalışırım? Nasıl olur da işlerimi sükunet içinde ilerletebilirim?” gibi sorular sorarlar. Ama bu demektir ki karma bizim problemlerimize neden olan eylemdir ve bu aktiviteyi bırakmak da söz konusu değildir. Öyle ise işle bütünleşmiş bir durumdayken sakin bir akla sahip olmak mümkün değildir. Temel olarak anlayabildiniz mi? Bu Karma Yoga’ nın bizi yönlendirdiği ilk sırdır. Problem olan eylem değildir. Problem başka bir şeydir. İsterseniz bir hikayeden küçük bir örnekle konuyu tasvir edelim.

Yoganın düşüncesi bir şeyi olağanüstü şekilde yapmaktır. Büyüleyici bir şey olmalı. Nasıl olur da basit bir şekilde yapılan aktivite bize yoganın yararlarını sağlatabilir? Nitekim bize yoganın yararını veren şeyler insani olarak imkansız görünen sert disiplin , acı veren vücut ve zihin egzersizleridir, acı yoksa kazanç da yok durumu. Sıradan bir aktivite bize nasıl yarar sağlayabilir ki?

İşte size yapmayı beklediğiniz şeyin o kadar da insana aykırı bir şey olmadığını göstermek için klasik bir hikaye :

Yoga Normal Bir İş Olabilir Bir gün Kaushik adli bir aziz ormanda bir ağacın altında derin meditasyon halindeymiş. Ağacın dallarında bir kuş kendince olağan sesler çıkararak ötüyormuş. Bilge Kaushik meditasyonkarma3 92 300x211 Karma Yoga 3 sırasında kusun sesinden çok rahatsız olmuş ve büyük bir sinirle kusa yakıcı gözlerle bakmış. Bu çok kızgın bakışlar kuşu yakmış ve kuş ölüp yere düşmüş.

O anda Kaushik kuş için kendini üzgün hissetmiş , diğer taraftan da meditasyon sırasında sahip olduğu güce şaşırıp kendiyle gurur duymuş.Meditasyonu sona erdirildiğinde kendini aç hissetmiş. Yiyecek bir şeyler istemek için yakındaki bir evin önüne kadar gelmiş. O günlerde derin meditasyona bağlı olan spirituel rayıcıların ihtiyaçlarını karşılamak geleneksel olarak toplumun sorumluluğuymuş. Fakat bunun kibirle değil alçak gönüllülükle yapılması gerekirmiş. Aziz ön kapıda beklerken evin hanımı azize hizmet etmek üzere tüm saygısıyla yanına gelmiş. Ama aynı anda evin kapısından içeri kocasının girdiğini görmüş. Bir sofu kadının değişmez görevlerinden biri eşine hizmettir. Bu yüzden azize ” Efendim, size hizmet etmeyi gerçekten çok isterim.

Lütfen bana on dakika müddet verin esimle ilgileneyim sonra size gereken hizmeti edeyim” demiş. Kaushik bu sözlere hiddetlenmiş. “Nasıl olur da sıradan kocasına hizmet edip burada duran büyük güçlere sahip yogiyi ihmal eder” diye düşünmüş fakat kendini kontrol edip kadının gelmesini beklemiş. Kadın içeride beklediğinden biraz daha fazla kaldıktan sonra yanına gelmiş ve özür dileyerek “Sizi beklettiğim için çok üzgünüm efendim” demiş . Fakat Kaushik in siniri yatışmamış. Kadın sürekli özür dilemeye devam etmiş ama kibir merhametle davranmaya engel olmuş.

Azizin değişmemesine ve ısrarına karşı kadın olayın kasıtlı olmadığını ve durumu dönüştüremediğinden “Efendim bu kızgın bakışları bırakın artık” demiş ve eklemiş “Ben sizin ormanda bu bakışlarla yaktığınız kuşa benzemem”.

karma3 81 236x300 Karma Yoga 3  Kaushik duydukları karşısında şok olmuş.Çünkü bunları ormanda ondan ve kuştan başka gören olmadığına eminmiş. Nasıl olur da bu kadın yogik güçleri olmadan bunu bilebilir diye düşünmüş. Demek ki bu kadının güçleri kuşu yakan Kaushik in güçlerinden daha da üstünmüş. Bunu anlayınca aziz ,kadının ayaklarına kapanıp özür dilemiş ve ona bu güçlere sahip olmak için nasıl yogik çalışmalar yaptığını sormuş. Bunun üzerine kadın sade bir gülümsemeyle; “Hiç bir spirituel çalışma yapmıyorum, yaptığım sadece evimin gerektirdiklerini büyük bir itina ve özenle yapmam” demiş. Ama Kaushik buna inanmamış ve kadının ondan sakladığını düşünmüş. Bunun üzerine kadın ona eğer daha fazla bilgi istiyorsa yan kasabada bulunan gurusu Dharma Vyaadha’ ya gitmesini söylemiş.

Bunun üzerine Kaushik büyük bir ashram gibi bir şey bulma umuduyla kadının söylediği guruyu aramak için yan kasabaya gitmiş ve etrafa bakınmaya başlamış. Fakat şaşırtıcı bir şekilde beklediği gibi herhangi bir yerle karşılaşmamış. Sonra birden üzerinde Dharmavyaadha Kasap Dükkanı yazılı bir dükkan görmüş. Fakat bunun o olamayacağını çünkü böyle büyük bir adamın et satamayacağını düşünmüş.

Dükkanın önünde tereddütlü bir şekilde dururken içerden bir adam onu çağırmış ve “Merhaba beyefendi. Sanırım siz yan kasabadaki bayanın tavsiyesiyle beni bulmaya gelen Kaushik olmalısınız. Ben aradığınız Dharmavyaadha yım.” demiş. Kaushik in tam anlamıyla dili tutulmuş.Nasıl olur da yalnız onun ve kadının arasında gecen şeyi bilebilir diye donakalmış.

Sessiz ve şaşkın bir şekilde beklerken adamın et kesip para toplamasını izlemiş ve paraları saymasına bakmış. Adam işini bitirdikten sonra paralarını saymış toplamış ve Kaushik’i alıp evine götürmüş. Orada ailesiyle ilgilendikten sonra sormuş “Evet beyefendi sizin için ne yapabilirim?”

Adamın bu bilgeliğini ve yaptıklarını gördükten sonra Kaushik sormuş; “Efendim böyle büyük bir üstat olmak için ne gibi sadhana ve çalışmalar yaptığınızı öğrenebilir miyim?” Dharmavyaadha cevaplamış: “Ben sadece yapmakla yükümlü olduğum görevleri özenle ve gayretle yerine getiriyorum , işte benim meditasyonum bu.” İşte bu öyküden alınacak ders sıradan günlük islerimizi özel bir tutumla yapmanın hiçbir spirituel sadhanadan aşağı kalır bir yanı yoktur. Simdi mesele burada nasıl bir tutumla günlük işlerimizi sadhanalara veya spirituel çalışmalara çevirebileceğimizle ilgili!

Sevgiler
Raghuram

Karma Yoga (II)

Simdi vereceğim anekdotla tutumların, işlerin görünüşlerini nasıl
değiştireceğini görelim.
Doğru Tutum Bir İşi İbadete Çevirebilir
—————————————
Bir köyde inşa edilmekte olan bir Tapınak ve bu inşaatta
taşları yontup kırarak muhteşem heykeller ortaya çıkaran birçok işçi varmış.Bir gün bir ajanstan muhabir gelip çalışanlarla röportaj yapmak istemiş. İlk önce gittiği bir çalışana sormuş “Burada ne yapıyorsunuz?” Adam büyük bir öfkeyle yanıt vermiş “Görmüyor musunuz ne yaptığımı işte taş kırıyorum. Hem de çok sert taşları.Ellerime bak ne hale geldiler. Kıpkırmızılar. Taş dövmek cehennem gibi bir şey. Bir delik bulupkarma3 71 226x300 Karma Yoga 3 kaçabilsem keşke ama nerde !Şef sürekli kafamda bana bakıyor. Bütün bu iş cehennem gibi. Bir de bana soruyorsun bu iş zor mu diye? Bu iş tam bir bela. Sanki lanetlendim bu işi yapmak için. Keşke bir an evvel bu sefil işten kurtulabilsem!” Muhabir yeniden bir soru yöneltmiş “Taş kırıp dövdüğünüzü anladım fakat burada inşa edilen nedir?” Adam “Bu saçma sapan yolu niye yapıyorlar anlamadım , zaten beni hiç alakadar da etmez.” demiş.

Sonra muhabir bir diğer isçiye gidip sormuş “Ne yapıyorsunuz?” Adam cevap vermiş “Ben taş kesiyorum. Bu benim işim. Sekiz saat çalışıp 10 dolarımı alırım. Benim karım çocuklarım var. Bu benim sorumluluğum. Çoluk çocuğuma bakmak zorundayım. Bu benim sadece görevim.” Kadın sormuş “Burada ne inşa olduğunu biliyor musunuz?” “Evet bir tapınak olduğunu söylediler. Bütün işi bir tapınak için yapıyoruz. İsterse hapishane olsun benim için fark etmez. Ben sekiz saat işimi yapar on dolarımı alırım. Başka da işim olmaz.”
Sonra kadın üçüncü adama gider ve sorar “Burada ne yapıyorsunuz?” Adam cevap verir: “Ben bir Tapınak inşa ediyorum. Bu köyde yıllardır bir tapınak yoktu. Ne zaman bir festival olsa bütün insanlar yan köye giderlerdi. Benim büyükbabam denedi ama bütün hayati boyunca başaramadı. Babam da çok çabaladı ama bir tapınak inşa edilemedi , hep bir rüya olarak kaldı. Benim zamanımda da olmayabilirdi belki ama Tanrının lütfuyla bu Tapınak benim zamanımda inşa ediliyor.

Biliyor musunuz taşa vurduğum her an muhteşem bir melodi çıkıyor. Bakın burada her şey tapınak inşaatı başladığından beri bir festival gibi. Bu tapınak bütün köyü bir araya getirdi. Bu uykulu halk bir anda festival oduna geçti.” Muhabir sormuş “Burada ne kadar çalışıyorsunuz?” “Neden soruyorsunuz ki? Kalkar kalkmaz buraya gelirim ve taşları kesmeye başlarım. Burada yerim içerim, her şeyimi burada yaparım. Eve gittiğimde , yattığımda ,hatta rüyamda bile taş keserim ben. Bu gerçekten çok mutluluk verici bir şey benim için. Bu benim hayalim” Muhabir sormuş “İnşaat ne zaman sona erecek?” “Neden bana bunu soruyorsunuz ? Ben bu tapınak inşaatının bitecek olmasına son derece üzülüyorum. Keşke daha çok uzun sure hünerlerimi bu tapınağın etrafında gösterebilsem. Bu bir kutsanmışlık.” Eğer yapılan işe bakarsanız , üç insanda aynı işi yapmakta, fakat birincisi için bu bir cehennem , ikincisi için bir görev, ödev,oysa ki üçüncüsü için bir kutsama. Eğer işin doğal olarak iyilik ve kötülük nitelikleri varsa, o halde bu üçü de ayni şeyleri hissetmeliler. Ama bu realite değil. İş kendi başına bu nitelikleri taşımaz. Peki bu kadar büyük farkları yaratan nedir? Aklımızı rahatsız eden iş değildir, bu bir hiledir. İş dışsal bir şeydir. Davranışlarımız içseldir. İş dünyaya aittir. Davranışlarınız ise size.

İşleri değiştiremezsiniz , çünkü onlar dış dünyaya bağlıdır. Değişmek isterse değişir. Ama işin arkasındaki davranış ve tutumlar sizin elinizdedir. Kesin bir tavır işinizi perişan bir hale çevirebilir ya da onu mutluluk verici kılar. Tutumlarınızı değiştirin ve spirituel bir hale gelin. Eğer doğru tutumlar sergilemiyorsanız spirituel değilsinizdir.

Sizin spirituel olup olmadığınızı belirleyen iş değildir. Bu konu derinlemesine anlaşılması gereken bir durum. Nitekim Hint felsefesinde buna örnek bir çok hikaye bulabilirsiniz. Bir kadın sıradan bir fahişe olabilir ya da olağanüstü bir azize. Bunun sebebi onun yaptığı iş değildir, sergilediği tutumlardır. Davranışlarınız sizin elinizdedir ve bunları istediğiniz gibi değiştirebilirsiniz.

karma3 61 178x300 Karma Yoga 3Kimse herhangi bir tutum için sizi zorlayamaz. İnsanlar sadece sizin davranışlarınıza tesir edebilirler. Ama yine de nasıl davranacağına karar verecek olan sizsiniz , ve doğru davranışlar size yoga düşüncesinin içine girmekte yardim eder.
Sevgiler,
Raghuram.

Karma Yoga (III)

Ne Yaptığınıza Karsı Nasıl Yaptığınız
—————————————————–
Bu yönden baktığınızda yoga bazı bedensel duruşlar yapmak değildir. Birçok şekillerde kıvrılabilen eğilebilen güzel vücutlu insanlar gördüm ama kendi davranışlarını eğip bükemiyorlardı Sonsuza dek nefeslerini tutabilirlerdi ama açgözlülüklerini kibirlerini vs. çok çok az.
Simdi yoga nedir ve ne değildir? Yoga gibi görünen bir şey aslında yoga olmayabilir.Karşı karşıya geldiğimiz, doğru davranışlar içinde bulunamayan bir çok yoga öğretmeni var. Çok güzel eğilip bükülüyorlar fakat doğru duyularda yogiler değiller çünkü davranışları doğru yolda değil. Yani karma yoga bizim dışarılarda yaptığımız işler değil. Aslında işin arkasında olan bizim davranışlarımız. Sizi aklın sakinliğine götüren davranış doğru bir davranıştır. Zihnimize acı getiren bir davranış yogik bir davranış değildir. Sadece dünyevi bir davranıştır. Bizim Prashanti’de çok güzel bir asramimiz var.

İnsanlar orda güzel aktiviteler yaparlar. Ama bazen yanlış davranışlar sergileyen insanlar görebilirsiniz. Bu her yerde olabilir ve olmakta. Eğer bir insan ona gerçekten yardım edebilecek bir şeyin kapısına kadar gelmişse ve ondan yararlanamıyorsa bu yemek dolu kaşığı ağzına kadar götürüp burnuna sokmaya benzer. Acı çekersin. Buna sebep olan yaptığın iş değil sen ve senin davranışlarındır. Eğer doğru tutum alırsanız , yaptığınız iş sizi aklın huzuruna götürebilir. Ama doğru tutum yoksa ortada iş size bir baskı gibi gelir. Gelin size farklı tutumlar elde etmek için bazı ipuçları vereyim. Bir kere derinlere giderseniz karma yogayı anlamak için yüzlerce şey bulursunuz , ama zaman kısa olduğundan belki birkaç şeyi tartışabiliriz.

Eğer aktiviteyi göz önüne alırsanız, ilk adımda bazı aktiviteler diğerlerine zarar verebilir veya rahatsız edebilir. Sonra o insanlar intikam için beni rahatsız edebilirler. Ben birini incitirsem , o insan da beni incitir. Ben birine yalan söyler, yanlış yollara yönlendirirsem ,o da bana aynısını yapar.Böylece ben acı çekerim. Ve derim ki “Bak ben acı çekiyorum!” Sonra biri bana sorar: “Neden acı çekiyorsun?” “Ben birine zarar verdim o da beni rahatsız ediyor” Buna çözüm olacak basit bir yol ‘Başkalarına kötülük yapmayın’ Eğer siz kötülük yapmazsanız onlar da sizi rahatsız etmez. Bu ayrıca spirituel bilgi de gerektirmez. Çok basit ve ahlaki bir bilgi. Çok basit bir dille şöyle denir “Başkalarına iyi olun kötü değil , doğru olun yanlış olmayın , yardım edin incitmeyin.” Bu bir öğrenim gerektirmez.

Fakat burada anlamamız gereken ince bir nokta var. İncitmemeliyiz , ama sadece karşımızdaki için değil. Sizin yaptığınız size geri dönecektir.Bu psikolojik kanunlardan biridir. Psikolojik kanunlar der ki etki-tepki,karma3 51 300x300 Karma Yoga 3 sebep-sonuç , eşit-karşıt. Sebep ve sonuç akraba gibi bağlıdır. Küçük bir örnekle eğer kötü bir şey yersem , midem rahatsız olur. Bu çok basit bir psikolojik kanundur. Basit bir şekilde anladığımız bu kanun bize yaptıklarımızın sebep ve sonuç ilişkisi olduğunu söyler. Bunun adi ADHI-BHUTA’dir

Ektiğini Biçersin
————————-
Yaptığım her şeyin yararlarını , sonuçlarını alırım. Kötü bir şey yaparsam kötü bir sonuçla karsılaşırım . Eğer sekizinci kattan atlarsam , ya ölürüm ya da bir yerimi kırarım. Tanrı niye bana nazik davranmadı diyemem , Karmamın kötü olduğunu söyleyemem. Kimseyi suçlayamazsınız. Yanlış yaptınız yanlış sonuçlar aldınız. Bu bir fizik kanunudur. Sebep ve sonuç birbiriyle ilişkilidir.

Mantık olarak bu tamam. Ektiğini biçersin. Bu Karma Yoga’ daki çok basit şeylerden biridir. Kimseye kötü bir şey yapma. Hatta düşünme bile. Bu bir sekme etkisi yaratabilir. İyi şeyler yapmaya çalış. Ama bundan sonra diğer soru gelir “Her zaman iyi şeyler yapmaya çalışıyorum ama sonuçlar kötü oluyor” Bu ihtiyatsızca araba kullanan birine benzer, ya da yanlış yolda giden bir adamın kaza yapmasına. Yanlış yaptı ve sonuçlarını aldı. Yani basit olarak yanlış yolda araba kullanma. İhtiyatsız araba kullanma sonunda kaza yapmazsın. Ama ben doğru yolda kullanıyorum , ve ihtiyatsız da kullanmıyorum karşıdan gelen adam bana çarpıyor.O yanlış ve incindi ama ben niye acı çekmeliyim?Ben ne yanlış yaptım? Bu ne demek oluyor? İyi oldum ama kötü sonuç aldım. Bu bizim karsılaştığımız bir durum. Acı çeken iyi bir insansa hep su soruyu sorar, “Neden iyi olmama karşın açı çekiyorum?”

Simdi bu görüşü göz önüne alalım. Kaza bir fizik kanunudur. Bunun bir fizik kanunu olduğunu söylediğimiz anda ; sebebi ve sonucu olur. Sen fiziksel olarak incindin, yani basitçe bir sebep sonuç ilişkisi var. Fizik kanunlarına bağlı olarak iki boyut olabilir. Birincisi fiziksel olarak iki araba çarpışır ve ben yaralanırım. Bu sizin doğru veya yanlış yönde olduğunuzu düşünmez. Fiziksel olarak iki araba çarpışmış ve kaza olmuştur. İkinci boyut ince bir noktadır.Her şeyi doğru yaptıysam neden ben acı çekmeliyim? Bu şans olarak adlandırılabilir ki bunda sizin doğru veya yanlışlığınızın hiç bir payı yoktur. Bu sadece talihtir. Ama bu açıklama bizim iç gözlemimize yardım edemez ve olan her şeyin bir şans eseri olması bizim bu konularda hiçbir özgürlüğümüzün olmaması anlamına gelir. Bu konuya farklı bir bakış açısı da ha vardır. Bu bir fizik kanunu olduğuna göre bunun içinde bir sebep sonuç ilişkisi bulunmalıdır. Yani bundan daha önce yaptığınız bir şeyin sonuçlarını şimdi alıyorsunuz diyebiliriz! Sebep ve sonuç yakın zaman içinde meydana gelebilir. Ama çoğu zaman uzun bir farkla meydana gelebilir , ya da sebep ve sonuç birbirinden çok uzak olabilir. O kadar uzak olabilir ki algılarınız ona yetişemeyebilir.

Hafızamız ve algılamamızın kesin limitleri ve sınırları vardır. Genelde otuz kırk yıl önce neler yaptığımızı bilmeyiz. Nitekim , dört yaşındaki fotoğraflarımıza baktığımızda kendimizi tanımayız. Şaşırırsınız “Bu ben miyim?” diye. Yani hafızamız o kadar ilerilere gidemez. Hafızamızın o kadar ilerilere gidememesi yer alan olayların varolmaması anlamına gelmez. Sebep ve sonuç hafızanızın da ötesinde olabilir ,ama ilişkilidir. Eğer bir mango tohumu ekerseniz, meyve almanız on iki yıl kadar sürer. Ektiğiniz tohumun muhteşem lezzetli bir mango olacağını düşünebilirsiniz.

Ama meyve almadan farkı anlayamazsınız. On iki yıl sonra ağaç meyve verir ve inanılmaz berbat bir tat ortaya çıkar. Sonra söylenmeye başlarsınız “Ben muhteşem bir mango tohumu ektim ama çok kötü bir meyve aldım” diye. Bu nasıl olabilir? Ne ektiyseniz onun meyvesini aldınız. Bu kanun ihlal edilemez. Sizin hafızanız onu hatırlamaya yeterli değil diye sebep orada yok olamaz.Bu bir fizik kanunudur ve ne istisnası ne de itirazı olabilir.

Afrika’ da duyduğum bir kabile var. Bazı yerel genetik durumlardan dolayı bu kabile insanları altı aydan öncesini hatırlayamıyor. Sadece altı ay içinde olmuş olayları akıllarında tutabiliyorlar , ve bunun öncesinde ne olduğuna dair hiç bir fikirleri yok. Seks ve çocuk yapmaya gelince de dokuz aylık bir period olduğundan çocuğun Tanrı ‘dan geldiğini seksinde hayatin başka bir parçası oluğunu düşünüyorlar. Bu sebep sonuç ilişkisinin olmadığını göstermiyor sadece bu ilişkinin hafızanın öncesinde yer aldığını gösteriyor. Hint felsefesine göre sarf ettiğiniz eforların sonucunu sadece bu yasamda değil bundan sonra da alabilirsiniz. Tohumları simdi ekiyorsunuz ama meyveleri sonradan biçiyorsunuz.

Bu sonra bu hayatta da olabilir belki bir dahakinde de. İşte bu karma diye adlandırılır. Yani Karma deyince başka biri sorumlu olamaz sorumlu olan sizsinizdir. Sonra öğrenci bu hipotezin yararları nelerdir diye sorar. Bu bilgiden nasıl faydalanabiliriz? Bu bilginin sonucunda anlayacağımız , kötü bir şey olduğunda başka birini suçlamayın.Biliriz ki bize meyve veren kendi yaptığımız eylemlerdir. Şimdiye kadar yaptığımız her eylem ve davranışın ardından sonunda ne meyveler alacağımızı düşünüyorduk. Yani şimdiden sonra nasıl bir eylem yaparsak yapalım kimseye kötülük gelecek bir şey planlamayalım ki geleceğimizi ıstırap olmadan yaşayalım.

Karma yoga (IV)

Buddha’nın Hikayesi
——————–
karma3 31 219x300 Karma Yoga 3Bir gün Buddha bir evin önüne gidip yemek rica etmiş. O zamanlar Hindistan da spirituel hayat surenler için bu normal bir şeymiş. İstekleri çok az sadece biraz yemek ve giyecek birkaç parça bir şeymiş. Fazlalık hiçbir şeyleri olmazmış. Buddha büyük bir kralken bir sanyasin olmuş. Tüm ihtiyacı sadece birkaç lokma yemekmiş. Sanyasinlerin yemek pişirecek evleri yokmuş çünkü bu bağlılık oluştururmuş. Yani kültüre göre bu insanlar evlere gidip yiyecek isterlermiş. Buddha bir eve gidip yiyecek istemiş. Ev hanımı da kültürlerine saygılıymış ve hizmet etmek için kapıya gitmiş. Kapıyı açtığında iyi yapılı gürbüz sağlıklı 40 yaşlarında bir adam görmüş. Belli ki onu tanımamış ve sinirlenerek Buddha ya bağırmaya başlamış. “Neden yemek dileniyorsun sen? Çalışıp kazansana. Neden bir yerlerde çalışıp kendi yemeğini kazanmıyorsun? Neden dileniyorsun ki? Seni tembel herif” Bağırması bittikten sonra kadın kapıyı Buddhanin suratına çarpmış. Buddha nın müridi Ananda olanları duymuş ve çok sinirlenmiş. Buddha ya “Neden sessiz kaldınız? Siz buraların kralısınız. Eğer o kadın yemek yiyorsa sizin lütfunuzdur. Neden size bağırmasına izin verdiniz?” demiş. Buddha gülümsemiş. “Belki ona bundan önceki yaşamlarımdan birinde bağırmış olabilirim. Şimdi bu borcumu ödediğim için çok mutluyum. Ona simdi bağırmak istemiyorum, yani yeni bir denge yaratmadım. O bana bağırdı ve ben uzaklaştım , artık huzurluyum.
Adhi Bhuta, Adhi Daiva
———————-
Bu bize temel olarak birinin davranışlarının nasıl değişebileceğini gösterir. Yani Karma felsefesi kimseyi suçlamaz ama insanin geleceğini nasıl çizdiğini gösterir. Bu insanı büyük ölçüde rahatlatır. Buna adhidaiva denir. Birinci adhibhuta da , başımıza gelen şeylerden kendimiz sorumluyuz çünkü hemen veya yakın gelecekte bunları görüyoruz hafıza sınırlarımız içinde . İkincisi ise adhidaiva , bu hafızamızın ötesinde, belki bu hayatımızda belki de bundan öncekilerde ama yine biz sorumluyuz. Üçüncüsü adhyatma . Bhagavat Gita bundan kendi doğamız olarak bahseder. Adhibhuta spirituel değildir, adhidaiva da değildir ;çünkü bunlar sebep ve sonuç ilişkilidir yani bağlıdır. Halbuki adhyatma spiritueldir, ve bu spirituel güç bizim kendi doğamızdır. Peki bu nedir?

Bu üç güç her aktivitenin bir öğesidir. Birinci öğe ‘doğru yaparsan , doğru sonuç alırsın’ İkincisi ‘Yarar sağlarsınız geçmişten gelen sonuçları olduğu gibi alırsınız, Bilinçli olarak karmanıza kötü sonuçlar doğurabilecek şeyleri elemelisiniz’ .Üçüncüsü ve en önemlisi ise adhyatma ,yani bize ne olursa olsun özgürlüğe psikolojik olarak sahibiz. Endişelenmek veya endişelenmemek bizim elimizde. Rahatsız olmak veya olmamak da, ve bu spirituel güç bizim içimizde. Hepimiz buna sahibiz. Bu bizim doğamız ve adi swabhava. Bir durum kötü olabilir , ama bu durumu nasıl kendi ellerime alabilirim. Bu durumdan rahatsız olma k veya olmamak. İşte bunu doğru yolda kullanmalıyız. Kadın bağırdı, ama ona gülümsendi bu buddha nın özgürlük çalışmasıdır.

Bu bizim içimizdeki spirituel bilgeliktir. Eğer bunu elinize alırsanız , sizi ne rahatsız edebilir? Bu dünyada sizi rahatsız edebilecek hiçbir şey yoktur. Eğer biri sizi incitirse , siz bu bilgelikle donatılmışsanız ona gülümseyebilirsiniz. Eğer biri yanağınıza tokat atarsa; siz öbürünü dönebilirsiniz. Bu özgürlük bizim içimizde. Eğer bunun yüzde birini uygulayabilirseniz, içinizde yüzde birlik bir aziz olur. Siz de bir Buddha olursunuz ; siz de bir an için İsa olursunuz. Ve bu bizim özgürlüğümüzdür. Bu Karma Yoga dir. Eğer biz hep iyi olursakkarma3 2 122x300 Karma Yoga 3 kötü şeyler yapmazsak sonunda acı çekebiliriz. Bunun s ebebi yaptığımız iyi şeylerin sonuçlarını beklememizdir. Eğer beklediğimiz iyiliği alamazsak ıstırap çekeriz. Bu öğrenciler tarafından işaret edilen ikinci noktadır. Şimdi size gerçek hayattan bir olay daha anlatayım.

Hindistan’daki Madras i bilirsiniz. Bir gecekondu mahallesi vardı. Bu gecekondularda insanlar genelde evlerini temiz tutmazlardı. Oralarda gerçekten iyi şeyler yapmak isteyen bir grup genç, insanların ne kadar kirli olduklarını gördüler. Yapılacak çok iş vardı ve onlar da yardım etmeye karar verdiler. Sokakları evleri temizlediler ve insanlara nasıl temizleneceklerini, hijyenin önemini öğrettiler. Bütün çöpleri topladılar attılar , çocuklara banyo yaptırdılar. İşleri bittiğinde her şey temiz ve derli topluydu. Günden geceye çalışıp doğru işler yaptıkları için mutlu oldular ve iyi işler başardıklarını söylediler. Akılları huzur buldu.

Aynı genç grup bir sonraki hafta aynı yeri görmek için tekrar geldiler ve her şeyin bir haftada eski haline döndüğünü gördüler. “İnsanlar bir kerede öğrenemeyebilirler, belki iki üç hafta daha bunu yaparsak onlara yavaş yavaş öğretebiliriz” diye kendilerini teselli ettiler. Sonraki çarşamba bütün işi tekrardan yaptılar. Her yeri temizlediler , çöpleri attılar, çocukları yıkadılar. Herkes son derece mutlu oldu. Sonraki hafta tekrar gittiklerinde her şey yine ayniydi, ama yılmadılar hevesliydiler. Her şeyi yeniden yaptılar. İnsanlar mutluydu , öğrenciler mutluydu ve gittiler. Bir sonraki çarşamba şehrin başka bir yerinde bir takım problemler vardı. Buraya gitmek zorunda olduklarından bir-iki hafta oraya gidemediler. Bunları hep mutlulukla yaptılar. Sonra tekrardan o mahalleye gittiklerinde sakinler onlara kızarak sordular “Geçen hafta ne oldu ? Neden temizliğe gelmediniz?”

İşte simdi hayal kırıklığına uğrarsınız. Kendi kendinize dersiniz ki “Onlara güzel şeyler öğrettim , iyi olmaya çalıştım, ama bu iyilikler iyi sonuç vermedi. Sonuçlar ortaya çıkmadı. İnsanlar bunu fark edemedi” Bu bizi hayal kırıklığına uğratır. Yaptığımız iş yapmadı ama iyi sonuç alamamak hayal kırıklığına uğrattı. Bundan son normal olarak işi suçlar ve bu işi bizi hayal kırıklığına uğrattığından dolayı yapmayı keseriz. Şu inceliğe bir bakin. İş kendi başına sizi hayal kırıklığına uğratmadı , çünkü ilk hafta ondan hoşlandınız, ikinci hafta da hoşlandınız, ve şimdi bu bir hayal kırıklığı haline geliyor. Eğer sizi hayal kırıklığına uğratan iş olsaydı bunun hep olması gerekmez miydi? Nasılsa baştan mutluluk veren şey sonradan hayal kırıklığına dönüşüyor!

Eğer iş hayal kırıklığı yaratıyorsa neden bastan haz veriyor ve şimdi veremiyor?
İş kendi başına hayal kırıklığı yaratmaz, ama bunu yaratan başka bir şey vardır; bu sizin sonuç beklentilerinizdir. Beklentilerimiz bize hayal kırıklığı yaşatır. İşimizi iyi bir tavırla yaparız, ama beklenti kötü olan tavırdır. Bu yüzden Krishna bize bu altın öğüdü vermiştir : İşin meyvelerinden vazgeçin “Ma phaleshu kadaacana” Sonuçları arzulamaktan vazgeçin. İçimizde hemen bu düşünce için isyankar bir hal belirir. Eğer beklentimiz olmazsa sorular yükselir, o zaman neden iş yapıyoruz veya neden yapmak zorundayız? Burada işin doğasını derin bir perspektifte anlamamız lazım.

Yakından baktığınızda iyi işler yapmak için iyi maksatlarımızın olduğunu görürsünüz. Eğer orda değilse demek ki siz spirituel bilgi için uygun değilsiniz. Spirituellik siz kötüden iyiye yönelmezseniz ortaya çıkmaz! Ve küçük bir manevi eğitim sizi kötü yapanlardan ayırıp iyilerin yanına almakta yeterlidir. Bu yüzden spirituel insan iyi olmaya vesile olmalıdır. Planlar ve bunun için çalışır. Bunu yapmaya başladığından itibaren bundan zevk alır. Kötü işin arkasında intikam ve kin vardır ve bu insanı sakatlar ve acı verir. Kötü işten arındığında insan bütün negatifliğinden de arınır. İyi şeyler yaparsanız mutlu olursunuz.

Yani iç dünyanızda mutluluğu yakalarsınız. Ama devam ettiğimizde sonuçlar bekleriz. Beklentiler dışsaldır, yaptığınız işten aldığınız haz ise içsel ve tatmin edicidir. Ama dışarıya odaklanırsanız rahatsız olursunuz. İçinize odaklandığınız surece mutlusunuzdur. Dışarıya odaklanmaya başladığında mutsuz olursunuz. Bu sebepten beklentileriniz sizi dışarıya döndürür.. Eğer beklediklerinizi alamazsanız endişeli ve hayal kırıklığına uğramış olursunuz. Yine de itiraz sürer. “İyi işler yaptım ve sonuçları iyi olmalıydı” dersiniz. Neden hata olduğunu düşünüp endişelenirsiniz. İyi yapılan işlere inancınızı kaybedersiniz. İyi iş iyi sonuç vermedi gibi görünür.

Lütfen şunu anlayın ki iyi yapılan işle ilgili bir sorun yoktur ve iyi iş her zaman sonuç alır. Belki siz göremeyebilirsiniz. Evet , yapılan işin sonucu vardır. Siz sonuçları almazsınız. Sonuçlar size ait değildir. Sonuçlar işin kendisine aittir. Meyveler köklerindir. Ne ekersek onu biçeriz ve meyve köklere aittir size değil.
Sevgiler,

Karma yoga (V)

İyi Eylemin İyi Sonuçları Vardır
———————————
Sizi temin ederim ki her iyi işin iyi meyvesi vardır. Ama sonuçlarını bugün göstermeyebilir. Görmüyor musunuz iyiliğin iyi eylem akışı vardır. İnsanlar iyi işler yaptılar çünkü iyi sonuçlar beklediler. Aslında insanlar iyi isler yapabilmek için çok korkunç engellerle karsılaştılar. İyi işler yapan insanlardan birine zehir verdiler biri ise çarmıha gerildi.Yine aktivite iyiyse bir gün iyi meyveler verecektir. Isa yaydığı şefkat merhamet yüzünden çarmıha gerildi. Eğer yaptığı işi ve sonuçlarını bekleyip beklemediğini göz önüne alırsak Isa başarısız olmuştu , ama bakın iki bin yıl sonra ne oldu? İnsanlar onu takip ediyorlar. Ona içten bağlılar. Yaptığınız herhangi bir iyi iş hiçbir zaman kayıp değildir. Bir gün mutlaka meyve verir. Belki siz orada olmayabilirsiniz. İçinizde bunun için üzüntü olmamalı. Çabalarınız iyilik için gerçekleşmeli.

Krishna bundan beş bin yıl önce Gitayi Arjuna’ya verdi. Yine de Arjuna bundan tatmin olmadı ve yenilenemedi. Eğer Krishna sadece Arjunayi dikkate alsaydı , Gitayi ona verdiği için perişan biri olacaktı. Ve üzüntüye kapılıp “O kadar müthiş mesajlar verdim ama kimse yararlanamadı” diyecekti. Krishna hiç bir zaman bunlara bakmadı. O iyi bir mesaj vermek istedi, ve bu yüzden bu mesaj beş bin yıl sonra hala yaşıyor.

Amerika’da psikiyatri hastalarıyla çalışıyordum. Varlıklı bir milyarder bana geldi ve psikolojik destek istedi. Ona onu çok mutlu eden bazı öğütler verdim. Sonra ona bunların eski bir eser olan Gita’ dan olduğunu söyledim. Gözleri parladı ve “Ne muhteşem bir esermiş, ne harika fikirler bunlar” diye haykırdı. Gerçekten çok mutluydu, ama bir anda huzursuzdandı ve bana “Siz bu fikirlerin Gita ‘dan geldiğini söylediniz, ama Gita bir Hindu metni ve ben Hıristiyan’ım .Nasıl olur da bunu uygularım?” dedi. Ben de “Krishna bu mesajı belli bir kesim veya insan için vermedi. Onun mesajı tüm insanlığaydı. Eğer işinize yararsa alın kullanın. Eğer sizin probleminizi çözecekse lütfen deneyin.” diye cevap verdim. Kadın bu düşünceler için çok minnettar olmuştu. Bunun insanin inançlarını değiştirmek için değil insanlığın ıstıraplarını azaltıp yardim etmek için olduğunu fark etti.

karma3 11 Karma Yoga 3 İyiliğimiz ne bir insana ne bir kesime ne de yere bağlıdır. İyilikler insanlık içindir. İyiliğin sınırları yoktur. Eğer iyi bir iş bir insanın değişmesi için kullanılırsa artık o iyi bir iş değildir. İyi işin iyiliği ikinci planda kalır ve kendi amaçlarımız ön plana çıkar. İyi işin sınırları yoktur. Yalnız biz beklentilerimizle sınırlar yaratırız. Krishna “sonuçları düşünmeyin” derken bir sonuç olmayacağını kastetmemiş. Onun düşüncesi iyiliğin etrafına sınır çizmemekmiş. Sınırı olmayan şey ilahidir. (Ananthata=Hudutsuzluk) Bu Karma Yoga’ dır. Karma Yoga bize iyi işler yapmamızı ve sonuçlarına bakmamamızı söyler.

İyi İşteki Ego
——————–
Ama Krishnanin dikkatimizi çekmek istediği ve bizi bir adim daha öteye götürecek bir şey daha var. Herhangi bir görünen sonuç olmamasına karşın üzüntüye kapılmayın. İnanç sonucun her şekilde orada olacağıdır. Düşünmeye başladığımızdaki sakınca da şudur “Ne muhteşem, iyi bir iş yapıyorum. Hem de hiç bir beklentim yokken iyi bir iş yapıyorum.” İşte bu iyi iş egomuz haline gelebilir. Bu iyi işteki kötülüktür. Kötü iş yapan bir insan bu kötülükten bir şekilde kurtulur. Kötü iş yapan bir insan egoist değildir, ama iyi iş yapan biri olabilir. Buna dikkat etmemiz gerekir. Sen kimsin iyi iş yapıyorsun? Sen iyi iş yapamazsın. İyi iş her zaman dünyada bir yerlerdedir. Sen sadece bir yerlerde bulunan iyi işin bir parçası olabilirsin. Doğru söylüyorum. Doğru her zaman oradadır. Milyonlarca insan doğruları söylüyor ve doğrular onları destekliyor. Aynı zamanda, siz de doğruları söylüyorsunuz. Eğer iyi bir iş yaptığınızı düşünürseniz iyiliğin egosuna kapılmış olursunuz. İnce bir bakışla siz sadece bu dünyadaki iyi güçlere katılabilirsiniz. Yalan yanlış doğmadan doğruluk ordaydı. Yani doğruluk ezeli ve ebedidir. İyi iş de öyledir. Bu sürekli akan bir nehre benzer. Sizin yaptığınız iyi iş o nehre dalıp çıkan bir şey gibidir. Alçakgönüllü olun. İyi olmak için size bir şans verildiği için olun. İyilik devam ediyor, ve siz onunla ilişkidesiniz. Bunun bir parçası olduğunuz için Tanrı’ ya şükredin. Bu tavır çok tehlikeli olan iyiliğin egosunu ortadan kaldırır.

Karma Yoganın başka önemli bir durumu daha var. İyi ya da kötü bu işi yapacağım. İyi düşünürüm. İyi plan yaparım. İyi organize ederim. Birçok güzel şey yaparım. Bu ortadan kaldırılmalıdır. Bu mesajda verdiğim basit mesajı göz önünde bulundurun. Ben egoist olabilirim. Ama bir çok insan in ve Krishna’ nın da söylediği gibi bütün bilgi bilinçli veya bilinçsiz olarak bana ve de benden size gelir. Zeki olduğunuz için şanslısınız. Bu şeyleri bir araya getirebildiğiniz için şanslısınız. Nasıl olur da buna rağmen egoist olur ve bilgi sahipliğini suçlarsınız?
Bu aktivitelerden sorumlu olan birçok dış etken vardır ve bu siz verebildiğiniz için şanslı olmanızdır. Mesela, zihinsel gerilik durumunuz olsa ne yapardınız? Veya insanlar size bunu söylemeseydi, bunu yaratmış olur muydunuz? Bu yüzden aktivite yapın ama bunu arkasındaki kişi olmayın. İşin arkasında olan kişi olmadığınız için de aktiviteyi bırakmayın. Bu Karma Yoganın özüdür.
Karma yoga (VI)

Üç Guna
———-
Karma Yoganın başka bir durumu daha vardır. Karma eylem demektir. Tanrı bir çok değişik eylem yaratmıştır. Onlar eşsiz , harikulade ve farklıdır. Bütün bir evren böyle yaratılmıştır. Doğayı dikkatle inceleyin. Anlayacaksınız. Bir bitkiye bakın. Hiçbir zaman bir bitkiye sakince bakmayız. Sabırla bir bitkiye bakarsanız ne muhteşem bir olay olduğunu anlarsınız. Kökler derinlere iner, ve biz hiçbir zaman dünyadan ve yerden neyi nasıl aldığını bilmeyiz. İçerde durmadan çalışırlar. Dünyanın tamamiyle karanlık tarafındadırlar ve aldıklarını hiç kendilerine saklamazlar umarsızca verirler. Bir de gövde vardır. Bitkiyi sıkı tutarlar. Dışarıdan gelecek tehlikelere karşı sert bir yapısı vardır. Bitkiyi korur ve bu muhteşem mesajı bitkiye iletir.

Sonra üstlere gelince muhteşem yaprakları ve parlayan çiçekleri görürsünüz. Onları gördüğümüzde ne muhteşem ve güzel bir şey olduğunu düşünür ve onu sadece bir ağaç olarak görürüz. Halbuki yapraklar sadece bir kaç aylığına, sonbahar gelene kadar oradadırlar.Tekrar baktığımızda gitmiş olabilirler. Ağaç ölmüş gibi görünür, ama öldüğünde , yaprakların hepsi düştüğünde , kuru dalları orada gördüğünüzde kökler onu canlı tutmaktadır. Büyük bir sabırla bir sonraki güneşin doğuşunu beklerler. Sabırla gelecek baharı beklerler. Bitkiye büyük bir güven verirler ; Endişelenmeyin. Yine o güzel taze çiçek ve yaprakları taşıyacaksınız. Bu kökler büyük bir fedakarlık yaparlar. Bunun için her bölüm bitki içinde kendi görevini yapar.

Bitki bizim rahatımız için üç farklı duruma ayrılır. Kök , gövde , çiçek ve dallar. Bütün bitkilerde bu üç parça da onların varolabilmesi için gereklidir. Görünenin ayrı bir yeri olabilir ama köklerin zekası; gövde ve dallar hep müsaittir. Anlamak adına kimlikleri sattva, rajas, ve tamas olmuştur. Çiçekler ve dallar sattva, gövde rajas, yerin altındaki kökler ise tamas olarak adlandırılır. Bu sattva, rajas ve tamas olarak adlandırılan üç bölüm bütün yaradılışlarda vardır. Aynı tanımları ortaya konan bütün dünyada bulabilirsiniz.

Sadece bir insanoğluna bakin. Yerin hemen üstünde ayakları vardır ve bütün vücudunun ağırlığını taşır vekarma4 300x156 Karma Yoga 3 merdivenleri çıkmanızı sağlar. Ayaklar hiçbir zaman çok ağır olduğunuz ve hep yerde oldukları için şikayet etmezler. Ayaklar bu işi çıkar gözetmeden yaparlar. Bu bizim tamas tarafımızdır.

Vücudumuzun orta kısmı, onu bir arada tutan besinleri dağıtan ve daima kanı temizleyen tarafımızdır. Bunun adı rajas tir. Sonra kafamız, gördüğümüz, düşündüğümüz, eğlendiğimiz, planladığımız, hayal etmek gibi değişik aktiviteler yaptığımız kafamız var. Bunun adi sattvadir. Yani bizim vücudumuzda da rajas, tamas ve sattva vardir.

Yapraklar, çiçekler, meyveler, gökyüzü ve temiz hava , bunların hepsi sattvadir. Gövde ve dallar rajastir. Yani sert ve çalışan gövdenin ağacı bir araya getirmesi gibi toplayan şeyler rajastir. Yerin altında gömülü pis yerlerde çürümüş kokuşmuş şeylerle beslenen karanlıktaki kökler tamastir.

Karanlık ayni zamanda cehalet aydınlanamamak da olabilir. Buna göre tamas aynı zamanda karanlık demektir. Bunun gibi aktiviteler sattva rajas ve tamas olarak adlandırılır. Yumuşak, nazik ve sessiz aktiviteler sattviktir. Doğada devamlı olarak tedarikçi olan ve köklerden bütün bitkiye dağıtıcılık yapan ve bütün bitkiyi birlikte tutan aktiviteler rajaziktir. Bir diğeri de yorucu , monoton gün ışığı bile görmeden devam eden baskı altında emek veren aktiviteler vardır. Bunlar da tamastir.

Nitekim yaradılış bu üç değişik tipten oluşur. Bu bütün yaratılmışların nasıl rajas tamas ve sattva adı verilen üç guna dan oluştuğunu gösterir. Krishna der ki “Şu üç şeye bir bakın” Bu doğanın ve eylemin nasıl üç farklı şekilde açıklanabileceğidir.

Ne yazık ki birçok spirituel metinde bunlar sattva , rajas ve tamas olarak bir hiyerarşiyle yer alırlar. Sattva nın muhteşem olduğunu ve hepimizin sattvanın peşinden gitmemiz gerektiğini, rajas in kötü , tamas in ise korkunç olduğunu söylerler. Bir çok metin böyle tercüme edilmiştir. Ama bana göre durum böyle değil. Hepsi çok önemli ve işlerini harika bir şekilde yapıyorlar. Eğer sattvanın iyi olduğunu düşünüyorsanız, temiz havanın çiçeklerin yaprakların, kökleri alın ve onları havada tutun bitki ölecektir. Benzer şekilde “Neden ayaklarım hep bedenimi taşıyor? Ayaklarım da havada olsun. Ayaklarımla düşüneyim ve onlarda sattvik olsun. Bu yüzden başımın üstünde durayım” derseniz bu doğru olmaz. Hepsinin kendi görevi vardır. Sattva satvik bir yolda olmalıdır. Rajas rajazik yolda çalışmalıdır. Tamas da tamazik bir yolda çalışmalıdır. Sadece bu değil. Sattva sadece kendi benliğinde tanımlandığında ve kendi işlerini yaptığında haz alacaktır. Aynı şekilde rajas ve tamas da yalnızca kendi hallerinde mutlu olurlar.

İnsanoğlunda da üç çeşit tür vardır. Bu bir türe ait olan kişinin diğer özellikleri göstermediği anlamına gelmez ama temel olarak sattva, rajas ve tamas dan biri dominant olup diğerleri onu desteklerler.Bu üçüne de sahip olabiliriz ama biri dominant olur.Kimilerinde hakim karakter sattva olur, bunlar düşünen , planlı olan, düzenli aktiviteler yapan türdendir. Oysa doğasından rajas olan insanlar korumak için bir orduyu bir organizasyonu hatta bir ülkeyi yürütebilirler. Aynı zamanda vücudumuzun orta kısmının yaptığı gibi dağıtıcı olabilirler. Bunlar kralların ve tüccarların olduğu kategoridedirler. Onların doğasında bu vardır. Sattvik insanlar bizim kafamıza karma3 51 300x300 Karma Yoga 3benzerler. Düşünür ve organize ederler. Rajazik olanlar gövdemize ya da midemize benzerler koruyucu ve yemek gibi şeyleri dağıtıcı özelliktedirler. Bundan başka da ayaklarımıza benzeyen bir kategori vardır. Çalışıp çabalarlar ve onların bu yaptıklarını taktir etmemiz gerekir. Sabahtan aksama kadar hiç şikayet etmeden vücudumuzun ağırlığını taşırlar. Bu tamazik aktivitelerin bayağı, adi düşünme ve plan yapma gibi aktivitelerin de yüce olduğunu söyleyemeyiz. Biz burada dünyayı geliştirmeye çalışıyoruz. Tamastan rajas a ve en sonunda sattva ya gitmek için. Bu şekilde insanlığı geliştirebiliriz. Bu yüzden bir insanı geliştirmeye çalışırken sattvik aktivite yaptırıp onu tamas aktivitesinden çıkarmalıyız.

Onlara bu aktiviteleri yaptırırken , bu sattvik aktiviteleri yapamayabilirler. Yani onlara sorun yaratırsınız. Bir bilim adamı sattviktir. Ama o “Hadi , işe koyulalım” derse bu bir hatadır. İş farklı bir akıl çerçevesi gerektirir. Rajazik bir akıl gereklidir. Bir profesör sattviktir. Onu bir orduya koyarsanız , bu bir hata olur. O sadece bir bilim adamı gibi düşünür. Bir gün bununla ilgili
bir hadise duydum.

Acil bir durum esnasında bir ülkede orduya insanlar almak isterler. Uygun olan herkes askere alınır. Bir profesör de bunlardan biridir ve eğitim sırasında yüzbaşı emirler vermektedir. Yürüyüşü öğrenirken yüzbaşı emreder “Sol, sağ , sol, sağ sağa dön , sola dön …sonra bir daha sağa bir daha sola” Profesör durur ve emirlere uymaz. Yüzbaşı gelir ve sorar, “Neden dediklerimi yapmıyorsun?” Profesör de yüzbaşıya sorar ” Önce siz ne istediğinize karar verin Sonra ben de yürürüm. Sürekli istekleriniz değişiyor.Sağa dön sola dön yine sağa dön” Profesör bunu anlayamaz. Doğası gereği o farklı bir insandır.

 Buna benzer olarak dördüncü kategoride insanlar vardır. Çalışan, çabalayan, bunlara saygı göstermemiz gerekir. Yaptıkları olağanüstü şeyler. Eğer bir profesörden böyle işler yapmasını isterseniz , büyük bir hata olur. Böyle işleri yapacak belirli insanlar vardır. Onların doğasını anlamak , onları uygun oldukları işleri yapmaya yöneltmek muhteşem uyumlu eşleşmeler çıkaracaktır. Size uyumlu olan işi ve aktiviteyi harmanlamak doğanıza hiç bir külfet getirmeyecektir.

Bir gün ofisimde bir meslektaşımı ağırlıyordum. Kendisi eğitimli bir mühendis ve doğası tam olarak tamazik. Kendisi hiç beyin gerektirmeden yapılan rapor hazırlamaktan çok mutluydu.Eski raporları toplayıp yenilerini organize etmek gayet basitti .O hiç şikayet etmeden bu süregelen aktiviteyi yapıyordu.

Bu işi niye yaptığı, raporların nereye gittiği veya bu monoton işi basitleştirmenin bir yolunu bulması onu hiç ilgilendirmiyordu. Birçoğumuz onun bu işi nasıl bu kadar uzun zamandır yaptığını merak ediyorduk. Birkaç günlüğüne yapmak sorun olmazdı belki. Bu yüzden bilgin sınıf, kraliyet sınıfı, tüccar sınıfı ve çalışan sınıfı olarak adlandırılan bu gruplar temel olarak kendi doğalarına göre bölünmüşlerdir sattva , rajas ve tamas olarak ve genel olarak bunlar aileden gelen özelliklerdir.

Gandhi doğuştan bir işadamıydı. Bu ruh ya da para meselesi onun kanında kalıtsal olarak vardı. Ne kadar usta bir doğası olduğunu isterseniz onun hayatından duyduğum bir anısıyla açıklayayım.

O günlerde özgürlük mücadelesi devam ederken , o konuşmalarıyla bütün halkı uyandırmış. Bir gün Ahmadabad ta bir konuşma yaparken bir çok insan orada bulunuyormuş. Geceymiş. İlk önce onlara ulusal özgürlük mücadelesi hakkında ateşlemiş ve sonra bunun çok mali kaynak gerektirdiğini söylemiş. Kaynakları yükseltmek istemiş.

İnsanlar bu özgürlük mücadelesine katkıda bulunmak ve kaynak aktarmak için motive olmuşlar. Organizasyonu yapanlar sahneye beyaz bir çarşaf açmışlar. İnsanlar sıraya girip neleri var neleri yoksa para, mücevher her şeyi oraya fırlatmışlar. Bütün yöneticilerde orada bekliyorlarmış. Her şey toplandıktan sonra yöneticiler bunların bir listesini yapmışlar. Gandhi birisiyle konuşuyormuş. Listeyi bitirdikten sonra ona göstermişler. Gandhi listeye sadece bir göz gezdirmiş ve “Her şeyi aldınız mı?” diye sormuş. Onlarda “Evet” demişler. Gandhi yeniden sormuş “Ufak bir şey bile atlamadınız mı?” “Hayır, neden bir de siz bakmıyorsunuz?” demişler. Hafiften sinirlenmeye başlamışlar. Çünkü bildiğiniz gibi işadamları para söz konusu olunca ufak şeylere bakarlar. Ufacık şeyleri bile arkalarında bırakmak istemezler. O ulusal bir lider oldu ama hep işadamı kalitesini taşıdı.Yöneticilerin sinirleri gerilmiş ve sonra Gandhi “Hadi gidelim” demiş ve çadırlara çekilmişler.

Birden gece yarısı, Gandhi bir fenerle sahneye gelmiş.

Diğerleri de onu izlemişler. Sahneye geldiğinde köşede duran bir tabure görmüş. Onun altında da bir tek küpe duruyormuş. Onu almış ve birine vermiş “Lütfen bunu al ve dikkat et, çünkü ben ona saygı duyuyorum. Bunu veren her kimse Tanrı’ ya yalvarıp bununla ülkenin özgürlüğüne kavuşmasını istemiştir. Bu yüzden bu çok kıymetli” demiş. Sonra Gandhi’ye sormuşlar “Çok yanılmışız Gandhiji.Nasıl oldu da bir şeyin oralarda düştüğünü anladınız?” Gandhi “Doğal olarak insanlar bu yönden gelip katkılarını fırlattılar, bir şey yuvarlanıp buralara düşebilirdi. Sonra küçük taburenin altına bakmadığım aklıma geldi. Bu yüzden buraya geldim.” demiş. Sonra tekrar sormuşlar “Bir şeyin kayıp olduğunu nasıl anladınız peki?” Burada düşündüğü resim tam bir işadamı düşüncesi. “Listeye göz atarken , bir boyunluğu şunu bunu gördüm. Hepsi tamamdı ama sonra küpelerin sayısına baktım. Düşündüm ki bir kişi iki küpe verirdi bir değil. Yani çift sayıda küpe olmalıydı ama tekti. Sonra bir şeyin kayıp olduğunu anladım”

Bu bir işadamı davranışı. Bir işadamı bunu kaçıramaz. Benzer olarak doğası gereği lider ve koruyucudur. Karma Yoga der ki ‘Birinin içsel doğasını keşfedin ve ona göre doğru işi verin’ . İşi yapılması gerektiği gibi yapın, ve ondan sonra iş bir külfet olmayacaktır.

Doğamız özünde kötü değildir sattva , rajas ya da tamasın ahenkli bir şekilde harmanlar. Sattva , rajas ya da tamas tan hiçbiri kötü değildir. Onlar oldukları gibidirler. Hayat maceramızda sattva , rajas ve tamas denilen şeylerle karşı karşıya geliriz. Biz kendimize uygun olanla rahat oluruz bunda doğru veya yanlış bir şey yoktur. Hatta renklere bile sattvik , rajazik ve tamazik açılardan bakabiliriz. Renklerin bile doğaları gereği bir yakarışı vardır. Bu yüzden biz de renklerden hoşlanırız ve bunda yanlış bir şey yoktur. Kimi merak edebilir, nasıl renklerden hoşlanırız diye. Onların doğaları renkleri takdir eder duruma götürür.
Eğer her şey iyiyse , yanlış olan ne ve niye acı çekiliyor?

Çektiğimiz acılar bizim eklentilerimizdendir. Problem bağlı olduklarımızdan kaynaklanır. Eğer doğam sattva ise buna uygun şeyler yaparım eğer doğamda rajas varsa rajazik şeyler yaparım. Bu mükemmeldir. Ama hayat her zaman bir guna da gitmez. Herhangi bir zaman ve durumda bir guna dan başkasına geçmek gerekli olabilir. Eğer bağlılığım sattva yaysa , rajas veya tamas yapmam gerekiyorsa, sadece bağlılığım için sessizce sattvayi bırakırım. Bu vücuttaki bir saplantıdır. Kabataslak bir örnek olarak eğer vücutta bir problem varsa sattvik yol da buna otlardan bir merhemdir, rajazik yol bazı acı veren ilaçlar veya uygulamalardır, tamazik yol da cerrahi müdahaledir. Vücuttaki bu şekilde bir gelişmede cerrahi müdahaleye ihtiyaç varsa ve cerrah sattvik bir kişilik olduğunu söylerse, her şeyi sattvik bir yolda uygular.Kesip açması apseyi veya büyüyen parçayı alması gerektiğinde bile… Bu bir saplantıdır ve uyum içinde olamaz. Bu yanlıştır!
Sevgiler,

KARMA Yoga( son bölüm)
Vurmam gerekirse bu gereklidir. Eğer daha nazik ve yumuşak bir şekilde yapabilirsem bu yolda denemeliyim. Bu özgürlüğe sahip olmalıyız. Bu da ancak söylediklerimizden hiçbirine bağlılığınız olmadığında olabilir.

Sattva bazen iyi bazen kotu olabilir ama sattva ya bağlılık her zaman kotudur. Rajas ta bazen iyi ve kotu olabilir nitekim rajas a bağlılık her zaman kotudur. Tamas ta bazı durumlarda iyi ve kotu olabilir ama tamas a bağlılık ta her zaman kotudur. O halde yoga bağımlı olmamaktır: bu üç guna ya bağlanmamaktır.

Eğer bir bağlılığınız varsa, kendi yolunuzda gidersiniz. Sonuç bazen basarili bazen de hursan olabilir. Ama siz hep kendi yolunuzdan gidersiniz çünkü bağlılığınız vardır. Yapılan isin sonuçlarının bakış açılarına rağmen , basarili olunabilir ama kendi bakış açısına göre hep kotu ve spirituel değildir çünkü herhangi bir aktivite bağlılığı ilerletir. Bu yüzden yaptığınız is sonuçlarına bağlı olmaz . Eğer konu gitgide bağlı hale gelirse kişi de doğal olarak bağlanır. Eğer insan bu bağlılığa kapılmıyorsa iste bu özgürlüktür. Eğer odaklarımız dışarıdaysa bu dünyevidir ama eğer dikkatimiz içimizdeyse bu spirituelliktir. Halbuki eğer bağlılığınız yoksa doğru olanları yaparsınız. Karma Yoganın bir içeriğini daha anlatıp bitireceğiz.

Karma , Akarma , Vikarma Krishna Gita’da bize karma yoga hakkında bir fikir daha verir:

Krishna nin Gita da bahsettiği karma , akarma, ve vikarma ile ilgili değişik insanların değişik açıklamaları vardır. Genellikle belirtilen karmanın Yagana vb. Performanslari gibi rituel ve aktiviteler olduğu, Vikarma nın eylemsizlik yani tekerleğin arkasındaki aks olduğu, ve son olarak vikarmanin da yasaklanan zorbalık, hırsızlık, yaralama, yalan söyleme ve bunun gibi kötü aktiviteler olduğudur. Bunu anlamakta zorluk çekiyorum çünkü Krishnanin böyle şeyleri Arjuna ya söylemesine gerek yok. Arjuna zaten iyi birisi. Böyle şeyleri düşünemez. Krishna nin ona neyin kötü neyin iyi olduğunu söyleyip ona tavsiyeler vermesi için bir sebep de yok. Bize neyin kötü neyin iyi veya neyin doğru neyin yanlış olduğunu söylemesi için spirituel bilgeliğe ihtiyacımız yok. Bu basit bir ahlaki iş. Spirituel bilgelik değil çünkü spirituel bilgelik ahlaki bilginin çok uzağında. Bunun için ahlaki bilgelik onun istediği sonuca yardım edemez. Bu yüzden bana göre Vikarma ya ahlaki açıdan başka bir yerden bakmak gerek ki spirituel bilgeliğe ulaşabilelim. Sizinle bu fikri paylaşmama izin verin.

 Gita da Krishna nin belirttiği karma akarma ve vikarma diye üç şey var. Bunlar eylem , eylemsizlik ve tepki olarak tercüme edilebilir. Eylem ve eylemsizliği anlamak kolay ama bunları tepkiyle bağlamak zor.

Eylem iyidir, eylemsizlik iyidir. Karmayı eylem diye adlandırır. A + Karma derse buna Eylem + sizlik olarak bakabiliriz. Karmanın ve Akarma nın da iyi olduğunu söyler. Nasılsa Vikarma yapmayın der. Bu belirtilenle üçüncü olan Vikarma gündeme gelir. Bu Gita ile tektir. Vikarma kötüdür. Krishna der ki eylem iyidir , eylemsizlik iyidir ama ayni zamanda da Vikarma yapmayın Vikarma kafamızı karıştırır. Bunun nasıl olduğunu merak ederiz. Yapılacak bir şey varsa ya yapılır ya da yapılmaz. Sadece iki alternatifiniz vardır. Size basit bir örnek. Ben futbol maçı seyrediyorum.

Eşim de mutfakta iş yapıyor. Sonra çocuk ağlıyor. Belki altı değişmeli. Eşime sesleniyorum “Çocukla ilgilen” O cevap veriyor “Sen ilgilen ocakta yemeğim var” Sonra ben de “Ben de meşgulüm , ayrıca bu senin görevin, benim değil” Burada bir kanun getiriyorum . Şimdi iki seçeneğim var karma ya da akarma yapacağım. Çocukla ilgileneceğim ya da ilgilenmeyeceğim. Ben ilgilenmemeyi seçiyorum çünkü bir fikrim var. Bu erkeğin işi değil ve Ona “Ben meşgulüm maç seyrediyorum çocuğa sen bak” diyorum. Ama içimde bunun sadece bir bahane olduğunu ve meşgul olmadığımı biliyorum.Maçı seyretmem gerekmiyor, seyretmezsem ne olabilir ki.

Sonra eşim “Tamam, çocukla ben ilgilenirim, ama sen de yemek yiyemezsin” diyor. Bu onun zafer kartı. Benim için de bir problem. Şimdi ne yapmalı? Yemeği kaçırmak işime gelmez!! Sonra istemeden çocukla ilgilenmek zorunda kalırım tartışmasız. Ama içimde derinlerde kızgınlık var. Neden ben ilgilenmek zorundayım? Bunu yapmamalıydım. Ben bir erkeğim. Erkekler çocuklarla uğraşmazlar. Sadece doğumuna sebep olurlar. Bu çatışmalar içerde yükselir. Sonra gider ve çocukla ilgilenirim ve çocuğa kızgın şekilde sorarım “Söyle bana neden bu karmaşayı yaratıyorsun?” Eşim yükselen sesimi duyar ve içeriden ona bağırmamamı kaba olmamamı söyler.

Şimdi sertlik de yapamam ve sinirimi içime atarım. Bu anda bu eylemi yaparken içimden bir ses sürekli “yapma” der. İçerde kuvvetli bir kavga olur. Bu vikarma olarak tanımlanır. Vikarma aslında bir iş yaparken içimizdeki negatiflik ve kavgadır. Bu kavgaya kabaca tepki denir. Krishna eylemin iyi eylemsizliğin de iyi ama tepkinin kötü olduğunu söyler çünkü tepki içimizdeki huzur ve ahengi bozar. Tepki içimizdeki bir zehir gibidir. Her tepki vücudumuza düzensizce adrenalin pompalar. Her tepki kimyanızı bozar. Tepki kötüdür. Eylemimiz bir tepkiye dönüşebilir. Hatta eylemsizliğimiz de tepkiye dönüşebilir. Yani tepki eylem veya eylemsizlik seklinde belirebilir. Dışarıdan gördüğümüz eylem veya eylemsizlik olabilir ama içinde tepki saklıdır. Eylem veya eylemsizlik sadece dış kaptır , ama ruhun arkasındaki tepkidir. Eylem ve eylemsizliği aramak ve önemsemek dünyaya bakmaktır ama tepki yi veya arkasındaki ruhu aramak ve önemsemek spirituelliktir.

Simdi 24 saat ve yedi günümüze bir bakın. Eylem veya eylemsizlik için ne kadar zaman harcıyorsunuz? Peki tepki için ne kadar zaman ve enerji harcıyorsunuz?

Sabah erken uyanmanız gerektiğini düşünün. Hiç şüphe yok ki alarm çalıp kalktığınızda aklınıza ilk gelen düşünce “Tanrım, kalkmalıyım. Kalkmak istemiyorum. Berbat bir şey bu. O ofise gitmemeliyim.” olur. Sonra kalkar ve yola koyulursunuz. Yolda kendinize “Rezil bir trafik! Herkes yola çıkmış.” dersiniz ve yola devam edersiniz. Ofise girer patronunuzu görür ve o anda “Ne korkunç, şimdi bütün gün bu adamla yüz yüze olacağım” diye düşünürsünüz. Gülümser ve selamlarsınız. Anlayalım ki bu eylemlerden her biri tepkiden başka bir şey değildir.

Aynı bağlamda yaptığınız eylemsizlik aslında eylemsizlik değildir. Dinlenirsiniz. Ama huzur içinde değil. Düşünceler gelir “Eğer uyuyamazsam, yarın ne olur? Kalkıp şunları şunları yapmalı mıyım yoksa yarın yaparım diye mi düşünmeliyim?” Bu uykunun aynı zamanda bir ajandası var.Tüm günümüzün yüzde doksanı tepki formu altında. Bu yüzden sorunlarla karşı karşıyayız. Krishna der ki “Tepkiden vazgeçin” Eğer vazgeçebilirseniz içinizdeki bu savaştan ve uyumsuzluktan kurtulacaksınız. Bunun doğru olduğunu hissediyoruz fakat eğer tepki vermezsek karşımızdaki insani nasıl doğru konumlandırırız? Sinirlenmek gerek ; Tepkimi vermeliyim tepkilerimden vazgeçemem.
Tepki vücut kimyamızda rahatsızlıklara yol açar, insanlar arası ilişkilerimizi yıpratır. Tepki negatiflik ortaya çıkarır. Tepki kötüdür. Kötü olmasına rağmen tepki vermezsem ne yaparım?

Tepki vermenin tersi ‘yapmamak’ değildir. Çünkü tepki yapmak veya yapmamak durumunda da ortaya çıkabilir. Tepki vermeyin. Tepkinin tersi cevaplandırmaktır! Cevabınız durumun düzelmesine sebep olur. Tepki de bazen durumları düzeltebilir fakat uzun zaman içinde duruma zarar verebilir. Cevapların birleştirdiği yerde tepki bölücüdür. Cevaplandırın. Cevaplarda şefkat ve sevgi vardır, halbuki tepki mekaniktir ve ruhu yoktur. Cevaplar sağlıklıdır ama tepkiler kendiniz için de durum için de sağlıksızdır.

Tepki de bir şeyi bir şekilde ya da başka şekilde yapma hakki varmış durumu söz konusudur.
Tepki esas olarak haklar üzerine dayalıdır. Benim tepki vermeye hakkim var. Bu bizim hakkımızı gösterir. Tepkiyle cevabı seçmek arasındaki problem aslında haklar ve sorumluluklar arasındadır. Bu günlerde insanlar çok fazla haklarından bahsetmekteler ve çok önem vermektedirler. Kişisel haklar, anayasal haklar, insan hakları, çocuk hakları , hakları istismar ve bunun gibiler.Sabahtan akşama kadar insanlar bunları tartışıyor.

Ben de Sanskritcede hak kelimesinin ne anlama geldiğini bulmaya çalışıyordum. Şaşırtıcı bir şekilde karşılığını veren bir kelime bulamadım. Sanskritce dünyanın en zengin dillerinden biridir. Diğer dillerde olmayan bir çok kelimeye sahiptir. Bize bu kadar kelime verebilen Sanskritce bir tek “Hak” kelimesini mi verememiş? Alışılmış şekilde dikkatlice kaçınmışlar.

Hak kelimesine bir karşılık vermemişler. Bu yüzden Sanskritceden doğan hiç bir Hint dilinde hak kelimesi yoktur. Bütün Hint dillerinde biz hak kelimesini açıklamak için “haq” sözcüğünü kullanırız ki bu kelime Sanskrit kökenli değildir. “Haq” kelimesi Arap kökenli bir kelimedir. Bu kelime 12. yada 13. yy da olan Müslüman istilası sonrasında onlardan ödünç alınmış olmalı. Ama neden biz bunu onlardan aldık? Basit olan cevap böyle bir kelimeye sahip olmamamızdır. Nasıl olur da bir kültür on bin sene boyunca hak kelimesi olmadan ayakta kalabilir! Ya da bu kelimeye sahip olmadığından mı kültür on bin sene boyunca ayakta kaldı! Lütfen bu önemli konuyu iyi anlayalım. Kültür sadece hak kelimesi yüzünden ayakta kalmadı, ama kültür hak olmadığı için ayakta kaldı. Bu hakkin sosyal uyumu bozan büyük bir zehir olmasından değil. Bütün Hint literatürünü araştırın sorumluluklarla ilgili bir çok kaynağa ulaşırsınız ama haklarla ilgili hiç bulamazsınız.

Bizim Hint kültürümüzde haklarımız yoktur fakat sorumluluklarımız vardır. On bin yıl süren Sanskrit literatüründe de kimsenin hakkı yoktu. Bunu hayal bile edemeyiz! Kralın hakları yoktu. Mahkumların hakkı yoktu. Kadınların, erkeklerin hakları yoktu. Ailelerin hakları yoktu. Çocukların yoktu. Ama herkesin sorumlulukları vardı. Kralın sorumlulukları vardı. Mahkumların, ailelerin çocukların sorumlulukları vardı. Ama neden?
Haklar sizi böler. Eğer aileler çocuklarına “Bunlar bizim haklarımız” derlerse birlik olamazlar, kendilerini ayırırlar. Eğer kocası eşine “Bunlar benim haklarım” derse beraber bir birlik olamazlar ,erkek kendini ayırır. Eğer bir kral hakları olduğunu söylerse insanlardan biri olamaz. Halbuki başka bir açıdan, sorumluluğu olduğunu söylerse toplumun bir ferdi olur.

Ellerin bacakların vücudun birer parçası olup onun bütünlüğü için çalışması gibi. Aynı şekilde bir ev, bir şehir ya da krallık da Hint felsefesine göre yaşayan organizmalardır ve muhtelif insanları barındıran bu yerlerde sorumlulukları paylaşarak bir arada bulunurlar. Baba aileden ayrı tutulamaz. Herhangi bir fert toplumdan ayrı tutulamaz. Bir kral krallığından ayrı tutulamaz. Haklar ayırır sorumluluklar birleştirir. Herkesin sorumlulukları başkalarıyla birleşmek içindir. Ailelerin evlerini güzel bir yer yapma sorumlulukları vardır. Çocukların da evlerini güzel hale getirme sorumluluğu vardır. Kralın ülkesini güzelleştirme gibi bir sorumluluğu vardır. Mahkumların ülkelerini güzelleştirme sorumluluğu vardır Sorumluluklar insanları bir araya getirir. Haklar onları ayırır. Sorumluluğun içinde yoga ve yeniden birleşme olur. Haklar bizi ayırır. İşte bu yüzden kökünde sorumluluk olan bir kültür kurtulur, zamanın gösterdiği gibi. Küçük bir örnek; Burada on üç kişi var. Eğer sorumluluk alırsak her şey çok kolay olur. Ama başka bir taraftan da oturup “Benim hakkım bu , benim hakkım şu” dersek sadece yok edebiliriz.

Sadece umarım ki Karma Yoganın bu konseptleri dünyaya yayıldığında bu güçlü mesajlar insanlığın toplumların sorumluluk aldığı bir yerde iletilsin. Nasıl harika bir dünya yaratabiliriz. Tüm dünyanın bolluk içinde görmek için sorumluyuz. Ağaçlar bereketli, nehirler bereketli, ormanlar bereketli her yerde bolluk ve bereket var. Bunu nasıl yapabiliriz? Çok basit. Bir şeyi yok etmeden önce iki katını yapın. Bitkiden bir yaprak koparmadan sulayalım ki iki daha çıkarsın.

Sorumluluk içten gelir. Sorumluluğun tatmini içeridedir, halbuki haklar tatmini dışarılarda ararlar. Hakların dışarıdan empoze edilmesi gerekir. Haklar anayasa gerektirir. Sorumluluk ise spirituelllik. Şu sahip olduğumuz güzel Hindistan ve on bin yıldır onun kültürü sorumluluklara dayalı. Bunlar onca yıldır kutsal kitaplarda yazılıydı. Özgürlüğümüzü kazandıktan sonra liderlerimiz anayasa oluşturmak istediler. Onlar çok iyi ve vatanseverdiler ama on bin yıldır ayakta kalan bu kültürün temeline bakmakta eksiklik yaptılar. Ülke sadece kurtulmamıştı ama en başarılı olmuştu. Bir kaç yüzyıl önce bütün Hindistan ‘in zenginliğini ve mutluluğu arıyordu. Büyük İskender bu ülkeyi fethetmeye zengin olmasa gelir miydi? Eğer bu ülke bu kadar başarılı olmasaydı Gory Muhammad ve Ghajni Muhammad bir çok defa saldırıp yağmalar mıydı? Vasco de Gama ya da Colomb bu ülkeye varmayı bu kadar iyi olmasa hayal eder miydi?. Liderlerimiz bu ülkeyi bu kadar başarılı yapanın ne olduğunu düşünmeliydi. Hindistan in bir yığın günü geçmiş dogmadan ibaret olmasının yerine düşünce sürecinde olan yegane özellik neydi? Anayasayı oluşturanlar Amerikan Fransız ve İngiliz anayasalarından esinlendiler.

Bu yüzden bizim anayasamız da herkesin haklarını gözetti sorumluluklarını değil. Bizim kültürümüz sorumluluklara dayalıdır ama anayasamız haklara. İşte bu yüzden ne yazık ki anayasamızla kültürümüzün bir uyumu söz konusu değil. Benim bir hayalim var ve bu hayal çok uzak değil, yeniden sorumluluklar üzerine kurulu bir toplum yaratmak ve dünyaya böyle bir şeyin nasıl işleyeceğini göstermek. Naishkarmya Siddhi Krishna Bhagavad-Gita da başka bir sıra dışı ince aktivite durumundan bahsediyor. Naishkarma hakkında ve adı da naishkarmya. Bu Nishkama-Karma dan farklı bir şey, meyve arzusu olmadan eylem. Kelimenin basit bir anlamı yapmamak olabilir. Eylemsizlik gibi gözükse de daha farklı ve çok spirituel.

“Sadece eylemsizlikle “yapmama” nın seviyesine gelinemez. Nasıl dünyayı reddederek tam bir tatmine ve yüceliğe ulaşılamazsa öyle.” Burada söylediği bize eylemsizlikle yapmama arasındaki farkı açıkça vurgular. Eylem ve eylemsizliği daha önce de tartışmıştık. Şimdi isterseniz bunları detaylı açıklayalım. Eylem ve eylemsizlik birbirinin zıttı dır. İki seçenek de bütün aktivitelerde açık olarak bizim için bulunurlar. Bir aktiviteyi yaparız veya yapmayız. Aynı şekilde durumun gerektirdiğine göre yapma veya yapmama durumunu benimseriz.

Bir yere bir tohum ektim ve gerekli olan her şeyi su gübre vs gibi sağladım. Simdi bitki tohumunun içinden yükselmeli. Bu bizim elimizde değil. Simdi oturup beklemeli. Şimdiye kadar eylem safhasındaydım ve simdi eylemsizlik safhasındayım. Huzursuzlaşıp sıkılabilirim. Bunlar yapabileceğim bazı aktiviteler. Bitkinin çıkma esnasında yapabileceğim bir şey yok sadece bekleyebilirim. Eylemsizliği kabul etmeliyim. Bitkiyi çekip çıkarmaya çalışamam. Bitkinin acısını dindireyim onu çekip çıkarayım diye düşünemem. O zaman bitkiye zarar verir hatta öldürebilirim.
Şimdi önemli olduğunu düşündüğüm bir hikaye duymuştum uzun zaman önce. Bir yerde bir sosyal hizmetli kelebeğin kozasından çıkmak için acı çektiğini görür. Hala minik ve sevimli fakat dışarı çıktığında büyük bir kelebek olacak. Fakat şu anda dışarı çıkmak için acı çekmektedir. Ufaklığa karşı büyük merhamet duygusu belirir içinde. Acı çektiğini gördükçe çok üzülür. Ona yardım etme isteğine kapılır ve sonra kozayı yavaşça kesip ona zarar vermeden dışarı çıkarmayı düşünür.

Yapmak istediği şey aslında kötü değildir , belki iyidir bile denebilir. Amacı kelebeği incitmek değildir. Amacı kelebeği alıp sahiplenmek de değildir. Kozayı tam olarak kestiğinde kelebek kurtulur. Taptaze bir şekilde dünyaya gözlerini açar ve kurutmak için kanatlarını çırpar ve gökyüzüne uçmak ister.

Diğer kelebekler de kozalarından dışarı çıkarlar ama kimsenin yardımı olmadan ve kanatlarını çırparlar, onun gözleri önünde temiz gökyüzüne uçmaya başlarlar. Ama adamın yardım ettiği kelebeğin kanatları tam gelişmemiştir.

Kendi kendilerine doğal süreçte acı çekerek çıkan kelebekler gibi değildir. Adam feryat eder. “Tanrım ne oldu böyle?” Kelebeğin acı çektiğini düşünerek ona yardim etmek istedi ama ne yazık ki diğerleri gibi o da kendi acı çekerek çıkabilseydi kanatları tam olarak güçlenebilecekti. Kanatlarına uygun fırsatı verebilecekti ve onlar da gelişip güçlenebilecekti.

Niyetler iyi olabilir ama sabır yetersizliği ortaya bir problem çıkarabilir.Kelebeği acılarından kurtarabileceğini düşündü ama bu durumda acı veren bir aktör haline geldi. Nasıl olurda bir bitkiyi tohumundan çekip çıkararak ya da bir kelebeği kozasından çıkararak acısını azaltabilirsiniz? İyi bir eylemde bile oyuncu olmayın. Bazı insanlar bir eylemi yaparken karıştırarak oyuncu olurlar. Başka bir taraftara bazı insanlar eylemden kaçınarak oyuncu olurlar.

Sonuçta bir eylemi yaparken de yapmadan da insan oyuncu olabilir ve acıya sebep olabilir. Yapmanın olmasına izin verin ayni şekilde yapmamanın da. İki durumda da oyuncu olmayın. İnsanların diğer yaratıklardan bir çok üstünlüğü vardır. Maddenin varoluş haline gelen bilinci vardır. Maddenin varoluştan başka hiç bir şeyi yoktur. Bitkilerin ve hayvanların bilinci vardır ki bunlar varoluşa dönüşür. Bu yüzden bitkiler ve hayvanlar sadece varolmazlar ama varolmak için çabalarlar. Bitkiler köklerini toprağa taşların arasına yollar ki besinleri ve suları alabilsin. Bitkileri yapraklarını güneşe doğru uzatır ki fotosentez süreci başlayabilsin. Aynı şekilde hayvanlar da besinlerini ararlar ve hepsi varolmak için acı çekerler çünkü hepsi bilinçli varlıklardır.

İnsanoğlu da yaşam sürer ve bilinçli bir varoluşu vardır . Bunlara ek olarak da bilinçli bir varoluş olduğunun bilincindedir.
Bu yüzden varoluşuna tanıklık edebilir.Ayni zamanda varoluş için sarf ettiği çabanın da bilincindedir. Burada bir seçeneği de vardır. Tamamen bu işi yapan kişi olup varoluş için acı çeker ve gözlemci ve tanık olmaktan çekilir.Ya da tamamen varoluştaki eforun bilincinde olan olur. Kendini varoluş için acı çeken ve efor sarf eden olarak tanımlayabilir. Ya da varoluş için acı çeken ve efor sarf eden birine tanık olabilir. Bir insan tanık olduğu anda , inişler çıkışlar, basari ve hatalar, bütün duygular oyuncunun arkasında kabarır. Sonra bu devam eden oyuna tanık olur. Sonra yapma meydana gelir. Bu belirtilenin ismi Naishkarmya dır, isi yapmayan. Naishkarma’ nin farkına varan kimse veya Naishkarmya siddhi yi başarabilen kişi yürür bununla beraber yürümez, konuşur lakin konuşmaz vb. ‘Ben yapıyorum’ , onun konsepti tamamen çözülmüştür ve tamamen tanıkla beraberdir. Ben oluyorum dan başka bir şey değildir.

Bir kere sakshi veya tanık olursanız, nesnel hükümler ,tanımlamalar ve dışarıdan gelecek herhangi bir şey mutluluğu ararken sizin için problem olmaz. Mutluluğu içerde bulursunuz. Mutluluğu dışarıda aramak bir çeşit köleliktir ki bunun zamanı geçmiştir. Bu kölelikten daha ince olanda isi yapan kimse olmak için köleliktir. Bu kölelik çok daha zarar veren ve tanımlaması çok zor olan bir şeydir. İyi şeyler yapan ve yapmak isteyen insanlar nadiren bu köleliğe yakalanırlar. Onların hayatlarını bu kadar ciddileştiğini ve hayatin mutluluğunu sadece dudaklarında görmeniz bu sebeptendir. Her zaman zıt yönlerdedir ve basari ve basarisizliğin bir olduğunu göremez. Bir kere bu kölelik biterse o zaman özgürdür. Özgürlüğüne erisen kişi artık en büyük zıt çift olan olum ve yaşamın da ötesindedir.

Olum ve yasam arasında iki durum karışıktır. Çalışıyoruz ve ayni zamanda yaşıyoruz. Biri “yapma durumu” , ölümle yasam arasında , kalp kani pompalar, nefes devam eder, beslenme yer alır ve varoluş için acı çekilir. Bütün bu olanlar yaşamın “yapma” durumunda yer alır. Yapmanın limitleri olum ve yaşamdır. Yapma ölümle durur. Yapmanın durusu olumun ta kendisidir.
Bir diğer durumda yapmanın altında duran “olma durumu”dur. Bu değişimlerin hepsinde olma durumu vardır. Olma durumunun limitleri sınırları yoktur. O özgürdür.

Olma tarafından tutulan biri limitlerce sınırlandırılmıştır. Bu yüzden orda korku olur; halbuki olma tarafından tanımlanan birinin kendisi varoluşudur. Böyle bir insana olum ve yasam, basari ve basarisizlik , övgü ve suçlama dokunamaz. Korku istersek orda olur ve başkasını istemeyiz ya da bizim seçimimiz olmadan orda olma olasılığı da vardır. Bu yüzden zıt kutuplara sahip olmayana korku dokunamaz. Buna ‘abhaya’ denir ‘korkudan çıkan özgürlüğü’ belirtir. Bu Karma Yoga daki en ince noktadır ve adi Naishkarmya siddhi dir. Karma Yoga da bunu başarabilmek Raja Yoga da Samadhi yi başarabilmek gibidir. Brahman in tanımını bize “Sat Chit Ananda” olarak verilmiştir.Sat varoluş demektir. Naishkarmya Siddhi yi başarabilen bir kişi Brahman in sat durumunu başarabilmiş ve onunla bir olabilmiş demektir.
Karma Yogayla ilgili muhtelif fikirler vardır. Simdi size son bir mesaj vermeme izin verin. Yoga isten kaçmak demek değildir. Yoga sorumlulukları daha eğlenceli ve uyumlu kılmaktır. Yoga kimseyi sorumsuz yapmaz .Eger boyle yapıyorsa o Yoga değildir.
Simdi Karma Yogayla ilgili birkaç fikri özetleyelim :
Karma Yoga diğer Yoga yollarında olduğu gibi eğer bize aklin huzuruna gitmede ve iç uyumumuzda katkıda bulunuyorsa Yoganın yollarından biri olabilir.

‘İyi eylemler yapmak ve bizi kötü eylemlerden uzak tutmak’ Karma yoganın gayesi değildir. Bu basit ahlaki bir seviyedir. İyi ve kötü insanların islerinin sıradan bir düzeyidir. Eger bir insan iyi değil de kötü şeyler yapıyorsa cezalandırılır. Bunda spirtüel bir yan yoktur. Arjuna zaten iyiydi ama Bhagavad Gita ya ihtiyacı vardı. Bu da karma yoganın amacının bize iyiyi ve kötüyü acıklamak degil bizi bunun ötesine götürmek oldugunu anlatıyor.

Sonuçta Karma yoga yolculuğu veya sadhanasi bizi iyi eylemden sonuç beklemeden veya meyveleri arzulamadan eyleme yukseltmektir. Sonuc olarak ta eyleme isi yapan olmadan gitmek ve isi yapma durumunun feda edilmis ve hallolmus olmasidir.

Bu astanga yoganın son üç basmagi olan dharma dhyana Samadhi ye benzer. Bunlar sat karma, phalapeksha rahita karma ve son olarak naishkarmya siddhi dir. Nasil vucut Tanrinin tapınağıysa ayni sekilde yapilan is te Tanrıya ibadettir. Isi stres , lanet ve ceza olarak algilamamiz bizim cehaletimizdir ve eğer özel aktiviteler yapacak olursak bu karma yogadir ve kutsalliktir. Bu bütün aktivitelerin değişimini sağlayabilen tavir karma yogadir.
Hepinize çok teşekkür ederim.
SRI. N.V RAGHURAM

Incoming search terms:

  • karma yoga nedir
  • karma yaratmak var mahallede
  • merhaba raja nedir
  • karma yoga hakkında
  • fazla otuz bir çekmenin negibi zarar larıvardır
  • LİDERLİK 300X300
  • bhagavad gita nedir
  • om yoga dövmesi ne anlama gelir
  • okulda sahip olduğumuz haklar vardırsorumluluklar nelerdir
  • nefesin mutlulukla ilişkisi

Bhakti Yoga Ne Demektir ?

Kişinin hangi yolu seçtiği önemli değildir; çünkü her yol kişiyi aynı sonuca, yani özgürleşmeye götürür. Kişi isterse Bhakta olur ve Bhakti Yoga üzerine yoğunlaşır, isterse Raja Yoga’ya yoğunlaşır, isterse Karma Yoga’ya ya da isterse bunların bir kombinasyonunu yaparak İntegral yoga yapabilir. Bu yolların biri diğerinden daha iyi ya da kötü değildir, diğerine göre kestirme yol yoktur. Ancak Bhakti Yoga sevgi üzerinebhaktaki1 300x223 Bhakti Yoga Ne Demektir ?
yoğunlaşan bir yol olduğundan, başlangıçta yoga heveslisi tarafından uygulaması oldukça basit görünebilir. Bu nedenle de kişinin “Ben zaten sevgi doluyum!” demesiyle tercih edilebilir. Ancak bu yol sanıldığı kadar basit bir yol değildir. Çünkü duyular üzerinde hakimiyet gerektirir ve gerçek sevginin ne olduğunu kişinin anlaması üzerine kuruludur.

“Eğer birlik varsa, o halde kötülük nasıl olabilir, kişi nasıl olur da kötü bir hale gelebilir?” diye sorulabilir. Buna şöyle cevap verilebilir: İyinin olduğu yerde, kötü de vardır. Eğer kötülüğün olmaması isteniyorsa, iyiliği de bırakmak lazımdır. Bu, ketum hale gelmek değil, tam tersine tam ve kesin bir sevgi duygusuyla dolmaktır. Bunu güneş ya da hava ile karşılaştırabilirsiniz. Güneş ışınlarını kimseyi kayırmadan gönderir. Hava, iyi kötü herkes için solunmak üzere oradadır; ayrım yapmaz; tüm evren ile uyumludur; herhangi bir tercihi yoktur. Sadece varolur. İşte kişi de aynı şekilde tercihlerini bir kenara bırakarak karşılıksız ve koşulsuz sevgiyi bu şekilde yaşayabilir.

Kişi şunu unutmamalıdır, herkesin içinde iyilik ve kötülük tohum halinde potansiyel olarak durmaktadır. Kişi hangi tohumu sularsa, o tohum daha fazla yeşerecektir, bu nedenle de kişi sevgi tohumunu yeşertmek için onu düzenli olarak sulamayı ihmal etmemelidir ve elbette gözlemci olmayı böylece yeşerttiği sevgi tohumunu büyük ve geniş bir ağaç olmasını sağlamalıdır.

Bhakti Yoga’nın amacı kişinin evrensel sevginin ne olduğunu kişiye göstermek ve böylece kişiyi yogaya/birliğe götürmektir. Peki evrensel sevgiden kastedilen nedir? Sevgi dolu kişiden kastedilen, her zaman, her yerde sevgisi varolan, hiç bir şart altında değişmeyen, herhangi bir koşul aramayan, herhangi bir karşılık beklemeyen, sadece veren ve herkes ve her şey için tam ve kesin şefkat duyan kişidir.

krishna21 225x300 Bhakti Yoga Ne Demektir ?Ancak bu kişi, sürekli olarak çevresindeki olumsuzluklara üzülen, kendini bu konuda deyim yerindeyse parçalayan depresif bir kişi değildir. Aksine, her şeyi olduğu gibi gören ve olduğu gibi kabul eden kişidir. Her şeyin mükemmelliğini bilen, olan her şeyin olması gerektiği gibi olduğu konusunda şaşmaz ve değişmez bir inancı olan ve evrensel akışa kendini tam olarak uyumlandırmış ve kendini akışa bırakmış bir kişidir.

Bu da kişinin kendi “ego”sunu yavaş yavaş terk etmesiyle mümkündür. Günlük hayat içerisinde kendimize baktığımızda, tamamen egonun ve kendi bireyselliğimizin esiri olduğumuzu görürüz ve her şeyi şahsımıza alırız. “Bana bu kişi şunu nasıl yapar?”, “Ben hatalı olsam da nasıl gider ondan özür dilerim?”, “Beni nasıl görmezden gelir?”, “Beni nasıl davet etmez?” vs tarzında deyişler sürekli olarak hepimizin kullandığı deyişlerdir. Yogaya baktığınızda ise, sizden tüm bunlardan uzaklaşmanızı öğütler. Çünkü bireyselliğin olduğu yerde çokluk vardır; çokluğun olduğu yerde birlik yoktur. O halde, birliği yakalamak isteyen kişi, egoyu ister istemez törpülemek zorunda kalacaktır. Böylece olan olayları kendi şahsına almamayı ya da gurur meselesi haline getirmemeyi öğrenecektir.

Ancak burada önemli bir nokta vardır. Bu da kişinin egoyu törpülemeyi yanlış algılaması ve kendini savunmasız bir hale getirmesidir. Bu, bir örnekle açıklanabilir:

Hindistan’da bir köyde bir yılan köye korku saçmaktadır. Çevreden geçmekte olan gezgin bir yogiden (bu kişilere Sadhu ismi verilir) köy halkı yardım ister. Sadhu da, köylülerin isteğiyle, yılanın olduğu yere gider ve yılana neden köy halkını korkuttuğunu sorar. Yılanın sebebi basittir. Korku salar çünkü kendisine zarar verilmesinden çekinmektedir. Savaş ya da öl mantığı gütmektedir. Böylece kendi korkularını göstermemek için korkutmaktadır. Sadhu kendisine yoga prensiplerini anlatır ve yılan dikkatlice dinledikten sonra, Sadhu’nun yoga yolunu takip etmeye karar verir.

Sadhu köyden uzaklaşır. Aradan belli bir zaman geçtikten sonra, Sadhu’nun yolu yine o tarafa düşer ve köye uğrayarak yılanı kontrol etmeye karar verir. Köylüler artık yılandan korkmadıklarını söylerler Sadhu’ya. Ama Sadhu yılanı ziyarete gittiğinde artık bir kaç sene önce gördüğü yılandan eser yoktur. Yılan bir deri bir kemik kalmış, bir kenarda titrek durmaktadır. Sadhu şaşırarak yılana ne olduğunu sorar ve yılan da şöyle yanıt verir. Kendisi korkutmadığı için, köydeki çocuklar ona her gün sopalarla saldırmakta, üstüne taş atmaktadır. Ama yılan yine de gururludur; çünkü Sadhu’nun yolunu her türlü zorluğa rağmen takip etmiştir. Ama Sadhu buna karşılık onu takdir etmek yerine kaşlarını çatar ve şöyle der: “İyi de ben sana tıslamamanı söylememiştim ki!”

İşte en çok yanlış anlaşılan noktalardan biri budur. Kişi egoyu törpülemek adına, kendinden vazgeçmeyi eğer çevresindeki herkesin her isteğine boyun eğmek olarak algılarsa ya da kendisine her vurana diğer yanağını uzatırsa, bu o kişi Bhakti Yoga yapıyor demek değildir. Bir Bhakta da gerektiğinde karşısındaki kişiye gerekli cevabı verebilir, sert veya aksi davranabilir ve ‘hayır’ diyebilir bir halde olmalıdır. Ancak buradaki püf nokta şudur: Bunu derken söylediğinin kendisini bağlamadığını bilmelidir.

Yani bunu sadece karşısındaki bunu duymayı ya da yapılmayı hakkettiği için yaptığını bilmeli ve kendisi bu durumdan etkilenmemeli, içsel dengesi bozulmamalıdır. Bu aynı zamanda bu kişinin çevresine duyduğu şefkati gösterir. Çünkü düşünün ki, eğer kararı çocuklara bırakırsanız, okula gitmek yerine tüm günü oyun oynayarak geçirmeyi tercih ederler. Halbuki veli çocuğa kızarak veya zorlayarak onun okula gitmesine ya da ders çalışmasına neden olur. Şimdi bu veli çocuğun iyiliği için bu zorlamayı yapmaktadır ve şiddet içermediği sürece yaptığı doğrudur. Eğer aynı veli çocuğu kendi haline bırakırsa, bu çocuğun istikbali için iyi olmayacaktır. Böylece aslında iyilik eder gibi görünmekle birlikte serbest bırakmakla aslında kötülük etmektedir, tıpkı bizlerin bazen acı sözler duyması gereken kişilere “şefkatli olduğumuzu” ileri sürüp, kendimiz i ifade etmediğimizde olduğu gibi…

Şimdi evrensel sevgiye geçmeden önce, biraz daha kendi sevgi kavramımız üzerinde durmak istiyorum. Bizim sevdiklerimize olan sevgimizi gösterme tarzımız genel olarak aslında (içinde çoğu zaman bolca kıskançlık karışmış) “sahiplenme” ve “tutsak etme”dir. Bir çok ilişkiye bakarsanız (burada ilişkiden sadece kadın-erkek ilişkisini değil, anne-çocuk, çocuk-anne ilişkileri, arkadaş ilişkilerini de kastetmekteyim) aslında ilişki özgürleştirici değildir. Bu durumda, kişi çevresi ile bir ilişki içine girdikten kısa bir süre sonra bunalmakta ve mutsuz ilişkiler yumağı içinde sıkışmaktadır. Peki bu böyle mi olmalıdır? Burada size ünlü mistik Halil Cibran’ın bir sözünü hatırlatmak istiyorum. Halil Cibran şöyle der:
“Sevdiğiniz kişiyi serbest bırakın. Eğer serbest bıraktığınızda, size geri geliyorsa, sizi seviyor demektir. Eğer geri dönmüyorsa zaten sizi hiç sevmemiş demektir. Bu durumda bırakın gitsin, bu her iki taraf için daha iyidir!!!”

Biz sevginin bireysel olduğunu düşünürüz. Buna göre de bir karşıtı olduğunu, yani nefretin sevginin karşıt hissi olduğuna inanırız. Halbuki yogada bahsedilen sevginin zıttı yoktur. Evrende varolan tek şey sevgidir. Evrende sadece ve sadece tam ve kesin şefkat vardır. Sevgi karşılıksız ve koşulsuzdur. Bu durumda sevgi “vermek” ilkesi üzerine kuruludur. Seven insan sürekli verir.

Bu nedenle seven kişi, karşılığında bir şey alsa da, almasa da vermeye devam eder. Çünkü bunu gönülden yapar ve sevginin var olması zaten bu şekilde mümkündür. Pekiyi bu durumda nefret nasıl sevginin zıttı olabilir? Zıttı olamaz; çünkü zıttı olabilmesi için sevginin bir şart ve koşulunun olması gerekir. Yani “Ben birini şu ve bu şartları yerine getirirse severim yoksa sevgim nefrete dönüşür,” gibi bir cümle biraz önce bahsedilen anlamdaki sevgi için mümkün değildir. Çünkü yogik anlamda seven kişi her şeye rağmen sevmeye devam eder. Karşısındakini olduğu gibi kabul ederek ve hiç bir ön koşul öne sürmeden…

krishna 300x253 Bhakti Yoga Ne Demektir ?Sevginin bir diğer yönü de sevginin kişisel olmamasıdır. Halbuki biz normal hayatımızda çoğunlukla “kendimizi düşünerek” severiz. Örneğin “bizi seven kişileri” severiz; sevgimizi “hak edenlere” veririz; hak etmeyenlerden sevgimizi geri çekerek onları “cezalandırırız”; sevgimizi sadece küçük bir grupla (aile, yakın çevre ve arkadaşlarla) sınırlarız; sadece onları severiz, dünyanın geri kalanını umursamayız vs… Ya da sevdiğimizi söyleriz ama aslında “sevilmeyi seviyoruzdur” ve bizi sevmeleri için elimizden geleni yapıyoruzdur. Bu da aslında sevdiğimizin kendimizden başkası olmadığını gösterir.

Halbuki evrensel gerçek sevgiye baktığımızda, sevgi bu kadar dar kapsamlı değildir. Gerçek anlamda sevdiğimizde, severiz çünkü bu sevgi ve şefkat kalbimizden taşar, bu sevgi bir yere ya da kişiye odaklı değil tüm evrene yayılır. Her şeyi, hiç bir fark gözetmeksizin severiz. Sevdiğimizde kendimizi düşünmeyiz, karşılık alıp almayacağımızı, küçük düşüp düşmeyeceğimizi, egomuzun hasar görüp görmeyeceğini, incinip incinmeyeceğimizi… Tüm bunlar önemini yitirir, sevgiyi ifade ettiğimiz için bizim başımıza ne geldiği önemli olmamaya başlar. Burada ego erimeye başlar, bireysellik yok olur ve kişi genişlemenin ve kalbini açmanın kendisine verdiği huzuru ve mutluluğu hissetmeye başlar. Sevginin kendisi huzurdur. Karşılığı olup olmaması, hak edişe göre olup olmaması önemli değildir.

Siz kendinizi tam olarak açabilirseniz ve tüm beklentilerinizi bir kenara bırakıp kendinizi sevgiye bırakabilirseniz, bundaki hazzı ve mutluluğu da deneyimlersiniz. Sadece bu biraz cesaret gerektirir.

“Sevdiğiniz kişiyi serbest bırakın. Eğer serbest bıraktığınızda, size geri geliyorsa, sizi seviyor demektir. Eğer geri dönmüyorsa zaten sizi hiç sevmemiş demektir. Bu durumda bırakın gitsin, bu her iki taraf için daha iyidir!!!” diyor Halil Cibran. Burada 2 nokta çok önemli:
(1) Halil Cibran, “Sevdiğiniz kişiyi serbest bırakın” diyor. Siz ne kadar sıkarsanız sıkın, hiç bir şeyi ya da hiç kimseyi zorla yanınızda tutamazsınız. Eğer tutuyorsanız, bu sevgi değil bu şeye ya da kişiye karşı geliştirdiğiniz bağımlılıktır. Sevgi sadece kişilere karşı değil aynı zamanda tüm nesneler için de geçerlidir, örneğin kimi şan / şöhreti sever onu yanında tutmak için her şeyi yapar. Kimi parayı sever; kimi koltuğunu sever, titrini korumak için her şeyi göze alır; kimi tutkulu bir aşıktır. Önemli olan sevginin yönlendirildiği kişi ya da nesne değildir; çünkü duygu nihayetinde baktığınızda neye yönlenirse yönlensin, aynıdır ve değişmez.

Bu nedenle Halil Cibran’ın sözünü her şeye oturtabilirsiniz. Hayatınızda sevginizi yönlendirdiğiniz şey her neyse, bu sözü ona göre düşünebilirsiniz. Halil Cibran şöyle diyor: Serbest bırakın. Bakın bu ne kadar zor bir şey! Gitmesine müsaade etmek ne kadar zor! Özellikle de buna hazır değilsek. Neden mi? Gitmesine müsaade etmek risklidir; çünkü giden geri gelmeyebilir. Bu nedenle bunu kaldırabileceğinize dair bir özgüveniniz ve gücünüz olmalıdır. Ama eğer gitmesine müsaade ettiğiniz şey ya da kimse geri geliyorsa, bilirsiniz ki o ve siz artık ayrılmaz bir bütün olmuşunuzdur. Bu, koltuk kavgasında da, kişiler arası ilişkilerde de, şan şöhrette de geçerlidir.

(2) Ancak Halil Cibran sadece bunu söylemiyor. Aynı zamanda “sevgi, karşısındakinin mutluluğunu istemektir” diyor. Neden mi? Gidenin daha mutlu olacağı başka bir yer varsa, oraya gitmesine izin verirsiniz ve orada mutlu olsun istersiniz. Eğer gerçekten seviyorsanız, onun mutluluğu, sizin onun hayatınızdaki varlığından alacağınız mutluluğun önüne geçer. O mutlu olduğu için, onun adına sevinirsiniz. Onun mutluğu sizin mutluluğunuz olur.

Yani, sevdiğiniz bu şeyin gitmesine müsaade etmeniz için duyacağınız güdü, “karşınızdakinin mutluluğu”dur. Bu durumda eğer serbest bıraktığınız size geri dönmüyorsa, bunu tercih ettiğini bilirsiniz ve bu kararın onun için daha iyi olduğunu bilir ve geri gelmesi için üstelemezsiniz. Ona iyi niyetinizi sunarak yolunuza devam edersiniz. Dikkat ederseniz, burada artık sadece vermek vardır, almak yoktur; burada artık “ben” yoktur, sadece “sen” vardır; burada tam ve kesin şefkat vardır, öfke ya da kin yoktur; hesap-kitap yoktur, sadece sevgi vardır.

Incoming search terms:

  • bhakti yoga nedir
  • evren ylan
  • bhakti yoga
  • yoga ne demektir
  • asıklar ayrıldıktan sonra aramak ısterse cevap almassa
  • sadhular yogi midir
  • koşulsuz sevgi nedir
  • geri dönmüyorsa vazgeçmeyi bilmek lazım
  • bhakti yoga ne demek
  • bhakti ne demek

Hamile Yoga’sı nedir ?

Burada yazılan yazılar tamamen gerçek öğrenci yazılarıdır.Derslerde çok güzel arkadaşlıklar kurulup sonrada bebeklerle birlikte görüşülmeye devam ediliyor.Hatta beraber guruplar oluşturup çabuk toparlanmaya gelen bir sürü öğrencim var.Ve doğumların yüzde yüze yakını eğer özel bir terslik olmaz ise normal ve kısa bir doğum olarak gerçekleşiyor.On senelik eğitim hayatımda yaptığım en iyi seylerden biri de hamile yogası normal doğum dersleri açmak oldu .Sizlerle birlikte sağlıkla bebekleri buyutüp sonra da bir sürü toruna sahip olmam müthiş bir duygu.İyi ki varsınız ve iyiki bu derslerde sizlerle birlikteyim.Grup derslerinde buluşmak dileğim ile.

Banu Deger.

Bebekler ve Annelerimiz Albümü 

BAZI ÖĞRENCİ GÖRÜŞLERİ

 Merhaba Banu Hocam

Tüm sezeryan diye ısrarlarıma rağmen (siz ne kadar kızsanız da bana:) oğlum sizin sözünüzü dinlemek istedi ve 25 Nisan sabahı 3:15 de normal yollarla dünyaya gelmeye karar verdi…Hastaneye gece 12 de gittiğimizde doktorlar bile oğlumun bu kadar çabuk (3 saat içinde) ve kolay doğacağını tahmin etmiyorlardı..

Ben de başından böyle olacağını bilseydim, sezeryan diye tutturmazdım sanırım icon smile Hamile Yogası nedir ?

Doğumumda 19. haftamdan itibaren devam ettiğim yoga derslerimin çok çok etkisi olduğunu düşünüyorum. Hatta hatırlarsanız salı günü son derse gelmiştim, cumartesi de gecesi de doğum yaptım.Hiç anestezi almadan, sadece nefes teknikleriyle son derece rahat bir doğum gerçekleştirdim. Ve de ertesi gün evde koşturup duruyodum.

Benim hamilelere nacizane tavsiyem düzenli olarak yogaya devam edip, gerisini tabiat anaya bırakmaları..

Size bu vesile ile tekrar çok teşekkür etmek istiyorum, sayenizde rahat, sakin ve kolay bir doğum gerçekleştirdim.. Yaşlanıp da sırt bel ağıları için değil de inşallah daha kısa sürede normal yoga derslerinizde tekrar sizinle bir araya geliriz.

Not: Oğlan biraz toparlansın, elinizi öptürmeye getireceğim..
Kendinize çok çok iyi bakın, kızlara selam..

Beril Balcı / 11.05.2010

 

Tülay Kaptan

Merhaba;

30 yasinda 30 haftalik gebeyim icon smile Hamile Yogası nedir ? yaklasik 1 bucuk aydir hamile yogasi yapiyorum.

Hamileligimi yoga sayesinde cok rahat geciyor.

Kendimi bildim bileli kucultmeye calistigim kalcalarimi yoga sayesinde 1 bucuk santim kuculttum hemde hamileyken icon smile Hamile Yogası nedir ?

Insallah normal dogumuda rahatlikla yapacagim.

Artik yoga vazgecilmezim oldu icon smile Hamile Yogası nedir ?

Hersey icin tesekkur ederim.

Sevgiler

Tulay

Hamilelik, erişkin bir kadının yaşayacağı en güzel dönemlerden biridir. Her hamilelik kadının bütün gücünü ve esnekliğini keşfedeceği en önemli fırsattır. Gebelik süresince kadının vücudunda fiziksel, hormonsal ve psikolojik birçok değişiklik meydana gelir. Bebeğin ana rahminde büyümeye başlaması ile, rahim büyür ve ağırlığı artar.

Buna bağlı olarak annenin vücut ağırlık merkezinde değişikler olur. Bu durum omurganın yapısını bozar, bel ve sırt omurlarında, bacaklarda ağrılara sebep olur. Hormonsal değişiklikler göğüslerde ve birçok eklemde daha önceden hissedilmeyen bazı rahatsızlıklar ortaya çıkarır. Uzun bir süre yaşanacak fiziksel aktivitelerdeki kısıtlanmalar ve hamileliğe bağlı bu hormonsal değişimler kadının psikolojik dengesi üzerinde de önemli ölçüde değişikliklere ve olumsuzluklara neden olur.

  Hamile olduğunu öğrenen pek çok kadın genellikle benzer duygular yaşar. Önce büyük sevinç, mutluluk ardından sorular, sorular. Genellikle sorulanlardan biri de; “Doğuma nasıl hazırlanabilirim?”dır.  İşte bu dönemde sıkıntılarla ve ağrılarla ve sorunlarla başa çıkmak için kökleri çok eskiler dayanan Yoga denenmelidir. Çünkü hamilelikte uygulanan yoga, anne adayını sadece doğum için değil, doğum öncesi ve sonrası için de hazırlamaktadır.

Yoga Sanskritçede birleşme ve birleştirmeye ulaşılan birliktir. Benimizin, zihnimizin ve ruhumuzun birleşmesidir. Genellikle şehir yaşamında vüdumuzu forma sokmak için spor yapmakta, entelektüel zekamız için kitap okumakta ve bilgi edinmekte veya araştırmalar yapmaktayız.Ancak hep ruhumuz bütün bu güzelliklerden nasibini almaz ve onun için bir şey yapmak aklımıza gelmez.Seyahat veya dinlenmenin bizim için yeterli olacağını sanırız.Oysa sağlıklı olabilmek için dünya sağlık örgütünün dediği gibi beden,zihin,ahlak ve ruh sağlığı birlikte olmalı ki kendimizi tam huzurlu,sağlıklı hissedebilelim.İşte bu konuda tapacağımız en önemli çalışama olarak Yoga ve nefes teknkleri oraya çıkmaktadır.

  Özellikle ilk kez hamile olan anne adayı için hamilelik, büyük bir keşif yolculuğu gibi görülebilir. Anne adayının sadece fiziksel görünümü değişmekle kalmıyor, İşin içine duygular ve zihin de giriyor. Anne adayı bu dönemde olabildiğince bilgi almak ister. Bu aşamada belki de öğrenilmesi gereken en önemli bilgi doğru nefes almak ve nefes teknikleridir. Yogada doğru nefes alıp vermek ilk adımdır. Hamilelik sırasında yaşanan yorgunluk, uykusuzluk, sürekli uyuma isteğinin bir nedeni de doğru nefes almasını bilmemekten kaynaklanmaktadır. Pranayama teknikleri doğru nefes almayı öğretip, akciğer kapasitenizi arttırırken hamilelik sırasında sizin ve bebeğinizin daha çok oksijen almasını sağlar. Ben kendi deneyimlerimden doğan bebeklerin (yoga çalışması yapan anne adaylarının) daha kilolu doğduğunu özellikle gözlemledim.

Asanalar ve pranayamauygulamaları ağırlık artıkça rahatsız olan bel ve omurga kaslarımızı güçlendirir. Bedenimizin etrafında oluşan belli bir enerji akımı çakralarımızdan ve altındaki  salgı bezlerimizden daha çok faydalanmamızı sağlar. Beden etrafında belli bir aura katmanı oluşur. Bu da hamilelik döneminde sizi bütün ruhsal travmalarınızdan korur. Böylece ruhsal  ve bedensel  olarak artık daha güçlü bir hamilelik geçirme şansına sahip olursunuz. Zamanla artık doğumla ilgili korkular azalır.Dışarıdan gelebilecek travmalar sizi hiç etkilememeye başlar.

Fiziksel sorunlar tamamen ortadan kalkar. Sırt ağrısı, dolaşım ve sindirim sorunları yok olur. Bulantılar genellikle olmaz. Ağırlıktan ortaya çıkan duruş bozuklukları en aza iner.Yoga çalışmaları ile  doğumu kolaylaştıracak asana (duruşlar), anne adayının vücudundaki değişime daha kolay uyum sağlamasına da yardımcı olur. Asanalar sayesinde, hamilelik nedeniyle gerilen bazı kaslar gevşetilerek anne adayı rahatlar.

Güçlendirilmesi gereken, özellikle doğum sırasında anne adayına yardımcı olacak kaslar için de ayrı çalışmalar uygulanır. Hamilelik sırasında yaşanan sırt ağrıları, dolaşım ve sindirim gibi sorunlar, asanalar sayesinde minimuma iner. Hamileleri düşündüren bir başka konu da doğum sonrasında vücudun alacağı formdur. Asanalar, anne adayına bu konuda da yardımcı olmaktadır. Yoga, hamilelik sırasında vücudun formda kalmasını sağladığı gibi, doğum sonrasında da vücudun yoga yapmayanlara göre daha kısa sürede toparlanmasını sağlamaktadır. Ayrıca anne adayı esnekliğini de kaybetmeme şansına sahip olur.

Hamilelik sırasında yaptığınız düzenli yoga programı ile vücutta meydana gelen Ödemler(el ve ayakta şişmeler) ve özellikle son aylarda sıkça hissedilen kramplar azalır.Karın kaslarını güçlendirerek masaj etkisi yapar ve bağırsak hareketleri daha rahatlar.İştahınızı daha kolay kontrol altına alabilirsiniz.

Anne adaylarının en büyük korkularından biride doğum sancılarıdır. Hormonlar da bu endişelerinizi tetikler. Yoga çalışmaları, anne adayının sinir sistemini rahatlatıyor ve onun kolay bir hamilelik geçirmesini sağlarken, doğum sonrasında da annenin bebeği kabullenme sürecini hızlandırmaktadır. Ayrıca ansalar doğum kanalını rahatlatıp genişlettiği için doğumun daha hızlı ve kolay olmasını sağlar.

Yoga çalışmasının bir basamağı olan meditasyon da, hamilelik sırasında daha da büyük önem kazanmaktadır.  Anne adayı meditasyon sayesinde zihinsel kontrolünü güçlendiriyor ve her türlü stresi, rahatsızlığı zihninden uzaklaştırabilecek duruma gelmektedir. Bu durum anne adayının bebeğiyle kurduğu sevgi bağını daha da güçlendirmekte ve kendini daha huzurlu ve mutlu hissetmesini sağlamaktadır. Yoga derslerinde ayrıca normal doğum yapmak isteyen anne adayına, doğum sırasında uygulayacağı nefes teknikleri de detaylı olarak öğretilmektedir.

Hamilelik yogası 3 er aylık dönemler halinde ayrı, ayrı hazırlanmış programlar olarak uygulatılmaktadır.Bu dönemler için ayrı, ayrı asanalar uygulanır.Bebeğin ruhsal gelişimi  anne rahmine düştüğü andan başlayıp Doğumdan sonraki üçüncü ayda tamamlanır. Bu nedenle sağlıklı bir hamilelik geçirmek bebek doğduktan sonra geçecek üç ay içinde çok önemlidir. Hem hamilelik döneminde hem de sonrasında geçirilen her huzurlu ve sağlıklı an bebek ve anne için çok önemlidir. Mutlu bir hamilelik ve mutlu bir anne olmak için yapacağınız Yoga çalışmaları sizin ve bebeğiniz için dingin, neşeli ve sağlıklı bir ortam oluşturur. Bu da hem huzurunuz, hem sağlığınız, hem de, doğacak olan bebeğiniz için sonsuz büyük bir keyif demektir.

Ben 24 yaşımda oğluma hamile kaldığımda uzun senlerdir yoga yapmakta idim. Ve hamileliğim boyunca da ara vermeden devam ettim. Hayatımın en sağlıklı ve bedenen güçlü dönemini geçirdim. Oğlum çok kilolu olmasına rağmen kolay ve keyifli bir normal doğum gerçekleştirdim. Bütün anne adaylarının da yoga ile bu kadar rahat bir dönem geçirebileceğini kendim de deneyledim.
Her anne adayının böyle güzel ve sağlıklı hamilelik geçirmesi dileği ile.

12)DOĞUM YAPAN BİR ÖĞRENCİM…..

Yoga ile ilk tanışmam yaklaşık 7 yıl önce eşimin ablasının vasıtası ile olmuştu. Utanarak itiraf etmeliyim ki o dönemde daha önce de hakkında bir takım şeyler duyduğum yoga ve felsefesine yaklaşımım çok cahilce ve negatifti

Fazlası ile pratik biri olarak yoganın benim gibi güçlü !!!!!!!! birine pekte katkısı olamayacağına emindim. Bu tür yaklaşımlar ancak zayıf ve arayışta olan insanların oyalanma vesilesi idi.

Sanırım dünyayı yaşanır kılan en güzel şeylerden biri insanların olduğu gibi kalmamaları ve gelişime açık olmaları.

2007 benim için öyle bir yıl oldu ki bu olumlu gelişimi yaşama fırsatını buldum. Yılın ilk aylarında anne olacağımı öğrendim ve tamamen içimden gelen bir dürtü ile yoga yapmaya karar verdim.

Halbuki o güne kadar çevremden empose edilen bir hamile için yürümenin yeterli olduğu idi.

Hamileliğimin 4. ayında yogaya başladım ve sanırım huzurlu, mutlu, canlı ve keyifli bir 9 ay geçirmek için en iyi yolu bulmuş oldum.

Hamileliğimin son gününe kadar hatta doğuma 10 saat kalana kadar çalışan biri olarak haftada 2-3 kere gittiğim Yoga Evim benim kendim ve bebeğimle baş başa kalabildiğim , dinlendiğim, enerji depoladığım ve tümgünlük sıkıntılarımı unuttuğum bir yer oldu.

Yoga mutlak faydalı fakat bunu kiminle paylaştığınız ve kimden öğrendiğiniz de bir o kadar önemli. Banu Hoca’ya bu konuda şükran borçluyum. Hamileliğimden dolayı tek başıma katıldığım derslerde Banu Hoca bana sadece Yoga öğreten kişi olmadı sabahın 7.30 unda bile gülerek kapıyı açan, bütün bunalmışlıklarımı hafifleten ve bana adeta anne şefkati gösteren bir arkadaş oldu.

9 ay boyunca normal doğum planlamama rağmen oğlum ali Durul’u biraz da doktorumun etkisi ile KORKUMDAN sezeryanla doğurdum.Yoga yapmamın temel nedenlerinden biri kolay doğumdu ancak ben yoganın olumlu etkilerini doğum sonrası yaşadım ve yoganın faydalarını sezaryen sonrasında bile gördüm. İnsanlar yataklarından kalkamaz ve sancı çekerken ben kendi kendime dolaştım, oğlumu emzirdim, altını değiştirdim ve gelen misafirlerimizi ağırlayabildim. Yoganın katkıları sayesinde vücudumu öyle kullanır hale geldim ki ağrı ve sancının esiri olmaktan kurtulmuştum. Hastaneden eve geldiğimiz 3. günden itibaren ise normal hayatıma dönmüştüm bile.

Şimdi oğlum 1.5 aylık ve biz onunla Banu Teyzesine gidip yoga yapmak için sabırsızlanıyoruz. Yeni yılda ailece  yoga yapıyor olacağız ve bu sayede eminim çok güzel bir 2008 geçireceğiz.

SEVGİLER.

BANU DEĞER.

Incoming search terms:

  • hamile yogası yapanlar
  • normal dogum yoga
  • sezeryan sonrası yoga
  • hamilelikte yoga yapanlar
  • hamilelikde yoga yaptim az kilo aldim
  • normal doğumda yoga doğru nefes
  • hamileyken yoga yapmak
  • taksim bebek ve annenin geçirebileceği yoga yapabileceği
  • yoga nefesi ile dogum
  • hamileyken yoga yaptım

Yoga Okulları kaça ayrılır ?

Dünya üzerinde birçok farklı yoga okulu vardır. Bakıldığında bunlar birbirlerinin türevleri ya da Raja Yoga’nın alt kollarıdır. Biz 4 temel yoga okulunu biliyoruz. Bunun önemi de bu dört okulun hepsinin amaçlarının aynı, sistemlerinin farklı olmasıdır. Çünkü farklı mizaçlardaki kişilere aynı yoga türünü uygulatmak kişiyi zorlayabilir ve bu yoldan döndürebilir.

Kişinin öncelikle bu okullar hakkında bilgi sahibi olması; sonra da istediği ve kendisine en çok uyan okulu tercih etmesi gerekir. Ama şu da bilinmesi gereken bir şeydir ki, kişi bir yolu seçtikten ve belirli teknikleri uygulamaya başladıktan sonra, artık bu yolu tercih etmesi ve o yolda yürümesi istenir. Kişinin Krişna’nın da söylediği gibi, ruhsal anlamda Samadhi’ye ulaşması için samimi olması, bu yolda ısrarlı çaba göstermesi, yola inancı olması, kendini adaması ve hedefini sürekli hatırlaması gerekmektedir.

Yogada her yol (her okul) aynı amaca gider. Eğer yapılan çalışmanın amacı sonucunda hedef “birlik” yani kişinin tam olduğunu hissetmesi, hiçbir şeyin kendisinde eksik olmadığını bilmesi, mutluluğa ve huzura kavuşması, sonunda da aydınlığa ulaşması değilse, kişi yoga yapmıyor demektir. Kişi yogaya başladığında kendisini olduğu gibi kabul etmelidir. Geçmişinde yaşadıkları ne olursa olsun, bunları ‘bırak gitsin’ felsefesine göre (Vairagya) unutmalı, kendisi ile el sıkışmalı, kendisini olduğu gibi kabul etmelidir.

Kabullenme ruhsallıkta önemli bir kuraldır. Kişi, şimdiki durumunu kabul ederek ruhsal yolda ilerlemek için kendi önünü açar. Öncelikle davranışlarını ve kişiliğini tespit ettin, bıraktın, barıştın ve ilerleme yolunda adım attın. Bu nedenle herkes yoga yapabilir. Evrensel bilgi, almak isteyen herkese açıktır. Nasıl ki güneş, enerjisini yayarken “Aman ben bu pencereden girmeyeyim, bu eve ışınlarımı vermeyeyim,” demiyorsa, yani her şeyini sınırsız, sonsuz, karşılıksız veriyorsa, yoga bilgisi de aynı şekilde tüm evrene ve herkese açıktır.

Bir örnek vererek konuyu bağlamak istiyorum: Upanisad’ın başlangıç mantrası, öğretmen ve öğrenci arasındaki bilgi alışverişinden ve bilginin sonsuz şekilde dağıtılmasından bahseder. Yani;

Om sahanavavatu
Sahanau bhunaktu
Saha viryam karavavahai
Tejasvinavadhitamastu
Ma vidvisavahai
Om santi, santi, santi

Anlamı, “Öğretmen öğrenme isteği olan kişiyi sonuna kadar korumazız gerekmektedir,” der. Aynı zamanda vermiş olduğu bilginin besleyici olması ve enerji de vermesi gerekmektedir. Biz de öğrenci olarak enerji dolu bir güneş gibi, etrafımızı herhangi bir karşılık beklemeden ,aydınlatmalı ve bu enerjiyi etrafımıza yayabiliyor olmalıyız. Elde etmiş olduğumuz bilgi bizi, kibire götürmemeli ve egomuzu kuvvetlendirmemelidir. Bilgiyi asla kendimizde saklamamalıyız. Çünkü bilgi evrenseldir. Geçmişten gelen düşüncelerimiz huzursuz olmamalı, şu anı mutlulukla yaşamalı, aynı zamanda gelecek planlarımızı mutluluk, huzur içinde yapmalıyız.

Sonuçta bunları bize sağlayacak yol bize en uygun olan yoldur. Kişi kendine uygun olan yolu biraz araştırarak irade gücü ile seçebilir ve bu yolda ilerleyebilir. Tercihini de yaptığı zaman ısrarlı, düzenli ve samimi çalışması, kendisini en kısa zamanda sonsuz özgürlüğe, yani “moksa”ya kavuşturacaktır.
Şimdi yoga okullarından kısaca bahsetmek istiyorum.

KAÇ TANE YOGA OKULU VAR?

Raja Yoga: Yoga okulları bize asla yapmadığımız şeyleri söylemez. Aslında gözümüzün önünde olanları kontrol etmemizi sağlar. Raja Yoga yolu disiplin yoludur. Hatha yoga uygulamaları kişiyi Raja yoga yolunda disipline eder.Bir disipline olan ve bir disipline eden vardır. Disipline olan öğrenci, disipline eden öğretmendir. Ama zihnimiz disipline karşı bir direnme içindedir. Oysa biz kendimiz bilinçli olarak disipline girersek, bu bizim özgürlük yolumuz olur. Yani aklımızın efendisi haline geliriz. Öğrenci Raja Yoga yolunda isteyerek ilerlerse her şey olumlu gider. Fizikte Newton kanunları vardır. Etki gelirse tepki kaçınılmazdır. Raja Yoga’da bu psikolojidir. Psikolojiyi ve düşünce tarzını değiştirmek bizim zihnimizin elindedir. Zihnimizin efendisi durumuna geldiğimizde, yani kendi üzerimizdeki istekli disiplin Raja Yoga’dır.Rja yoga içimizdeki tanrısal gücü tanımamızı ve onun içimizdeki ve dışımızdaki dünyaya efendilik etmesini sağlar.

Karma Yoga: Genel aktivite alanında değiştirdiğimiz davranışlardır.Yani eylem yogası da denilebilir. Raja’da irade gücü, Karma’da davranışlar kullanılır. Eğer ortada doğru bir davranış varsa zihin sorun yaratmaz, zihin sakindir. Eğer yapılan aktivite gerginlik getirirse, bu aktiviteden değil, gerisindeki hareket ve tutum yüzündendir. Karma’daki en önemli şey, sen davranışlarını olumlu olarak değiştirdiğinde, yani adandığında bu kurbandır. Karma’da ilk yol yapılan fiile egoyu araya sokmadan yapması, yani kişinin karşılıksız ve koşulsuz olarak o işi yapmasıdır. Daha sonra yapılan fiiller tam konsantrasyonla yapılır. Karşılıksız ve koşulsuzlukta adama vardır. Daha da ileriye gittiğimizde, fiili evrene hediye ederek iyi ve kötü sonuçlarını reddetmeye gelinir. Yapan kendisidir ama hiç bir çıkar beklemez ve sonuç beklemez. Sonunda yaptığın işlerde de “Ben değilim,” boyutuna geldiğinde yaptığın fiilin olumlu ve olumsuz sonuçları da onu ilgilendirmez.İşte bütün bu basamakları uygulamak da benliğinin yücelmesi durumuna sebep olur. İşte bu ulaşılan nihai nokta Karma Yoga’dır.

Jnana Yoga: Bilgi ve bilgelik yoludur.En zor yollardan biridir ve irade ile aklın müthiş kuvvetli olması gerekir. Kişiyi asla zorlamaz. Sadece metodu zihin yolu ile düzgün şekilde sorgulamasını öğretir. Jnana yogi,Vedanta felsefesini öğrenerek zihnini,kendi niteliğini araştırmak incelemek üzere kullanır.Tıpkı bir bardağın içindeki ve dışındaki alanları farklı algılamamız gibi,kendimizi de Tanrıdan farklıymış gibi algılarız.Jnana Yoga bu yolun takipçilerine,direkt olarak bardağın kırılması ve bilgisizlik örtüsünün kalması ile,Tanrı ile bütünlüğünün deneyimlenmesi için yol gösterir.

Mutsuzluğun nedenlerini kişi ÖĞRETİLERİ İNCELEYEREK zihin yolu ile bulabilir. Doğruyu yanlışı irdeler ve sonunda bunun kişiye değil, insanlığa ait olduğunu fark eder. Psikolojik kısımda ise üzüntü, kızgınlık, nefret, kin duygularından arındığında kişi Jnana Yoga yapıyordur. Biz bütün duygularımızı sonunda nötr hale getirebiliriz. Kızmadan kızabilir, üzülmeden üzülebiliriz.Jnana yoga uygulamalarından önce diğer yoga türlerinin öğrettiği bilgilerin kesinlikle anlaşılmış ve sindirilmiş olması gerekmektedir.Tanrı sevgisi,bedenin ve zihnin güclü olması ve insanın kendisini bilmesi olmaksızın bu yolda başarıya ulaşılamaz.Eğer bunların hepsi tam ise yani yogi yada yogini bütün bu değerleri hayatına uygulamış ve bu şekilde davranıyor ise işte bu, duyguların ve bedenin özgürlüğüdür ve bu da Jnana Yoga’dır.

Bhakti Yoga: Amacı kişiye evrensel sevginin ne olduğunu göstermektir. Sevgi dolu kişi her zaman ve her yerde sevgi dolu olan, sevgisini bir güneş gibi karşılıksız ve koşulsuz verendir. Her şeyi olduğu gibi kabul eden, olan olaylara içsel sevgiyle yaklaşandır. Sevgi ve vermek koşulsuz olmalıdır. Bu demek değildir ki bize bir tokat atana öbür yanağıızı da çevirelim. Yapılan her olumsuz şeye karşı içinizden sevgiyle olumlu tepki de verebiliriz. Ama olumsuz olan şeye karşı olumsuz tepki de verebiliriz. Ama bu bizim kızmama özgürlüğümüzü elimizden alamaz. Çünkü kendi düşüncelerimizin efendisi biziz. Sevgi demek sahiplenmek demek, tutunmak demek değildir. Sevgi yolu özgür olmalıdır. İşte bunların hepsi de Bhakti Yoga’dır.

BATI DÜNYASININ DAHA ÇOK TANIDIĞI VE DUYDUĞU:

Hatha Yoga: Batı dünyasının en çok bildiği yoga türüdür.Hatha yoga’nın temel özelliği beden yolu ile zihni etkilemektir.Hatha yoga üç bölümden oluşur.Bunlar asnalar-duruşlar,pranayama-nefes teknikleri ve Savasana yani gevşeme teknikleri dir.Duruş,nefes alıp verme ve yoğunlaşma-konsatrasyon üzerine kurulmuş olan HATHA yoga öğretisi bedenle zihnin bütünselliğini içerir.Hatha Yoga’nın hareketleri dikkatli ve bilinçli bir şekilde uygulandığı zaman kişiye çok yarar sağlar.Omurga ve eklemler esnek kalır.Özellikle stres,dolaşım bozukluğu,kireçlenme,sindirim bozukluğu,damar sertliği gibi çağdaş oluşmuş olan bir sürü hastalık önlenir.Beyniniz ve sinirleriniz olumlu olarak etkilenir.Gevşeme egzersizleri ise nefes egzersizleri ve hareketlerden sonra yapılır.Kaslar gevşek olunca zihinde rahat ve gevşek olur.Kişi tam bir huzur ve sükunet halinde olur.Gevşeme teknikleri uykusuzluğun ,beden ağrılarının ,sinirsel rahatsızlığın,yorgunluğun ve gerginliğin giderilmesinde son derce etkili bir yöntemdir.BATI DÜNYASINDA yapılan bir çok tıp araştırmaları,yoga egzersizlerinin insan sağlığı üzerindeki etkilerini araştıran bir çok araştırma yapmıştır.
Yoga aynı zamanda bu gün bütün gelişmiş ülkelerde psikoterapi aracı olarak kullanılmaktadır..

BANU DEĞER.

BHANU PRİYA.

Incoming search terms:

  • DURUŞLAR KAÇA AYRILIR
  • tip kaca ayrilir
  • yönetimler kaça ayrılır isimleri neler
  • okul kaça yapılır
  • dort yoga okulu
  • duruşla kaça ayrılır
  • yerel yönetimler kaça ayrılır isimleri nelerdir
  • fıtığa iyi gelen yoga duruşları
  • yoga alanı nasıl olmalı
  • yerel yönetim türleri kaça ayrılır

Yoganın tarihçesi nedir ?

Yoganın Tarihçesi ve Yoga Tarihinin Dönemsel Gelişmesi

Çok eski çağlardan beri insanlar, ermişler ve yaşamı merak eden herkes bir sürü farklı oluşumlarla dolu hareket halindeki evrenin “nedensel sistematiğini” anlamaya çalışmışlardır. Buradaki en önemli evrensel soru “nereden geliyoruz, nereye gidiyoruz?”dur. Bu soruya yanıt arayan değerli kişiler inceden inceye doğanın hareketlerini; bitkileri, böcekleri, kuşları… tüm canlıları gözlemlemişlerdir. Bitki ve hayvanların farklı yaşam biçimlerini, davranışlarını incelemiş ve bunları insan bedenine uygulamış; etki ve sonuçlarını kendi bedenlerinde deneyimlemişlerdir. İşte bu kişiler ilk “Yogi” ve “Rsiler”dir. Bu kişilerin esas amaçları doğanın hayvanlara ve bitkilere bahşetmiş olduğu özel yetenek ve becerilere sahip olmaktı. Yapılan uygulama ve çalışmalar bugünkü yoga duruşlarını (yani hoş duruş anlamına gelen)( asanaları) oluşturmuştur.

  Meraklı ve araştırmacı atalarımızın yogayı ortaya çıkarması bundan on – on beş bin yıl öncesine dayanır. Yoganın sistemli bir bilime dönüşmesi ve bu doğal sistemin insanlığa armağan edilmesi ise günümüzden yedi yüz bin yıl önce Shiva’nın yatığı çalışmalar ve düzenlemelerle olmuştur. Günümüzden üç bin beş yüz yıl önce “Veda” adlı metinler, bunların ardından “Upanisad”lar yazılmıştır. Bunları asıl adı “Bhagavat Gita” olan Krisna’nın yazdığı Mahabarata Destanı, bilimsel bir sunum olan Patajali’nin “Yoga Sutra”ları ve Hatha Pradipika denen yoga metinleri izlemiştir.

  Yazılı eserler incelendiğinde yoga sisteminin kişilerin gündelik yaşantılarında uygulayabilecekleri, her yönüyle gelişmiş ve kendini yenileyebilen bir insan yaratmak amacıyla oluşturulduğu görülür. Bu eserlerde kullanılan dil Sanskritçedir. Sanskritçede her sözcük “yuj” denilen; birleşme, iki şeyin bir araya gelmesi anlamına gelen bir kök harften türer. Buna göre yoganın uygulamadaki karşılığı kişinin her insanda bulunan “beden – zihin – bilinç” birleşiğini evrenle uyum içinde dalgalanmaya bırakması, evrenle hiçbir rahatsızlık duymadan, huzur ve mutluluk içinde birleşmesi, yaşamasıdır. Yoga, aklın huzurunun, sessizliğin ve her durumda uyumun başarılmasının metodolojisidir. Yoga yapan ve yogayı yaşam biçimine dönüştürmüş kişiler, yani “yogi”ler, huzurlu, kendini tanıyan ve kişisel gelişimini tamamlamakta olan kişilerdir.

  Yoga insana kendi benliğini tanımasını, dengede tutmasını ve yaşamla daha kolay baş etmesini öğretir; yogayla yaşam daha derinlemesine ve anlamlı yaşanır. Çektiğimiz anlamsız acılar yoga aracılığıyla kendini evrensel uyuma bırakır.

  Yoga asla bir din değildir. Yogiler kendi “öz”lerinin, yani ruhsal varlıklarının farkındalığını yaşar ve canlı-cansız tüm varlıkları daha yakın ve sevgi dolu algılar, onlarla bütünleşir. Yoga, insanları bedensel ve ruhsal disiplin yoluyla başarıya ve son olarak “aydınlanmaya” ulaştırmayı amaçlayan bir felsefedir.

YOGANIN TARİHİ birbirini izleyen dört dönem altında toplanabilir.Vedik,Klasik öncesi,Klasik ve Klasik sonrası.

VEDİK YOGA:

  Arkaik yoga olarak ta bilinen vedik yoga Rig Veda öğretileri zamanında uygulanırdı.Rig Veda yüksek güce övgüler sunan ilahilerin bir araya getirilmiş halidir.Vedik yoga madde ile ruhu birleştirme amacı olarak görülen ayinsel törenler etrafında yoğunlaşır.RİŞİ yada kahinler zihnin sınırlarının ötesine geçebilmek için derin bir şekilde içlerine dönerler ve gerçekliğin ötesine geçen vizyonlar görebilirlerdi.

KLASİK DÖNEM ÖNCESİ YOGA:

  MS 2000 e kadar uzanan uzun bir dönemi kapsar.Bu dönemde vedik dönemden çok etkilenmiştir.Gizli öğretileri ve evrendeki herşeyin birbirine bağlı oluşunu keşfeden kutsal vahiiylerden oluşan UPANİŞADLAR bu dönemde yazılmıştır.MÖ 5000yıllarında yazılan BHAVAT GİTADA aynı döneme denk gelmiştir.Bu yazıtta kişinin iyi davranışlarala dolu olan,kötü davaranışlara karşı çıkması gereken ve egonun denetimi aktına alaınmasını gerektiren konuları kapsamaktadır.

KLASİK YOGA:

  PATANJAİNİN YOGA SUTRALARI yani raja yoganın sekiz kolu budönemde anlatılmaktadır.Patanjalinin 195 afroizmadan oluşan felsefesini açıklar.

KLASİK DÖNEM SONRASI YOGA:

  Patanjaliden Sonra ortaya çıkan bir çok farklı yoga ekolünü kapsamaktadır.Usatalar bedeni özgürlüge ulaştırmak için ruhu araç olarak kullanmışlardır.Beden bir tapınak ve kullanılan yöntemlerde onun ruhsal yolda arınması için bulunan araçlardır. Bu düşünce Hatha yoga ve tantra yoga vs. gbi bir çok ekolün ortaya çıkmasını sağlamıştır.

MODERN YOGA:

  1983 TE Şikago da toplanan SWAMİ VİVEKENDA nın Amerikalılara seslenerek ilham verdiği dinler parlamentosu ile başlamıştır.SWAMİ bu toplantının ardından bütün ülkeyi baştan başa dolaştı,çok sayoda kitap yazdı ve birçok kişiyi yogaya yönlendirdi. Bir başka popüler yoga öğretmeni de “Bir Yogi’nin Otobiyografisi”ni yazan Yogananda’ydı. Jiddu Krişnamurti öldüğü 1986 yılına kadar binlerce batılıya ruhsal ilham verdi. Hatha yogayı da Amerika’ya tanıtan Rus Indra Devi’ydi. Bunun ardından gelen birçok yoga üstadı kendi okullarını kurmuş ve yogayı bugün de olduğu gibi bütün dünyaya tanıtmaya çalışmışlardır.

  Yoga, ayrıca, fiziksel uygulamalarla (duruşlarla),( asanalarla) ,bedenimize sağlık ve güzellik kazandırır. Durarak yapılan alıştırmalar enerjiktir ve yalnızca beden üzerinde değil zihin üzerinde de çok etkilidir. Duruşların bekleme süreleri farklıdır. Bu duruşlarla iç organlarımıza, hormon merkezlerine, bağışıklık sitemine ve kaslara masaj yapılır; kas ve iskelet sistemi düzeltilir, sinir sistemi gevşetilir. Duruşlar yalnızca bedensel çalışma olarak algılanmamalıdır. Çalışmaların asıl amacı yaşamın tüm boyutlarını, yani fiziksel, zihinsel, enerjitik ve duygusal yönlerini birleştirerek kişiyi bütünlemek ve uyum içinde tutmayı sağlamaktır.

  Doğru hocayla çalışıldığında ve duruşlar doğru uygulandığında sakatlanmanın söz konusu olmadığı yoga denge üzerine kurulu bir etkinlik olduğu için uygulamalarıyla boy-kilo oranının sağlıklı bir düzeye ulaşmasını da sağlar. Yoga çalışan zayıf kişiler kilo alırken, şişmanlar kilo verirler. Yoga, enerji uçlarının açılmasını sağladığı için tüm bedende bio-nerjik akımlar normale döner ve kişinin bio-manyetik alanı güçlenir. Yapılan nefes çalışmaları akciğer kapasitesini %100 artırır, beynimize ve bedenimizin her noktasına en yüksek düzeyde oksijen gitmesini sağlar. Alınan fazla oksijen adalelerde toplanan ve yorgunluğa neden olan laktik asit ve diğer toksinlerin temizlenmesini ve bedenden atılmasını sağlar. Böylece yoga çalışmalarından sonra yorgunluk değil zindelik hissedilir.

  Yoga evrensel bilgisi bu kadar yalın, basit ve anlaması kolay bir bilgidir ve evrensel bilgi herkese açıktır; kimsenin, hiçbir kurumun tekelinde değildir. Bir an için evrensel bilginin güneş olduğunu düşünelim: güneş ışığını kimseyi ayırmadan, kimseye iltimas geçmeden verir. Ondan faydalanmak istersek gölgeden çıkmak yeterlidir. Çünkü güneş gücünü ve ışığını karşılıksız ve koşulsuz olarak verir. İşte yoga bilgisi de güneş gibi herkese açıktır. Almak isteyenler alır, istemeyenlerse bilgi önlerinde bile dursa göremezler.

  Yogaya başlamanın yaşı veya bir koşulu yoktur. Bu bilgiyi almak isteyenler kendilerine deneyimli bir hoca seçerek eğitimlerine başlayabilirler. Yoga yaşamın kendisi ve özdeki huzurdur.

BANU DEĞER.

SEVGİLER.

Incoming search terms:

  • yoganın tarihçesi
  • yoganın tarihi
  • yoga tarihi
  • nefes terapi görseler
  • nefesin tarihçesi
  • yoga tarihçesi
  • yogada vedas nedemek
  • yoga sutra lari
  • yoganın
  • yoganin nedir

Yoga Nedir ?

 Yoga için ilk önemli olan tanımıdır. Sanskritçe’de her kelimenin türediği kök harfi vardır. Buna göre yoga için kök harf “yuj”dur. Bu da birleşme ya da iki şeyin (jeev atma ve param atmanın) bir araya gelmesidir.

  Yoga heryerde konuşulan, dünyadaki en önemli konu başlıklarından biridir. Yoga kelimesinin duyulması yıllar önce Hintli Astronot Rakesh Shama’nın Hindistan’ın o zamanki başbakanı Indra Gandhi ile mekikten yaptığı konuşmayla ortaya çıkmıştır. Dünyada şu anda son derece popüler olmasına rağmen, Hindistan’daki kültürün içerisinde yüzyıllardır yer almaktadır.

  Yoga, evrenin olumsuzluklarından etkilenmeden yaşayarak, her an aklın sakinliği ve huzuru içinde olabilmektir. Yoga birleştirmeye birliktir.Yani bütün kültürlere ,ırklara ve inançlara saygılı o olarak bireysel iç yapımızın(MİKRO KOZMOS),evren ile yani (MAKRO KOZMOZ) ile tüm seviyelerde birleşmesi demektir.YOGA yolu ile kişiler mikrokarmik yapısını makrokozmoz ile birleştirerek evrenin en üst seviyelerini kullanarak birleşir ve bu iki birleşme ile bütün enerjileri üstün bir şekilde kullanma kabiliyetine sebep olur.Yani kişi kendi mikrokozmoz’ unda evrenin makrokozmoz’ unda erir duruma gelir ve evrensel birlik hissine ulaşır.Böylece makrokozmoz’ ta olan mikrokozmoz ‘dada bulunur anlamı hissedilir.

 Yoga bir din değildir veya bir dogma anlamına gelmez.Yoga ile ilgili ilk bilgiler Hindistan’da bulunan metinlerdir. Bunlardan ilki Veda’lar, Veda’ların bir parçası olan Upanisad’lar ve Yoga Vazişta eski metinlerdir. Bunlar 7-8 bin sene önce yapraklara yazılmıştır. Ama bu yapraklar korunamamış, zaman zaman yok olmuş ve yeniden yazılmıştır. Hindistan’daki en eski yazıt şu anda 2000 senelik yapraklardır. Veda, bilgi demektir.yazının bulunmasından sonra da bu bilgiler ağızdan ağıza, öğretmenden öğrenciye aktarıldığından, maalesef eski zaman diliminden sadece bazı vecizeler kalmıştır. Veda düşünce sistemine göre madde dünyası beş kılıf içinde ifade edilir. Madde dünyasının bir illüzyon olduğunu ve bir gün sona ereceğini söylerler. Yoga sistemini uygulayan sürekli “Ben değilim,” diyerek kendini dünyadaki bağlılıklardan soyutlamalıdır, derler.Yoga öğretisinin temel felsefelerini bu kitaplar oluşturur.Vedanta’ların ana fikri sudur: “TEK BİR MUTLAK GERÇEK VE BİLİNÇ VARDIR;O DA BÜTÜN EVRENİN TEMELİ OLAN BRAHMAN’DIR YANİ TANRI’DIR”.

  Yoganın en büyük klasik metinlerinden biri de MÖ 3.yy ile MS 3. yy arasından bir tarihte yaşamış olan Patanjali tarafından yazılmıştır. Bunlara “Patanjali’nin Yoga Sutraları” denir. Patanjali o zamanlar insanların uyguladıkları farklı yoga tekniklerini ve teorilerini gözlemleyip organize ederek kendi Yoga Sutra’sında toplamıştır. Klasik yoga olarak tarif edilen bu önemli sitemde yoganın 8 bölümden oluştuğu yazılmaktadır. Bu sekiz bölüm fiziksel ve ruhsal bedenlerdeki sekiz bilinç aşamasını ve farkındalık durumunu temsil etmektedir.YOGA hareket ve bilginin aynı anda kullanılmasına bağlı bir harmoni sistemidir.Yoga yapan kişi hem bedensel hem de ruhsal planlarda ,nasıl hareket etmesi gerektiğini öğrenmeye başlayacaktır.Bu şekilde varlığının tüm planlardaki, tekamül süreci hızlanacak,gerçek ve mutlak mutluluğun kapıları sonsuza kadar açılacaktır.Varlıksal tekamülde hızlanma ,onun tam denge içinde olmasına bağlıdır.Yoga uygulamaları i,çsel denge ve huzuru sonsuz sevgi akışında hissedilmesini ve sonuç olarak da ,üst benliğe daha çabuk ulaşılmasına yardımcı olmaktadır.

  Yoga bilgisi herkese açık bir bilgidir ve herkes yoga yapabilir. Yoga evrenle bir ve bütün olmanın yolunu gösteren bir sistemdir. Evrenle bir olma yolunda aşılması gereken en önemli şey de bireyselliği bırakıp, bütünselliğe geçmektir. Yani “Ben” yerine “Biz” diyebilmek, bütünü sevmek ve bütünün farkına varmaktır. Yoga yapan beylere “yogi”, bayanlara “yogini” denir. Eski zamanlardaki büyük yogiler insanın çevresi ile uyum içerisinde olmasını, bu nedenle de kişinin kendi doğasının bilincinde olması gerektiğini söylemişlerdir. Yogada amaç fiziksel, ruhsal, zihinsel bedenlerimizin birleşmesi ile yüksek “Tanrı Bilincine” erişmektir. Bu da Patanjali’nin 8 basamaklı yolunun sonundaki meditasyon çalışmalarının son aşaması olan Samadhi’dir.Bunlardan binlerce yıl önce bu prensipleri bilen büyük yoga üstatları bugünün yaşamsal problemlerini çözmüşlerdir.

  Yoga günümüzde beden seviyesinde yapılan duruşlar, yani Asanalardan ibaret sayılmaktadır. Oysa eğitilen sadece beden değil, bedenin gerisindeki akıl, zihin, nefes ve sonuç olarak da Özben’dir. Tatmini Özben yolu ile Özben’de bulmak, kişinin mutluluğunun kendi dışında olmadığını anlayarak, kendi içinde araması demektir. Yoga günümüzün insanlık problemleri olan günlük gerilimler ,stres ,sinirsel rahatsızlıklar,bedensel kalitenin azalması,erken yaşlanma,hafıza zayıflığı ve birçok olumsuzluğun yok edebilmek için kesin yoldur.İşin en güzel tarafı da kişi bu yolda ilerlerken bütün problemlerini kendi halleder ,çünkü artık farkındalğı en üst boyuta ulaşmıştır.Bu da uygulayıcıya kesin güven ve kararlı bir irade getirir.Günümüzde birçok olimpiyat takımı veya uzaya giden astronotlar yoga uygulamaları ve meditasyonla güçlendirilmişlerdir.Yoga yalnızca felsefi,ruhsal yada bedensel çalışmalar bütünü değil tamamen pozitif bir bilim dalıdır.Kısaca yoga kişinin paranormal güçlerini geliştirip zihin ve bedenin evrensel şartlarla aynı seviyeye gelmesini sağlayarak kişiye sıra dışı bir yaşam sunmaktadır.Düzenli yoga çalışması yapan kişi sağlıklı,güçlü,dinamik bir bedene ve zihne kavuşarak hayatını daha da uzatma şansına erişebilir.

  Bütün bunlar dahilinde normal günlük yaşantımızda kendimize ve çevremize bakarsak, mutluluğu hep nesnelerde ve dışarıda aradığımız apaçık ortadadır. şimdi bu çerçevede çoğumuzun da bildiği bir hikayeden bahsetmek istiyorum:

  Yaşlı ve gözleri zor gören bir hanım bir gün evde anahtarını kaybeder. Bahçeye çıkar; anahtarını aramaya başlar. Ama bir türlü bulamaz. Yoldan geçen genç, hanıma ne aradığını sorar ve yardımcı olabileceğini söyler. Hanım, anahtarını düşürdüğünü ve kaybettiğini söyler. Genç, anahtarı nerede düşürdüğünü sorup “Evde,” yanıtını alınca şaşırır. “Pekiyi ama niye anahtarı dışarıda arıyorsun?” diye sorar. Hanım cevap verir: “Çünkü içerisi çok karanlık, hiçbir şey görmüyorum. Halbuki burada gün ışığı var.”

  Şöyle düşünelim: Biz mutluluğu ve anahtarını hakikaten kaybettik. Yaptığımız her faaliyet mutluluk ile yapılıyor. Sigara içenlere bakın. Her içen, sigaranın %59 oranında kanseri artırdığını biliyor ama içiyor. Bunun sebebi de en derinlerdeki mutluluğu arama duygumuz. Herkes mutluluğun bizim doğamız olduğunu bilir. Çünkü biz doğduğumuz zaman mutsuzluk nedir, nasıl bir şeydir bilmeyiz. Büyümeye başladıkça dışarıdan gelen etkilerle, yani çevre, anne, baba, okul vs. faktörlerle doğamız bozulur. Mutsuzluğu bilmeye başlarız. Böylece de doğamızdan uzaklaşmaya başlarız. Öyle ki, mutsuz ve endişeli olmak normal hale gelir. Endişelenmeyince “Niye endişelenmiyoruz?” diye hayıflanmaya başlarız. Bizim doğamızdaki uyum ve mutluluk işte böyle zaman içerisinde yok olmuştur. Oysa bedenimiz üzerinde tam hakimiyet (yani kendi kendinin efendisi olma durumu) ve tam uyum başarılmayacak bir olay değildir. Bedenimizi tam tanımamız bizi Özben’e ve Mokşa ya, yani nihai mutluluk ve özgürlük durumuna götürür. Bu da ancak yoga yapmak, yoga halinde olmak ve yogayı yaşamakla mümkündür.

  Yoga aklın huzuru, aklın sakinliğidir. Aklın huzuru ve aklın sakinliği ise Prana’nın sakinleşmesi ile başlar. Prana yaşam enerjisi olarak algılanır; ama aslında beden içindeki yaşam gücüdür. Çünkü elimizi, kolumuzu veya herhangi bir uzvumuzu hareket ettirdiğimizde bunu beden değil, içimizdeki yaşam gücü, yani Prana veya Ki ve Chi diye de nitelendirilen enerji yapar.

  Elbette bedeniz; ama yaşam gücümüz de var. Entelektüeliz, yani zekamız ve aklımız var. Duygusal yönlerimiz güçlü, yani hepimizde ilahilik var. Bu da ruhsal yönümüzle alakalı. İşte bunların hepsi beden seviyesi ve yavaş yavaş bedenin üstündeki seviyelerde kat kat gerçekleşmektedir.Ve sizleri; ruhsal yolda sonsuz (anandam ) yani ebedi mutluluk yoluna adım adım yaklaştırmaktadır.

Banu DEĞER.

BAHNU PRİYA

Sevgiler.

Incoming search terms:

  • yoga yapan kişiye ne denir
  • yoga nedir kısaca
  • atmalar kaça ayrılır
  • yoga yapana ne denir
  • kısaca yoga nedir
  • yoga yapanlara ne denir
  • yoga yapanlar nedir
  • yoga yapan nereye ulaşıyo
  • yoga yapan kişiye nedenir
  • yoga yapanllara ne denir